51. BÖLÜM: "ENDİŞE"

41 3 0
                                        

"Doğru mu duydum acaba???" diye Serbey'e baktım. Doğru duymuştum. Onun da yüzü allak bullak olmuştu. Tekrar komutana döndüm. Şaka yapmış olmasını istiyordum fakat komutana çok ters bir şey varsa eğer, o da şaka yapmak olmalıydı.
-"Bu hiç iyi olmadı" dedi Serbey. Kendi kendine konuşuyor gibiydi.
-"Kötü oldu" diye onayladı komutan.
-"Ne yapacağız?" diye sordu.
-"Bir toplantı düzenlemen iyi olacaktır. Ekipteki arkadaşlara, orada nasıl davranmaları gerektiğini iyice anlatmalıyız. Gelecek sorulara verilmesi gereken cevaplar, fazla göz kontağı kurmamak, şüphe çekebilecek hareketlerden kaçınmak, içkiyi olabildiğince az tüketmek gibi..."
-"Haklısınız" dedi Serbey.
-"Bugün bitti sayılır artık. Saat 22:08. İnsanlar odalarına çekilmişlerdir. Yarın kahvaltıdan sonra daha uygun olacaktır. Tabii bu benim kanaatim."
Komutan haklıydı. Şu an herkesi toparlamak istesek, büyük ihtimalle yataklarında pijamalarıyla uzandıkları için yarım saati geçerdi. O saatten sonra yorgun beyinlere neyi, ne kadar anlatabilirdin ki...
-"Tamamdır" dedi Serbey. "Toplantı saatini yarın sabah 10:00 olarak ileteceğim arkadaşlara."
Odamıza dönerken, Kamo'ya uğrayarak durumu anlattık ve ekibin diğer üyelerine iletmesini rica ettik. Tabii Kamo ziyafet haberini alınca, hiç vakit kaybetmeden gün yüzü görmemiş küfürler savurmaya başladı. Öyle ki, daha fazla maruz kalmamak için kendimi odaya atmak durumunda kaldım ve onları yalnız bırakmış oldum. Birkaç dakika sonra sinir içinde odaya girdi Serbey de...
-"Şu herife bin kere senin yanında küfür etmemesini söyledim! Anlamıyor beyinsiz! Anlasa da tutamaz o kendini zaten! Bir gün ağzını burnunu kıracağım! O zaman keser sesini işte!"
-"Aman boşver tanıyoruz artık Kamo'yu... Kötü niyetli bir adam değil... Kendine hakim olma yetisi yok sadece..."
-"Yarın akşam da kendini tutamazsa Luna?? Ya orada taşkınlık yaparsa?? O zaman ne yapacağız!?"
Bilemiyordum. Düşünmek de istemiyordum. En son yapacağım şey Serbey'i daha da dolduruşa getirmek olurdu. Konuyu değiştirmeye çalışacaktım.
-"Hadi yatalım. Çok yorulduk bugün. Hem içim de üşüdü. Senin sıcaklığınla ısınırım" dedim. Gerçekten de gözlerimi zor zar açık tutuyordum artık. Tek istediğim yorganın altına girip Serbey'e sarılıp uyumaktı. O ise uyuyamayacak kadar gergindi. Elini tutup yatağın içine çektim onu. İsteksizce yorganın altına girdi. Yavaşça yüzünü öptüm. Yataktan kalkamasın diye ahtapot misali sarıldım. Bacaklarımı bacaklarına doladım. En sonunda, başka çaresi kalmadığını anlamış olacak ki, gözlerini kapatıp kendini uykuya bıraktı.
   Sabah, yemekhaneye derin bir sessizlik hakimdi. Herkes başını tabağına doğru eğmiş, ağır hareketlerle kahvaltısını ediyordu. Büyük ihtimal akıllarda aynı soru vardı. Akşamki ziyafette bizi nelerin beklediği...
   Serbey birkaç lokma yedikten sonra doyduğunu söyleyip kalktı. Dev gibi adamın o kadarcık şeyle doyması mümkün değildi tabii... Yaşadığı stres vücudunda o kadar alan kaplamıştı ki, yiyeceklere yer kalmamıştı.
   Saat 10'da toplantı vardı. Normalde, Serbey'in isteğiyle toplantılara katılmıyordum fakat bu seferki planla ilgili değil, akşam oraya gittiğimizde ne bok yiyeceğimizle ilgiliydi. Serbey'le beraber ağır adımlarla salona geçtik. Sadece Asker oturmuş bekliyordu. Saat 9:50'ydi. Kendime bir yer bulup oturdum. Masada duran kalemlerden biri alıp elimde çevirmeye başladım.  O kadar kalemin içinde akıtanını bulmuştum. Bütün parmaklarım mürekkep oldu. Etrafa ıslak mendil görür müyüm diye bakımdım fakat yoktu. Kalkıp yıkamaya gitsem döndüğümde büyük ihtimal toplantı başlamış olacaktı. Ne yapsam diye düşünürken ileri geri oynattığım sandalyemin tekerleği yerdeki uzatma kablosuna dolandı. Eli dursa ayağı durmayan yaramaz çocuklar gibi olmuştum.
-"Luna, sorun mu var?" diye sordu Serbey sürekli kıpırdadığımı görünce.
-"Yok yok, şey oldu da... Düzelttim ama, sıkıntı kalmadı" dedim inandırıcılıktan uzak bir şekilde. Zaten; "Düzelttim" dediğim de, ellerimi siyah kazağıma sürüp temizlemekten ibaretti. Dolanmış olduğum kablo için yapabileceğim bir şey yoktu. Çaktırmayacaktım.
-"Gerginsiniz haklı olarak" dedi Asker bana dönüp.
-"Evet biraz..." dedim "Biraz"dan daha fazla gergin olduğum halde... Aklıma onunla tanıştığımız gün geldi. "Bu işler bitince, bize bahsettiğin gibi Astronomi kitabı yazmayı düşünüyor musun hala?" diye sordum.
-"Biter bitmez başlayacağım" dedi içten bir şekilde gülümseyerek.
-"O zaman ismini değiştir ama... 'Asker' şimdilik kullandığın geçici bir isim... 'Evren' olabilir mesela..."
-"Aslında sonrası için; 'Uzay' ismini kullanmak var aklımda" dedi. Gözleri ışıl ışıldı. Hayal kurmak insana her zaman, her şartta iyi geliyordu. Motive edici, şahane bir etkisi vardı.
-"Harika!!!" dedim sesli bir şekilde.
Serbey; "Neymiş o harika olan?" der gibi bir bakış attı bana. Daha doğrusu atmadı. Fırlattı. Bayağı başımı yardı adamın bakışı. Sussam iyi olur diye düşündüm. Beyefendiyi daha fazla germeye gerek yoktu. Zaten kızmak için fırsat kolluyor gibiydi.
Salon yavaş yavaş dolmaya başladı. Saat 10 olduğunda, tek eksik Kamo'ydu. Acaba Serbey dün ona kızdığı için trip mi atıyor diye düşünürken nefes nefese içeri girdi. Hemen Meli'nin yanına geçip oturdu.
-"Saatimin pili bitmiş yaa, baktım ortalarda kimse yok, öyle anladım toplantı vaktinin geldiğini. Kusura bakmayın" dedi.
Artık hepimiz Serbey'in konuşmaya başlamasını bekliyorduk. O ise hala ayakta düşünceli bir şekilde duruyordu. Yüzündeki çizgiler daha belirginleşmişti. Sırtını hafifçe eğip elleriyle koltuğunun sırtını tuttu. Bize doğru bakarak;
-"Bugün buraya ben oturmayacağım" dedi.
Hepimiz şaşırmıştık. Aklından her ne geçiyorsa, üzerinde çok düşünülmüş gibiydi. Konuşmasına devam etti;
"Yerime komutanın geçmesini rica ediyorum. Toplantıya bu seferlik kendisinin öncülük etmesinin daha iyi olacağını düşündüm. Doğru söylemek gerekirse; ben de orada ne halt edeceğimizi bilmiyorum çünkü..."

5 ADABağımlısı olacağınız hikayeler. Şimdi keşfedin