44. BÖLÜM: "BABA KIZ"

41 3 0
                                        

İnce uzun bir salonda oturuyorduk. Giriş kapısı sağımda, diğer odalara giden hol ise, solumdaydı. Mutfak açıktı ve küçüktü. Küçüktü evet ama gördüğüm kadarıyla ihtiyaç duyulacak her şeye sahipti. Tuvalet dışarıdaydı sanırım ve ortak kullanılıyordu. Hava serin olduğu halde içerisi gayet iyiydi. Üstümdeki ince montu çıkarıp oturmuştum. Bilmeyen biri buranın sığınak olarak kullanılan evlerden biri olduğunu hayatta anlamazdı. Deryin'in çayı getirdiği seramik demlik bile şahaneydi. Anneannemin genç kızlığından kalma çay takımının bir parçası gibi duruyordu.
-"Ne güzelmiş!"
-"Haftada bir, merkezde kurulan bit pazarına gidiyoruz. Oradan alıyoruz gündelik eşyalarımızı. Antika bunlar, kim bilir kiminmiş, ben de çok seviyorum" diye açıkladı Deryin, gülen gözleriyle.
-"Ailen nerede?" diye sordum. Biraz pat diye olmuştu ama, içimden gelen, buradaki herkesle ilgili bilgi sahibi olma isteğini bastıramıyordum. İşe yarar bilgiler toplarsam belki haber taşıyabilirdim yakınlarına... Sonra bunun, güvenlikleriyle ilgili tehlike yaratabileceği kanısına vardım ve çabucak vazgeçtim. Sadece tek kişi için geçerli değildi bu durum. Nedense kendimi ona borçlu gibi hissediyordum.
-"Ailem Üçüncü Ada'da yaşıyor. Ailem dediysem, bir tek annem hayatta... Babam ben küçükken vefat etmiş, ablam vardı iki tane, biri doğum yaparken bebeğiyle beraber hayatını kaybetti. Diğeri ise..." Durdu. Açık kapıdan dışarıya doğru baktı. Uzaklarda bir yerlerde ablasını arıyordu gözleri sanki..."Benim kadar şanslı değildi. Ceza aldığı tarih, babamızın komutanlığına denk gelemedi..."
Konuyu değiştirmem lazımdı onu ağlatmadan.
-"Sevdiğin biri var mıydı?" dedim sesime muzır bir hava vermeye çalışarak.
-"Daha çok gençtim. Doğru dürüst bir hayat yaşayamadan kendimi burada buldum."
-"Hala çok gençsin, önünde uzun bir gelecek var. Öylesine söylemiyorum, gerçekten var... Üstelik baba gibi gördüğün komutan da öyle düşünüyor. Bir gün hepinizin normal yaşamlarınıza döneceğinizden emin o da..."
Deryin yavaşça yanaşıp sarıldı bana. Ben de ona sarıldım. "Güzel günler yolda merak etme" dedim fısıldar gibi... Sesli söylemeye cesaretim yoktu. Emin olamıyordum.
Biz konuşurken Serbey dışarı çıkmıştı. Telaşlı bir şekilde kapıdan içeri seslendi;
-"Luna, bir bakabilir misin???"
-"Odundan geldiler herhalde!" dedi Deryin heyecanla.
Hızlıca ayağa kalktım. Montumu bile giymeden dışarı fırladım. Karşımda bana şaşkınlıkla bakan altı adam vardı. Üç tanesi, yirmilerinde bir kızın babası olamayacak kadar gençti. Onları hemen eledim. Diğer üç tanesine odaklandım. Olamaz! Aradığım kişiyi bulmuştum! Kızı, babasının kopyasıydı sanki!
-"Beyefendilerden rica ettim de... Eee... Onlarla tanışmak istediğini söyledim. Gerçi şu arkadaşlar fazla genç tabii ama yin..." Serbey'e sözünü bitirtmeden araya girdim. Ufak tefek, kır saçlı, aynı kızı gibi küçücük burnu ve siyaha yakın gözleri olan adama bakıp;
-"İkinci Ada'da, büyük bir giyim mağazasında çalışan kızınız var mı???" diye sordum. Heyecandan kalbim gümbürdüyordu. Adamcağız şoktan donakalmıştı. Sanki bedeni oradayken, aklı onu terk edip, uzaklara, biricik kızının yanına gitmişti. Oydu emindim. Onlar baba kızdı...
-"Kı- Kızım" diyebildi sadece ve dizlerinin üzerine çöküverdi. Avuç içleri toprakta, başı öne eğik bir şekilde ağlamaya başladı. Serbey yanına koştu. O da yere dizlerinin üzerine çöktü. Elini adamın sırtına koydu.
-"Sakin olun" dedi. "Üzülmeyin, kızınız çok iyi, daha yeni gördük onu. Alışverişteydik orada, hatta o yardımcı oldu eşime... Luna, bir şey söylesene!" dedi çaresizlik içinde. O da adamın durumuna üzülmüştü. Ellerinde odun dolu çuvallarla bekleyen diğer adamlar, yardımcı olmakla, bizi yalnız bırakmak arasında bocalamışlardı. Kibar bir şekilde gidebileceklerini söyledim. Başlarıyla onaylayıp uzaklaştılar. Bizim çay içtiğimiz evin yanındaki eve girdiler. Hemen ardından şaşkınlık içindeki sesleri geldi;
-"Babaaa! Sen mi geldin?! Tühhh! Keşke odun toplamakla vakit kaybetmeseydik!"
Onların konuşmalarını duyan adam başını yerden kaldırıp bize baktı.
-"Baba mı getirdi sizi???" diye sordu şaşkınlıkla.
-"Evet, komutanla aynı karargahta kalıyoruz" dedim.
Hüzünlü gözlerini gözlerime dikti.
-"Kızımı tekrar görecek misiniz?" diye sordu.
-"Tabii ki! Hem de hemen! Yani hemen dediysem, bugün olmaz tabii, komutan geçe kalmadan karargaha dönmek istiyor çünkü, ama size söz veriyorum; yarın oradayız!" dedim. Neye dayanarak bu sözü vermiştim hiç bilmiyordum. Sadece o acı bakışlarda biraz da olsa mutluluk görmek istemiştim. Verdiğim söz yetmezmiş gibi çoşmaya devam ettim.
-"Hatta şey mi yapsak... Kızınız yaşadığınızı ve gayet iyi olduğunuzu sizden öğrense çok güzel olmaz mı??? Bence ona bir mektup yazmalısınız. Yarın giderken yanımızda götürüp veririz."
Gözleri parlamış şekilde ayağa kalktı.
-"Götürür müsünüz sahiden???" dedi.
Yaşı en fazla elli olmalıydı fakat en az altmış beş gösteriyordu. "5 Ada" çok acımasızdı maalesef...
-"Tabii götürürüz" dedi Serbey. O da ayağa kalkmış bana bakıyordu memnun bir şekilde. "İyi ki aklına geldi eşimin!" dedi. Umarım günün birinde biz de bu insanlar gibi ayrı düşmezdik.
Aşağı yukarı iki saat geçmişti. Elimde şanssız bir babanın kızına yazdığı mektup, helikopterin içinde put gibi oturuyordum. İçimden konuşmak gelmiyordu. Vedalaşma faslı iyice üzmüştü beni. Herkes geldiğimiz için teşekkür ediyor, yine bekliyordu. Azar azar sohbet edebilmiştik diğerleriyle de. Deryin'in de dediği gibi saçma sapan şeyler yüzünden ceza almıştı hepsi... Hepsinin de hikayesi acı doluydu. Geride sevdiklerini bırakmışlardı. Kim bilir onlar da nasıl perişan haldeydiler! Tek tesellim; üşümedikleri sıcak bir ortamda, yiyecek ve içecek sıkıntısı çekmeden yaşamalarıydı. Serbey'in koluna saatini taktığını gördüm. Sahi... Neden komutan bizi o konuda uyarmıştı ki? Çok güvenli bir alandalardı halbuki...
-"Komutan, bir şey sorabilir miyim?" diye bağırdım.
-"Tabii ki..." diye cevapladı.
-"Neden bizi hırsızlık olabileceğine dair uyarmıştınız gelirken?"
-"Oluyor çünkü..." diye cevapladı hoşnutsuzlukla... "Adanın geri kalanında kamp alanındaki gibi bir bolluk yok. Ben kısa aralıklarla, helikopterler vasıtasıyla, kuru gıda ve içecek gönderiyorum onlara, hatta zaman zaman giysiler, ayakkabılar. Sağlık ve hijyen ürünleri... Aklınıza ne gelirse işte..."
-"Ne güzel! Harikasınız gerçekten! Size boşuna 'baba' demiyorlar!" diye araya girdim.
"Tamam da... Bu kadar yokluk olan yerde, bolluk dikkat çekiyor normal olarak. Kampa saldırılar oluyor. Adada güvenlik açığı var zaten... Bilerek düzeltilmeyen bir sorun tahmin edersiniz ki bu da..."
-"Erzakları almak istiyorlar ellerinden tabii..." diye söze girdi Serbey.
-"Maalesef öyle... Kızamıyorum onlara da ne yalan söyleyeyim. Dikkat çekmeyeceğini bilsem, bütün adaya yardım ulaştırırdım. Yapılması gereken de o... Yapacağımız şey de o olacak umuyorum."
Sessizlik oldu. Düşünüyorduk.
-"Adet döneminde olan bir kadın, pede ulaşabilmeli, bebeği olan bir anne, beze ve mamaya ulaşabilmeli. Bir dede, torununa çikolata alabilmeli mesela... Ninesi ise, yün alıp, atkı, bere örebilmeli üşümesin diye... Ya da bir genç, ilk maaşıyla babasına; 'Bugün ev alışverişi benden' diyebilmeli. Bunlar lüks değil haktır. Eğitim görebilmiş için de, görmeye imkan bulamamış için de haktır. Fiziksel özellikleri ne olursa olsun, isterse kolu, bacağı olmasın, yatalak olsun, yine haktır. Sadece canlı olmak yetiyor bu haklara sahip olmak için. Eğer yaşadığın yer, içinde yer almak zorunda olduğun düzen, hakları hoyratça elinden almadıysa tabii ki!"
Sustuk. Ne denilebilirdi ki! O kadar doğruydu ki her bir kelime...
Hava ve sonrasındaki kara yolculuğu bir buçuk saat kadar sürmüştü. Araçtan indiğimizde sersem gibiydim. Hem acıkmış hem de ruhen yorulmuştum. Serbey, enerjimin düştüğünü hissedip elimden tuttu sıkıca... Başımı koluna yasladım. Omzuna yetişmediğim için koluna yasladım. Aramızda yirmi beş santim falan vardı herhalde.
Kapıdan içeri girdiğimizde, aynı bizim gibi el ele tutuşmuş bir çiftle karşılaştık. Meli ve Kamo!
-"Neredesiniz be oğlummm!!! Çok merak ettik sizi, askerler de bir şey demedi. Sonra kampı kontrol etme meselesi aklıma geldi de rahatladım! Eee??? Ne gördünüz??? Hakikaten var mıymış ortada öyle bir yer???"
Meli'nin teessüf dolu bakışları Kamo'nun üzerindeydi.
-"Ya bebeğim öyle bakma bana, amcana yalancı demek istemedim tabii ki! Sadece şey yaptım. Neydi onun adı. Hani böyle şey şey konuşulur ya bazen..."
Bize bakıyordu yardım için. Yardım etmek içimden gelmedi.
-"Boş boş konuşmak mı Kamo?" diye sordum düz bir sesle. Serbey ve Meli çok gülmüştü. Kamo ise sırtına hançer yemiş gibi bir yüz ifadesiyle bana bakıp; "Cık, cık, cık..." yaptı. Yemekhane tarafından gelen sesler duyunca hepimiz yüzümüzü oraya döndük.
-"Ziyaret saati bitti. Gidiyorlar" dedi Serbey.
Daha fazla ayrılığı yüreğim kaldıramayacaktı artık!
-"Elimizi yüzümüzü yıkayıp odamıza geçelim mi biraz, yemeği de ortalık tenhalaşınca yeriz. Olur mu?" diye sordum.
-"Hiç olmaz mı..." dedi.
Gülümsedim. Hep anlayışlıydı. Hayatımı kolaylaştırıyordu. "Umarım o da benim için aynı şeyi söylüyordur" dedim kendi kendime pek de zannetmeyerek... Odaya girer girmez üstümdekiler ağır geliverdi. En başta hızlıca sütyenimden kurtulmak istiyordum. Önce montu çıkarıp sandalyenin üstüne fırlattım. Montun cebinden bir kağıt düştü yere... Düzgünce katlanmış bir kağıttı. Açtığımda bir not ve bir adres yazılı olduğunu gördüm.

Biliyorum çok zor bir şey istiyorum. Söyleyemedim utandığım için fakat maalesef sizden başka rica edecek kimsem yok. Annem beni geç doğurmuş, biraz yaşlı. İki kızını da kaybetti biliyorsunuz. Benim hayatta ve iyi olduğumu bilsin istiyorum. Onu her zaman çok seveceğimi de...
Deryin

Adres: Sahile paralel sokaktaki tek katlı mavi evin sağında kalan ikinci ev / Üçüncü Ada

Evimi tekrar görecektim. Mavi evimi.


5 ADABağımlısı olacağınız hikayeler. Şimdi keşfedin