İlk defa bu kadar yakından görüyordum burayı. Diğer dört adadan daha uzakta, büyük bir adaydı. Adanın arkasına doğru gidiyorduk botla. Çok garipti. Terk edilmiş bir ada izlenimi veriyordu sadece.
-"Herkes nerede?"
Sorum askerlereydi. Serbey de benim gibi ilk kez geliyordu buraya ve o da kendi kendine aynı soruyu soruyordu muhtemelen. Askerler birbirine baktı. Biri hafif gülümsedi. Onlar da bu soruyu bekliyordu büyük ihtimalle.
-"Nüfus arka tarafta, ön tarafta sadece güvenlik kulübeleri var." dedi biri.
-"Nüfus da çok yok zaten. Ada, büyüklüğüne göre çok tenha..." dedi diğeri de.
O sırada adadaki taşa toprağa doğru el salladılar. Çok dikkatli bakınca el salladıkları yerde gizli küçük bir kulübe gördüm. Aralarında selamlaşıyorlardı demek ki... Serbey'i de dürtüp orayı gösterdim. Dürtmeme gülmüştü.
-"Evet evet gördüm."
-"Sence de masallardaki gizemli adalar gibi değil mi burası?"
-"Gerçek oluşu daha ürkütücü."
-"Peki sence bizi orada ne bekliyor? Hata mı yapıyoruz?"
-"Biz sadece beraber gitmeyi seçtik. Oraya gidiyor oluşumuz bizim seçimimiz değil ki..."
Doğru söylüyordu. Anneannemin bir lafı daha geldi aklıma; "Sıçtıktan sonra bu bok da nereden çıktı diye şaşırmayacaksın." Kendi kendime gülmeye başladım. Annem, anneannemin deyişlerinin çok kaba olduğunu düşünürdü hep. Bazen kızardı da. Anneannem de deyişlerin direkt hayatın içinden olduğunu, o yüzden de kibar olamayacağını söylerdi. "Hayat çok mu narin de, çıkarılan dersler narin olsun ha yavrum benim?" Sesi kulaklarımdaydı. Ona sarılmayı özlemiştim. Serbey'i görse çok beğenirdi. Ona göre erkek dediğin böyle boylu poslu olmalıydı. Kesin bu konuyla ilgili de özlü bir sözü vardı ama hatırlayamamıştım. Serbey'e baktım. Hafif öne eğik şekilde oturuyordu. Keşke İkinci Ada'dan ona biraz kıyafet alsaydım. Her gün aynı şeyi giyse fark etmeyecek bir adamdı. Bir erkeğin kendisiyle takıntılı olmaması çok masum ve tatlı geliyordu bana. Ayrıca her türlü çok yakışıklı geliyordu gözüme. Çok zor beğenmeme rağmen... Başını çevirdi. Ona bakarken yakalandım.
-"Çok yakışıklısın" dedim.
-"Evlendik ya, başka seçeneğin kalmadığı için gözüne öyle geliyorumdur."
-"Hımmm, evet olabilir."
-"Acıkmadın mı?"
-"Bilmem, açlık hissetmiyorum. Gerginim ya..."
-"Hiç sevmeyeceğimiz bir yere gidiyoruz. Oradaki insanlardan nefret edeceğiz. Buna rağmen burun buruna yaşayacağız. Bilmediğimiz bir şeyle karşılacak olsaydın gergin olman doğal olurdu. Şu anda hiçbir soru işaretimiz yok."
Doğru söylüyordu. Her şey belliydi zaten. Neyse ki yan yanaydık.
-"Evler gözükmeye başladı" dedi askerlerden biri.
Gözlerime inanamamıştım. Hayatımda gördüğüm en şatafatlı yapılar karşımdaydı. Ev denilemeyecek kadar garip yapılar. Ev deyince insanın içini sıcak bir his kaplar. Bunlarsa nasıl desem, zevksizlik abideleriydi!
-"Bunlar da ne böyle yaa!!!" dedim. Daha doğrusu dehşet içinde bağırdım.
-"Zenginlik beraberinde kaliteyi getirmiyor" dedi Serbey ki; aşırı haklıydı.
-"Birazdan yanaşıyoruz."
-"Nereye yanaşıyoruz??"
-"Yöneticilerin yat limanı daha ileride. Biz oradan giriş yapmıyoruz. İlerideki merdivenleri kullanacaksınız."
-"Bizi öylece indirip gidecek misiniz?"
-"Biz özel güvenlik değil askeriz. Sayımız çok fazla olduğu için yerimiz İkinci Ada. Bıraktığımız yerde size eşlik edecek birileri olacaktır."
-"Olacaktır mı? Ya yoksa?"
-"Mutlaka vardır. Şu an yüzlerce kamera tarafından izleniyorsunuz. Biz adayı yeni görmeye başladığımızda onlar bizi çoktan görmüştü."
Gerçekten de saçma sapan bir merdivenin yanına yanaşmıştık. Her yeri pas ve kuş pisliği içindeydi.
Serbey'in düşüncelerini merak ediyordum. O da anlamış gibi konuşmaya başladı.
-"İşe yeni başlayanlar, Birinci Ada'da çalıştıkları için kendilerini bir şey zannetmesinler diye koymuşlar herhalde bu merdiveni. Patronun onlar olduğunu unutmayalım diye..."
-"Özellikle sönük bir karşılama yani... Kim bilir nasıl delilerin arasına düştük. Villalardan belli zaten. Normal insan bu ucube gibi şeylerde oturamaz!"
Artık karadaydık. Arkamızı dönüp askerlere her şey için teşekkür ettik. Onlar da vazifelerini yaptıklarını söylediler kibar bir şekilde. Botla uzaklaştılar. İkimiz yalnız kalmıştık. Bir de çantalarımız ve kutu vardı. Birine seslenmemiz falan mı gerekiyordu?
-"Bekletiyorlar" dedi Serbey. "Her şey planlı."
-"Daha ne kadar bekletecekler? Üşümeye başladım. Sanki buranın havası bile diğerlerinden farklı, ne dersin??"
-"Daha rüzgarlı sanki..." diye onayladı o da.
Üşüdüğüm için yanıma doğru sokuldu. Ellerimi ellerinin içine aldı. Kocaman elleri içinde küçücük kalmıştı ellerim.
-"3B23056 ve 1A2098 bu taraftan..."
İkimiz de aynı anda arkamıza döndük.
-"Size de merhaba..." dedim.
-"Araca binin lütfen."
Aşırı lüks bir arabaya bindik. Bizim gibi sefilleri almak için kıytırık bir araba bulundurmuyorlardı belli ki adada. Şoför hiçbir şey konuşmadan sürmeye başladı. Demek doktorlar ve yakın korumalar dışında şoförler de yaşıyordu burada. E aşçılar, garsonlar ve temizlik görevlileri de olmalı. Bir sürü insan eder. Herkes nerede??? Bu sefer ben elini tuttum Serbey'in. Çok şaşırdı ve sevindi. Böyle saçma bir ortamda, kendimizi rahatsız hissederken bile onu mutlu edebiliyordum demek ki... Bayağı yol gittik. Asfalt değil toprak yoldu. İçim dışıma çıkmıştı. Biraz daha ileride bir tabela belirdi. "SADECE ÇALIŞANLAR İÇİN". Tünel girişi gibi dev boyutlarda karanlık bir giriş. Araba
kenara çekti.
-"Geldiniz."
-"Nasıl geldik? Mağaraya mı geldik? Neler oluyor!?"
-"Yöneticiler, aileleri ve bazı çalışanlar dışındakilerin yaşam yerleri yer altında."
-"Nasıl yer altında?" Bu sefer soran Serbey'di.
-"Üç tane böyle mağara var ve yaklaşık iki yüz elli kişi bu mağaralarda yaşıyor."
-"Herkesin özendiği hayat bu mu yani? Birinci Ada'da olup mağarada yaşamak?" diye sordum.
-"Elli yaşına kadar çalışılabiliyor bu adada. O zamana kadar çok iyi para kazanılıyor. Sonra İkinci Ada'da zengin biri olarak hayatını devam ettiriyorsun."
Benim de bilmediğim detaylardı bunlar. Bizzat buraya gelmeden de kolay kolay öğrenilmeyecek şeyler. Şaşkınlıkla adamı dinliyordum. Söyleyecek bir şey bulamayınca;
-"Sizin emekliliğinize az kalmış, ne güzel..."dedim.
Serbey bana; "Sence şu anda düşünmemiz gereken şey bu mu cidden!?" der gibi baktı.
-"Eşyalarınızı bırakın. Üzerinize uygun kıyafetler verilmiş olmalı. Dairenizde giyinin. Yemek servisi de yapılmıştır. Her şeyinizi halledin işte, bir buçuk saat sonra mağara girişinden alacağım sizi."
-"Neden iki değil de bir buçuk mesela? A bir de daha önemlisi, benim beden ölçümü nereden biliyorlar??"
-"Size ayrılan on beş dakika, o saat diliminde... İkinci sorunuza gelirsek; sadece beden ölçünüzü değil, sizinle ilgili her şeyi biliyorlar."
ŞİMDİ OKUDUĞUN
5 ADA
FantasyZamanı ve mekanı belli olmayan bir hikayedesiniz. Ülkeler artık yaşanmaz halde, çözüm taşınılan adalar mı, yoksa durum orada da aynı mı? İnsan gittiği her yere aynı adaletsiz düzeni mi götürüyor? Peki ya bu şartlarda birbirini sevebilmek mümkün mü...
