Tekneye dönüşte ısıtıcıları da halletmiştik. Bir iki gün içerisinde karargaha yollayacaklardı hepsini. Koşturmacalı bir gün olmuştu ama mutluyduk. Hem yapmamız gerekenleri halletmiştik hem de beraber açık havada el ele vakit geçirebilmiştik.
Yaklaşık bir saat sonra, yorgun bir şekilde kendimizi Birinci Ada'ya attık. Taksiye binip karargahın bozuk yoluna kadar geldik. Bundan sonrasını ancak askeri arazi araçları gidebiliyordu. Serbey gelip geçenlerden bir tanesini durdurdu. Askerlerin hepsi bizi tanıyordu artık. Ne için durdurduğumuzu bile sormamışlardı.
En sonunda, odaya geçip üstümüzdekileri çıkartıp rahat edebilecektik ama önce aldıklarımızı dağıtma faslı vardı. Herkes bizi görmekten ziyade getirdiğimiz paketlere sevinmiş gibiydi. Kamo, özellikle gömleğe bayılmıştı. Onu düşündüğümüz için çok duygulandı. Gözleri dolu dolu sarıldı ikimize de...
Tek tek herkese, ne kadar çok para harcamak zorunda kaldığımı, üstüne basa basa belirttikten sonra, yeteri kadar teşekkür alamamışsam eğer, işi iyice abartıp bacaklarımın yorgunluktan tutmadığını, tansiyonumun ve de şekerimin düştüğünü, az daha bayılmak üzere olduğumu ama yine de onları mutlu etmek için pes etmediğimi falan anlatıyordum. En sonunda Serbey elimden tutup odaya götürdü beni. Sanırım hızlı hızlı hareket etmesindeki amaç diğerlerini benim çenemden bir an önce kurtarmaktı.
Böylesi yorucu bir günden sonra, duş almanın iyi geleceğini düşündük ikimiz de... O, erkekler bölümüne giderken, ben de kadınlar bölümüne geçtim. Yarım saat sonra odada buluşmuştuk. Artık akşam yemeği vaktiydi. Komutana vereceğim kocaman poşeti de yanıma almayı unutmadım.
-"Sana kızgınlığım geçti sanma, sadece çok acıktığım için çemkirecek enerjim kalmadı. Hele bir karnım doysun sonra devam edeceğim" dedim.
O da zaten bunu tahmin ediyormuş gibi başını salladı.
Yemekhaneye geçtiğimizde komutan ve Meli'yi karşılıklı oturmuş hararetli bir şekilde konuşurken bulduk. Yanlarına gidip gitmemekte tereddüt ettim. Serbey de rahatsız etmemenin daha iyi olacağına kanaat getirdi. Yemeklerimizi aldık. Meraklı gibi olmamak için onlardan uzak bir masaya oturduk. Bizi görmemişlerdi bile. Yemeye koyulduk. Her şey çok lezzetliydi. Ya da çok aç olduğumuz için bize öyle gelmişti. Karnım doyunca kızmaya devam ederim diye düşünmüştüm fakat tam tersi bütün sinirim geçmişti. Serbey gözüme çok tatlı görünmeye başlamıştı.
-"Yemekten sonra ben biraz kütüphaneye geçerim. Odaya yalnız geçersin sen, bütün gün beraberdik. Kafanı dinlemiş olursun biraz bensiz" dedim.
-"Anlayamadım?" dedi büyük bir şaşkınlıkla. Söylediklerimi garipsemiş bir hali vardı. "Senden ayrı olunca kafa dinlemiş mi olacağım? Luna, sen çok yanlış anlamışsın beni ve sana olan hislerimi!" Cidden sinirlenmişti sanırım. Durumu nasıl toparlayacağıma dair de hiçbir fikrim yoktu.
-"Yok yani ben, hani şey için demiştim. Olabilir aslında çünkü, sonuçta sen de insansın, normal yani bence ama tabii sen öyle şey yapınca ben de nasıl desem..."
-"Tamam Luna!" dedi sert bir şekilde ve ayağa kalktı.
Ne demiştim ki ben şimdi? Acaba hala ona kızgın olduğumu düşünüp alınmış mıydı? Arkasını dönüp yemekhanenin dışına doğru yürümeye başladı. İlk defa onu bana böyle kızgınken görüyordum. Hemen Meli ve komutanın olduğu masaya gidip paketleri verdim.
-"Rahatsız etmek istemedik ama artık odaya geçiyoruz da... Paketler bizde kalmasın diye getirdim. Afiyet olsun... Bir de, elektrikli ısıtıcı siparişi verdik. Onlar da gelecek. Malum önümüz kış, burası da buz gibi..."
-"Teşekkürler" dedi komutan. Söylemek istedikleri var gibiydi. "Sizi görmedik. Meli'yle önemli bir konuyla ilgili konuşuyorduk. Hatta sizi de ilgilendiriyor. Serbey de gelebilirse iyi olur."
-"Çözmem gereken bir konu var. Biraz müsaade edin bize, sonra geliriz olur mu?"
-"Bekliyoruz."
Çözmem gereken konu, her şeyden daha önemliydi. Sevdiğim adamın gönlünü acilen almalıydım. Oda kapısını tıklatıp yavaşça açtım. İçerisi karanlıktı. Serbey yatağa uzanmıştı.
-"Ben geldim" dedim sanki anlaşılmıyormuş gibi.
-"Hoş geldin" dedi.
Gidip ayak ucuna oturdum. Elimi bacağına koydum.
-"Kötü anlamda söylemedim onu Serbey, yanlış anladın beni, kızgın da değildim üstelik... Kızgındım da, yemekten sonra geçiverdi." Hafifçe kalkıp oturdu. Ellerimi avcunun içine aldı. Karanlıkta tam seçilmiyordu ama gözlerini gözlerimde hissediyordum.
-"Seni üzmek istememiştim" dedim zor duyulan bir sesle. Çok kötü hissediyordum kendimi.
-"Benim kızdığım; senden bıkabilirmişim ya da nefes almaya ihtiyaç duyabilirmişim gibi düşünmen" dedi. Konuşsun istiyordum. Anlatsın. Sonsuza kadar sıkılmadan onu dinleyebilirdim. -"Sensizlik nefes almak değil ki Luna... Seni tanıyana kadar doğru dürüst yüzüm gülmemişti benim. Amaçsız, sadece temel yaşam gerekliliklerini yerine getiren bir adamdım. Etrafımda kadınlar da vardı elbet... Bana hiçbir şey ifade etmeyen bir sürü kadın... Her zaman, karşıma çıkacak "o kadını" sevmeyi, kendimi ona adamayı bekledim. Sonra koşullar değişti. Her şey daha da kötüye gitti ve ben beklemeyi bıraktım. Hiç umudum kalmamıştı artık... Mutluluğun bana çok görüldüğü bir dünyadaydım sanki... Değil birini gerçekten sevmek, ertesi güne canlı çıkıp çıkmayacağım bile belli değildi" deyip durdu. Derin bir nefes aldı. "Sonra mucize eseri seni buldum Luna... Mucize eseri karşıma çıktın sen... Beni gördüğün zaman yüzünde oluşan şaşkınlığa aşık oldum önce... Çok güzeldin ama güzellik yetemezdi ki... "O kadını" sadece güzel olduğu için seçemezdim. Bu kadar sığ olmayı kendime yakıştıramazdım. Seni tanımaya başlayınca, sadece güzellikten ibaret olmadığını anladım. Baş başa geçirdiğimiz ilk günlerde, pamuk gibi bir kalbin olduğunu fakat o kalp daha fazla kırılmasın diye iyice sarıp sarmaladığını fark ettim. Kendine duvar örmüştün. Bir tek benim geçmeme izin verdiğin bir duvar... Kimseyle samimi olmamanı şakaya vurmuştum hatırlarsın... Aslında çok hoşuma gitmişti. Güzelliğini teşhir etmeyip, çıkar için kullanmayan bir kadınsın sen... Yoksa çoktan bambaşka bir yerde olurdun. Benimle bu sefil hayatı yaşamazdın."
Dayanamayıp araya girdim.
-"Ne sefaletinden bahsediyorsun Serbey? Seninle çok mutluyum ve kendimi hiç sefil gibi falan da hissetmiyorum!" dedim.
-"Şu an ev yerine bu küçücük buz gibi odadayız mesela... Sana harika şartlarda bir hayat vadedemiyorum. Hak ettiğin rahatlığı sağlayamıyorum. Güvenliğinden bile emin olamıyorum ve bu beni deli ediyor!"
-"Lütfen bunlar ilişkideki erkeğin görevleriymiş gibi sayma... Ne yapacaksak beraber yapacağız ya da ne yapamayacaksak beraber yapamayacağız! Zaferlerde de ortağız, sıçışlarda da! Bunu böyle bil! Anladın mı???"
Beni iyice kendine çekip yüzünü yüzüme yakınlaştırdı. Fısıldar gibi konuşmaya başladı;
-Asıl sen, seni ne kadar çok sevdiğimi ve sensiz bir an bile geçirmeye tahammülüm olmadığını anladın mı Luna Hanım?" diye sordu.
Beni öpmek istiyordu. Tabii ben de onu... Fakat henüz cilveleşme zamanı değildi. Komutan yemekhanede bizi bekliyordu.
-"Bütün romantizmi bozmayı inan hiç istemiyorum ama gitmemiz gerekiyor" dedim üzgün bir şekilde.
-"Nasıl yani? Nereye gitmemiz gerekiyor??" diye sordu şaşkınlıkla. O da belli ki, bu duygusal ortamı pat diye böldüğüm için hayal kırıklığı yaşıyordu.
-"Odaya gelmeden önce paketler elimde kalmasın diye komutanla Meli'nin masasına gittim. Söylemek istedikleri bir şey varmış. Komutan senin de duymanı istedi."
-"Soruma cevap vermedin henüz" dedi kararlılıkla.
"Hangi soruna??" diye soracak oldum fakat neyse ki, yine bir pot kırmadan hatırladım.
-"Evet beni çok sevdiğin için hep yanında olmamı istiyorsun" dedim.
-"Şimdi gidebiliriz" dedi.
Önce o kalktı ve beni de elimden tutup kaldırdı. Liseli aşıklar gibi birbirimize bakıp kıkırdayarak yürüyorduk. Ta ki, masada bizi bekleyen komutanın düşünceli ve ciddi surat ifadesini görene kadar.
-"Rahatsız ettim sizi fakat önemli bir konu... Yöneticiler iki saat önce haber gönderdiler. Görev öncesi tüm ekibe moral olması amacıyla ziyafet verilecekmiş. Ekip lideri ve eşi, yani siz, onur konuğu olarak çağırılıyorsunuz. Yarın akşam 19'da, hazırlanmış bir şekilde kapıda olun lütfen..."
ŞİMDİ OKUDUĞUN
5 ADA
FantasyZamanı ve mekanı belli olmayan bir hikayedesiniz. Ülkeler artık yaşanmaz halde, çözüm taşınılan adalar mı, yoksa durum orada da aynı mı? İnsan gittiği her yere aynı adaletsiz düzeni mi götürüyor? Peki ya bu şartlarda birbirini sevebilmek mümkün mü...
