(II)

227 29 15
                                        

Aiden ve Riley, katedralin gözlerden uzak girişlerinden biri olan kanalizasyon koridorlarına inmeden önce etrafı iyice kolaçan ettiler. Eğitimleri sayesinde birer gölge gibi görünmeyi ve göz önündeki karanlık olmayı oldukça iyi biliyorlardı. Aiden bina çatılarından ilerleyip Riley'yi diğerlerine nazaran daha boş olan sokaklara yönlendirdi. İnsanların dağınık dikkatleri ve ikilinin hızları sayesinde kimseye görünmeden ızgara kapaklı girişe ulaşmayı başardılar.

Riley, Aiden'ın kaldırdığı demir kapağın ardından çukuru kolaçan etti. "Bıraktığımız gibi; bok götürüyor." 

"Avcılığı bırakıp stant-up yapmayı düşündün mü, Ray? Eğer istersen sokak arası bir barda başlaman için espri yeteneğine övgüler düzebilirim." 

"Benimkinin yanında bir mikrofonun olacaksa neden olmasın?" diye karşılık veren Riley, sırıtarak geri çekilen Aiden'ı kızgın bakışlarla izledi.

"Yine geldiler! Ayaklı fareler! Koşun hemen buraya bakın! Maria!" 

Riley, kanalizasyon girişini kullandıkları zamanlarda ara sıra pencereden onları görüp bağıran bunama teşhisi koyulmuş yaşlı kadına bakıp sırıttı ve el salladı. Aiden topukları üzerinde dönüp kadını başıyla selamladı ve dönüşünün hızını kesmeden tekrar kanalizasyona dönüp aşağı atladı. 

Kolçaklarında irice sökükler ve yıpranmalar olan, eskimiş, petrol yeşili kadife koltuktan güçlükle doğrulan yaşlı kadın titreyerek cama doğru yürümeye başladı. Aynı kelimeleri tekrarlıyor, ısrarla kızının ismini bağırarak sokağı inletiyordu. 

Aiden, zemine ulaşınca sanki yedi metrelik bir yükseklikten atlamamış gibi hızlı adımlarla kanalizasyon koridorunda yürümeye başladı. Riley, hâlâ bağıran kadının kızının ayak seslerinin yaklaştığını duyunca elini acele tuttu ve Yura'yı tek omuzu üstüne atıp kolunu kalçasının altına sararak onu sabit tuttu. 

Yura, iki yanda sallanan kollarını ve başından sarkan saçlarını dehşet içinde izliyor, gevelemeye benzer tuhaf homurtular çıkartmaktan başka hiçbir şey yapamıyordu. 

Riley, yaşlı kadına ciddiyetle asker selamı verip çukura yöneldi.  Aiden'ın ardı sıra kanalizasyona girdi ve merdivenlere tutunup ızgarayı yerine çekti. Basamakları inmekle uğraşmayıp vücudunu boşluğa bıraktı, sarsıntıyı yumuşak karşılayıp Yura'ya zarar vermemek için dizlerini hafifçe büktü. Yura'yı omuzundan indirip tekrar kollarında taşımaya başladı. Hızlı attığı adımlar sayesinde Aiden'a kısa sürede yetişmişti. 

Katedralin zemin katına olan yürüyüş sürerken, bir ara bilincini kaybeden Yura gözlerini araladı. Duyuları yerine oturduğu an, burnuna dolan nem ve küf kokusuyla öğürdü. Kıpırdanan vücudunda tuhaf bir his hakimdi. Kolunu kaldırmak istedi fakat henüz o kadar hareket edemiyordu. 

"Günaydın minik zombi," 

Yura, kulağını tırmalayan mırıltıyla başını kıpırdattı. Ufacık bir fısıltıyı bile duyuyor, nemli duvarlardan akan su damlalarının sürtünürken çıkarttığı sesi algılıyor, tavandan alnına rastlantı sonucu inen her damlayı başına inen bir balyoz gibi hissediyordu. Bir ara neye ve kime olduğunu bilmediği bir sinir dalgasıyla sarsıldı. İçi, tarifine kelimelerin yetmeyeceği bir kin ve öfke doluydu. Sımsıkı sıktığı yumruğunu onu taşıyan kadına indirmek için kaldırmayı denedi fakat titreyen kolu onu yarı yolda bıraktı. 

"Hareket etmeye çalışma, uyuyan," diye fısıldadı Aiden, oldukça düşük bir sesle. "İyileşeceksin, korkma." 

"İnanma," diye araya girdi Riley.

"Ray!" 

Aiden'ın imalı fısıltısından sonra omuzlarını silken Riley, "Pekâlâ, yaşasın tanrının kutsal kulu, ışıltısı üzerine olsun, falan filan," diye mırıldandı ve adımlarını hızlandırdı. 

(KYS) Ekklesia Ankáthi (GxG)Bağımlısı olacağınız hikayeler. Şimdi keşfedin