(III)

199 23 28
                                        

Ritüelin üstünden beş gün geçmişti. Yura nefes alıyordu ama ölüden farksız bir halde uyuyordu. Ara sıra dudaklarını bir bez parçasıyla ıslatan Riley'nin ve durumunu kontrol etmek için uğrayan Aiden'la Ezio'nun yüzünü gördüğünü hatırlamak dışında, hafızası bomboştu. Burnuna ulaşan keskin kokular ve belli belirsiz ıslık sesleri onu deliye çeviriyor, titreme krizlerine giriyor, sarsıntı yüzünden yataktan ara sıra düşüyordu. 

Bilinci aniden zihnini bulduğu bir an tekrar yataktan fırladı. Rüyasında yine alevler içinde yanıyor, alevlerin ısırdığı saçlarının çıtırtısını ve teninin cızırdayışını duyuyor, şehir meydanına benzeyen, eski mimari görünümlü binalar ortasındaki boşluktan gökyüzüne yükselen gri dumanların altında acıdan inliyordu. Çarptığı şey omuzlarını sıkıca tuttu ve onu durdurdu. Gördüğünü ayırt edince, şehir meydanında olmadığını fark etti fakat burayı da tanımıyordu. 

"Hey, sakin ol." 

Yura dudaklarında hissettiği ıslaklıkla dilini pütürlü yüzeyde gezdirdi ve damlaları topladı. Diğer uyanışlarının aksine bu sefer bilinci hemen onu terk etmemişti. Onu terk etmeyen bir başka şey de acıydı. Kendini yatağa bıraktı ve dizlerini karnına çekmek istedi fakat belden altı felç gibiydi. "Acıyor..." 

"Uyuyan güzel sonunda uyanmış." Riley elindeki ıslak bezi ve su dolu altın tası, yatak yanındaki komodinin üzerine bıraktı. Yura'nın yüzünü kavradı ve gözlerini açmasını bekledi. Gözlerini örten göz kapakları kalkınca şöyle bir baktı; göz bebeklerinin etrafındaki iris tabakasında ara ara altın parıltılar beliriyor ve yok oluyordu. "İyi gibisin." 

"İyi gibi miyim?" diye söylendi Yura "İçim yanıyor," gözleri bir an Riley'nin sol kaşındaki üç küçük altın halkaya takıldı. Ama zihni şu an gördüğü her şeyi analiz edip ne olduğunu anlayacak, hatta hatırlayacak kadar berrak değildi. 

"Biliyorum." Riley yataktan kalktı ve altı yatağın bulunduğu odanın ortasında kalan boşluğa doğru yürüdü. "Birkaç güne hiçbir şey hissetmezsin." 

Yura dirsekleri üzerinde doğrulmaya çalıştı. "Bana ne yaptınız?"

"Hayatını kurtardık." dedi Riley. Oda kapısının kenarına bırakılmış altın çerçeveli boy aynasından görüntüsüne baktı ve ceketinin yakasını düzeltti. "Daha doğrusu Aiden kurtardı. Bana kalmış olsaydın şu an cehennemdeydin." 

"Sen ne saçmalıyorsun be?" diye söylendi Yura "Ne cehennemi? Aiden kim?" 

Riley, göz ucuyla yatakta doğrulmak için debelenen Yura'ya baktı. "Cehennemin ne olduğunu bilmiyor musun?" 

"Saçmalık," diye ayak diredi Yura. Doğrulmaya çalışmaktan vaz geçip sırtını tekrar yatağa bıraktı ve etrafına bakındı. "Neredeyim ben? Sen kimsin?" 

Riley'nin aynaya yansıyan görüntüsündeki ağız kısmı hareketlendi ve gül kurusu rengi iki dudağı arasında inci gibi dizilmiş beyaz dişleri açığa çıktı. Ceketinin fermuarını göğsüne kadar çekip bıraktı. 

"Sen de bardaydın, değil mi? İçkime bir şey karıştırdın ve beni kaçırdın." 

Riley'nin sırıtışı büyüdü. Bu işin oldukça eğlenceli olacağını düşünüyordu. "Tabii ki." dedi arsızca. "Hatta barmen de benim arkadaşım. Dişime göre güzel bir kuzu görünce hemen bana haber veriyor. Ben de o kuzuyu inine çeken kurdum." Kısa bir an Yura'ya omzu üstünden bakıp, "Üstüme kusman hiç hoş değildi ama." dedi ve tekrar gözlerini aynaya çevirdi. 

"Ailem benim için kayıp ilanı vermiştir. Sonunda yakalanacaksın ve ..." gözleri, şakaklarını sızlatan ağrıyla kısıldı. Onunla dalga geçer gibi konuşan kadından hariç, bir papaz ve iki kişi daha hatırlıyordu. "Yakalanacaksınız ve... hapse gireceksiniz." Beş gün önce olanlar hafızasına yavaş yavaş işlerken, "Avukatım ben," diye mırıldandı. 

(KYS) Ekklesia Ankáthi (GxG)Bağımlısı olacağınız hikayeler. Şimdi keşfedin