Yura, Vergil'ın eline sardığı bandaja yumruğunu sıkıp açarak alışmaya çalıştı. Gözleri, tavandan dört şerit zincirle asılmış kum torbasına döndü ve umutsuzca baktı. Parmaklarını tekrar kapatıp açtı ve parmak arasındaki bandaj kısmını esnetmeye çalıştı. Riley'nin dolabından Aiden'ın verdiği tuhaf eşofman takımı, diğer her şey gibi avcılara özel tasarlanmıştı ve şu an rahatlığı için şükredebileceği tek şey buydu.
Ellerini kaldıran Vergil, "Bakalım yatkınlığın ne durumda." dedi ve avuçlarını açıp bekledi.
Yura derin bir nefes aldı. Çocukken bir süre savunma sporu yapmıştı ve o dönemden aklında kalanları uyguladı. Vergil'ın avuçalrına iki eliyle ardı ardına iki yumruk attı.
"Tamam, yeter bu kadar." dedi Vergil ve ellerini indirdi. "Temelin var gibi duruyor ama oldukça işe yaramazsın. Belli ki seninle çok işimiz var."
Yura omuzlarını silkti. "Üzgünüm, sizler gibi avcı doğamadığım için özür dilerim!"
Vergil güldü ve kollarını göğsünde birleştirdi. "Bizler avcı doğmadık ki, avcı olduk. Beş para etmez ebeveynlerimizden birinin soyu cehennem lordlarına dayanıyordu ve piyango da bize vurdu işte."
Yura'nın kaşları şaşkınlığını belli edercesine bitişti. Artık bunu inkâr etmeyecekti çünkü inkâr edemeyeceği kadar çok şey görmüş, birebir yaşamıştı. Ve bu iblis melezleri, -onların deyişiyle- yeni ailesiydi.
O an spor salonunun ağırlık antrenmanı ve aletler için ayrılmış kısmında olan biteni izleyen Aiden, her iki yana da yüzer kiloluk ağırlık taktığı halteri yere bıraktı ve Vergil'la Yur'nın yanına yürüdü. "Onu bu konuda eğitmek için buradayız, Vergil." Yura'nın yüzüne doğru parmaklarını şıklattı ve odağını üstüne çekti. "Hangi elini kullanıyorsun?"
Yura, sağ elini kaldırdı.
"Sol bacağını öne çıkart ve dizlerini hafifçe bük." dedi Aiden. Vergil'a yardım etmesi için başıyla Yura'yı gösterdi. Duruşu acemi bir boksörü andıran Yura, dirseklerini kaldırınca birkaç düzeltme daha yaptılar ve Aiden ellerini kaldırıp avuçlarını Yura'ya çevirdi. "Tekrar deneyelim." Yura umutsuzca vurunca, "Vergil, lütfen Yura'nın duruşunu tekrar düzeltir misin?" dedi.
Böylece uzun bir süre çalıştılar. Yura, Vergil'ın yönlendirmesiyle kum torbasına geçerken Aiden'a teşekkür etti. Vuruşları ve duruşu, ilk seferine göre fazlaca düzelmişti. Vergil'ın dediklerini harfiyen yaptı ve torbayla çalışmaya başladı. Yumruk attıkça içindeki kızgınlık eriyor gibiydi. Odağını kaybettiği iki an dışında, başarılı bir antrenman geçirdi. Kan ter içinde, nefes nefese kalmıştı. Vergil ellerindeki sargıları açınca, el eklemlerinin kızardığını fark etti.
"Onlar için endişelenme," dedi Vergil. "On dakika içinde geçeceklerdir.
Yura elini kaldırdı ve kızarıkları dikkatle inceledi. Derisindeki çizgileri ve şimdiden iyileşmeye başlayan et dokusunun normal rengine dönüşünü oldukça net görüyordu. "Hep böyle mi olacak?" diye sordu, mırıldanırcasına. Bu fikre kolayca alışabilirdi.
"Yaraya ve bazı diğer etkenlere bağlı." Vergil, top gibi sardığı sargılardan birini havaya atıp yakaladı ve Yura'ya uzattı. "Bunlar artık senin. Ha, bir de Ezio'ya vücut ölçülerini ver de senin için gerekli olan gündelik ve avcı kıyafetleri ayarlasın."
Yura başını eğdi. Genişliği ve tenindeki ter yüzünden ıslanıp siyahın daha da koyu bir tonuna bürünmüş kolsuz tişörte baktı. "O, ne zaman dönecek?" Bakışları dikkatle Vergil'a dönünce, yüzünde ilk kez bu kadar ciddi bir ifade gördüğünü fark etti.
ŞİMDİ OKUDUĞUN
(KYS) Ekklesia Ankáthi (GxG)
Fantasy"Tanrı'nın kutsal ışığında parıldayanın yozlaşması an meselesidir. İblis, melek ya da insan; düşünen her varlığın en ilahi laneti, Tanrı'nın sunduğu üstün mevkiyi ve gücü, kendi iradesiyle dengede tutmaya çalışmaktır." Vatikan'a bağlı iblis melezi a...
