Katedralde yapılan pazar ayininde söylenen ilahilerin ve ziyaretçilerin sebep olduğu gürültünün sesi, zemin katta rahatlıkla duyuluyordu. Çan kulesinden koroya eşlik eden carillondan çıkan her nota, ayin salonunun eşsiz ekosuyla her köşede eşit duyuluyordu.
"Hay böyle işin!" Riley, yastığını başının üstüne koydu ve kulaklarını kapatmaya çalıştı.
Yura kısa bir an Riley'nin durumuna göz attı: Sabaha doğru inatlaşmasını görmezden gelip giydirdiği tişörtü sırtına tamamen yapışmış ve nemli bir görünüm kazanmıştı. Tekrar gözlerini satırlara indirdi. Gece boyu gözlerini satırlarla meşgul etmişti ama ilginç bir şekilde az da olsa dahi uykusu yoktu. Okuduklarının büyük bir kısmı da aklında kalmıştı.
Riley başındaki yastığı yere fırlattı ve dizleri üzerinde doğruldu. Yatağın ucuna ulaşmaya çalıştığı sıra sırtındaki sızı kendini hatırattı ve koroda ilahi okuyan çocukların ses telleriyle beraber sırtındaki çiziklere sebep olan Jessica da, lanetlerinden nasibini aldı.
"Çok gürültücüsün." dedi Yura, yeni sayfaya geçerken.
Riley yataktan kalktı ve Yura'ya dönüp bir elindeki kitaba bir de yüzüne baktı. "İlaç ver." Sürüdüğü sol bacağıyla Yura'ya doğru yürüdü ve yatağın yanına ulaşınca avucunu açıp bekledi.
Yura, duvarda asılı saate göz atıp dizlerine yasladığı kitabı kapattı ve yatağa bıraktı. Sütyeninden çıkarttığı kilitli torbanın ağzını açtığı sıra, Riley'nin paketi alma girişimine kendinden beklemediği bir hızla tepki verdi ve kolunu geri çekti. "Bu sorumluluk bana bırakıldı."
Riley'nin yüzü buruştu ve havada kalan elini sıkı bir yumruk yapıp indirdi.
Yura, torbanın içinden bir kapsül çıkarttı ve ağzını sıkıca kapatıp tekrar eski yerine koydu. Yataktan kalkıp hapı Riley'ye uzattı ve "İçtikten sonra sırtına pansuman yapalım." dedi.
Riley, Yura'nın parmakları arasındaki hapı kasıtlı ve uzun bir temasla alıp ağzına atarken, Yura gözlerini devirip arkasını döndü ve komodinin üzerinde duran sürahiyi alıp bardağa su döktü. Bardağı Riley'ye uzattı fakat Riley bunu reddetti.
"Başkasının eşyalarını kullanmam."
"Kendin bilirsin. Nefes boruna yapışsın da o kapsül boğul o zaman." Riley'nin yanından geçip onun yatağına doğru yöneldi ve komodinin üzerinde duran, sabah sürülmesi gereken merhemi aldı. Yüzüne bariz bir gıcık olmuşlukla bakan Riley'ye başıyla yatağı işaret etti. "Uzan."
Riley, tekrar bacağını sürüyerek yatağına doğru yürüdü. "Vücuduma dokunmak için daha geçerli bir sebep bul."
Yura, yanaklarını şişiren sinirli bir nefesin ardından, "Bak, bir konuda anlaşalım. Şunu kafana sok: Senin herhangi bir yerine dokunmak ya da seninle ilgili hiçbir şey istemiyorum. Ezio'nun ricasını yerine getireceğim çünkü Ezio gibi Aiden ve Vergil'da seni önemsiyorlar."
"Sen önemsemiyorsun yani?" diye aniden sordu Riley.
Yura omuzlarını yükseltti ve "Kesinlikle hayır." dedi.
Riley genişçe sırıttı ve Yura'nın tam karşısında durdu. "Beni önemsemiyorsun ama kıyafetlerimi giyiyorsun-"
"Sana da kıyafetlerine de lanet olsun!" Yura, merhem kabını yatağa attığı gibi üzerindeki tişörtü çıkarttı ve Riley'nin suratına fırlattı.
Tam bu sırada kapı iki kez tıklatıldı ve hiçbir cevap beklemeden aceleyle açıldı. Ellerinde paketlenmiş ve özel kılıflarla muhafaza altına alınmış avcı kıyafetleri taşıyan Aiden ve Vergil, yatakhanenin kapısında belirdi. İkisinin de şaşkın bakışları sütyeniyle kalmış Yura ve yüzündeki tişörtü eline alan Riley arasında gidip geldi. Gözleri fazla hareket etmedi çünkü İkisi arasındaki mesafe oldukça dardı.
ŞİMDİ OKUDUĞUN
(KYS) Ekklesia Ankáthi (GxG)
Kỳ ảo"Tanrı'nın kutsal ışığında parıldayanın yozlaşması an meselesidir. İblis, melek ya da insan; düşünen her varlığın en ilahi laneti, Tanrı'nın sunduğu üstün mevkiyi ve gücü, kendi iradesiyle dengede tutmaya çalışmaktır." Vatikan'a bağlı iblis melezi a...
