"Tanrı'nın kutsal ışığında parıldayanın yozlaşması an meselesidir. İblis, melek ya da insan; düşünen her varlığın en ilahi laneti, Tanrı'nın sunduğu üstün mevkiyi ve gücü, kendi iradesiyle dengede tutmaya çalışmaktır."
Vatikan'a bağlı iblis melezi a...
Ertesi sabah saat altıda -sinir bozacak kadar gürültülü bir şekilde- mahkeme için hazırlanmaya başladı Riley. Heyet önüne çıkarken giymeleri gereken kıyafet, birliğinin rengini temsil eden -heyetin anlayışına göre- sade bir kıyafetti: Manşetleri altın ipliklerle işlenmiş, üzerinde dikenli dal motifleri kabartmaları taşıyan bir pelerin ve pelerinin altına siyah keten gömlek ve pantolon.
Yura gözlerini aralayınca hissettiği ilk şey, üzerine yattığı kolunun uyuşukluğunu oldu. Buruşturduğu yüzüyle komodindeki su dolu altın kupaya uzandığı sıra, üzerine geldiğini önceden fark ettiği fakat tepki veremediği şeyin görüşünü kapatmasıyla irkildi. Yüzünü açmak için elini çekince kupaya çarptı ve içindeki suyun yerlere saçılmasına sebep oldu. Başını örten bez parçasını eline alıp baktı fakat ne olduğunu anlayamadı.
"Sakar." dedi Riley, dalga geçer gibi. Yura'nın aynadaki yansımasını ve sinir yayılan yüz ifadesini sırıtarak izledi. "O pelerine zarar vereyim deme. Heyet önüne onunla çıkacaksın."
Yura gözlerini kapattı ve sinirini bastırmak için derin bir nefes aldı. "Senden nefret ediyorum, senden nefret ediyorum, senden nefret ediyorum..." diye mırıldandı bir süre.
Riley omuzunun üzerinden kısık gözlerle Yura'ya baktı. "Sana tek yedek pelerinimi veriyorum ve sen benden nefret mi ediyorsun?" Tekrar aynaya döndü ve siyah saçlarını düzeltir gibi yaptı. "Bana minnettar olmalısın."
"Ne demezsin." diye söylendi Yura. Pelerini top haline getirip koltuk altına sokuşturdu ve yataktan kalktı.
"Gömlek ve pantolon dolapta." dedi Riley. Gözleri tekrar sinirle hareket eden Yura'nın aynadaki yansımasına döndü. "Bir de duş alsan iyi olur. Berbat kokuyorsun."
Yura yumruğunu sıktı ve Riley'ye döndü. "Sen artık çok fazla sinir bozucu olmaya başladın."
Riley omuzlarını silkti. "Kokun gibi mi?"
Yura, sağ tarafında duran kitaplığa uzanıp eline geçen ilk kitabı aldı ve Riley'ye fırlattı.
Riley döndü ve sırtına çarpmak üzere olan kitabı son anda havada tuttu. "Bu ne cüret?" Belli etmese de dudakları hafifçe kıvrılmış, eğlenmeye başlamıştı.
"Benimle ne derdin var? Ne istiyorsun benden?" diye bağırdı Yura. Sesi o kadar yüksek çıkmıştı ki, kendisi bile şaşırmıştı bu duruma.
Riley, avuç içiyle kulağını okşadı ve hiçbir cevap vermedi. Elindeki kitaba biraz güç uyguladı ve kapağının paramparça olup sayfalarının dağılmasını sağladı. Yura'nın bakışları yere düşen sayfalar ve eli arasında gidip gelirken, "Bir daha buna sakın yeltenme." dedi ve elinde yamulan kapağı yere bıraktı. Tekrar aynaya dönüp kıyafetini düzeltmeye devam etti. "Duştan sonrada şu döküntüyü toparla."
Yura'nın çenesi titredi ve sinirden gözleri doldu. Kızaran gözlerini Riley'den çekip dolap kapağını sinirle açtı ve havlu alıp aynı sinirle kapattı. Soğuk gümbürtü odayı doldururken, sert bastığı adımlarla banyonun yolunu tuttu.
Kapıyı ardından kilitleyip, boğazından yükselmeye çalışan hıçkırığı bastırdı. Suyu sonuna kadar açıp ısınmasını bekledi fakat elini altın başlıktan akan suya her değdirdiğinde su, buz gibi akmaya devam etti. Riley'yden başlayıp içine tıkıldığı odanın banyosundaki suya kadar sağlam lanetler okuduktan sonra, vücudunu bir anda soğuk suyun altına soktu ve büzüldü. Teni soğuk suyu çaresizce kabullendikçe büzülmesi geçti ve uzuvlarını serbest bıraktı. Bir anda aklına ailesi ve sevgilisi geldi. O an, boğazındaki hıçkırık da özgürlüğüne kavuştu.
Oops! Bu görüntü içerik kurallarımıza uymuyor. Yayımlamaya devam etmek için görüntüyü kaldırmayı ya da başka bir görüntü yüklemeyi deneyin.