(VIII)

175 24 14
                                        

Odaya girip kapıyı kapattığında Yura, Riley'yi kendine çekti. İçinde çoktan kıvılcımlanmış olan barut, Riley'nin ateşiyle alev almıştı bile.

Riley de farklı değildi; arzusu doruktaydı ama her anın tadını çıkarmaya, kendini bütünüyle kaybetmemeye çalışıyordu. Kısa bir an geri çekildi, vücuduna sardığı havluyu yere bıraktı. Ardından Yura'nın gözlerinin içine bakarak kendi havlusunun düğümünü çözdü. Tenine dokunan serinlikle birlikte, Yura'ya yeniden yaklaştı. Yura'nın dudaklarına karşılık verirken parmakları sütyeninin kopçasını buldu. 

Kopça çözülür çözülmez Yura, sabırsızca sütyeninden kurtuldu ve serbest kalan kollarını Riley'nin boynuna doladı.

Riley'nin dudakları, Yura'nın boynuna inerken yumuşak bir mırıltıyla fısıldadı: "Bu halini gerçekten sevdim." Saçlarının arasına süzülen parmaklar, onu yeniden yönlendirdi. Dudakları tekrar Yura'nın tenine dönerken, boynuyla omzunun birleştiği yeri bu kez daha tutkulu, biraz daha sertçe ısırdı. Yura'nın vücudu istemsizce titredi. Ve bu titreyiş, Riley'nin içinde daha önce hiçbir kadında hissetmediği bir şey uyandırdı. Dudaklarının ve dilinin yerini artık daha çok dişleri alıyordu. 

Yura utancıyla boğuşurken, içinde filizlenen cesaretle şaşkına dönmüştü. Bugün, her anlamda yeni bir başlangıçtı onun için. Riley'nin dişleri teninde her iz bıraktığında, acıyla zevkin karışımında ürperdi. Daha fazlasını istiyordu. Dudakları aralandı, nefesi kesik ve titrekti. Zamanını durduran, onu mantığından ve boyutundan kopartan varlığın ismini fısıltıya yakın, neredeyse yalvaran bir tonda söyledi: "Ray..."

Yura'nın ismini söylemesiyle birlikte Riley'nin içinde bir şey taştı. Sanki o an, her duyusu tek bir histe toplanmıştı. Eğildi, Yura'nın bacaklarını kavradı ve onu kolaylıkla kaldırarak sırtını kapıya yasladı.

Yura, refleksle sol koluyla ona tutunduğunda, Riley onun elini yakaladı ve parmaklarını kendi parmaklarına kenetledi. Kenetlenmiş ellerini, yavaşça yukarı kaldırıp Yura'nın başının üzerinde, kapıya dayadı. Ardından dudakları tekrar buluştu; ama bu kez, sadece arzu değil, bir tür teslimiyet de vardı dokunuşlarında.

Riley o anda sadece Yura'ya odaklanmak, varlığının her parçasını ona adamak istiyordu. Hayatı boyunca pek çok birliktelik yaşamıştı; ama hiçbir dokunuş, hiçbir nefes, Yura'nınki gibi değildi. Onu sadece bedeni değil, ruhu da istiyordu. 

Ve Riley, bu çağrıya tüm benliğiyle cevap vermeye hazırdı.

Yura, Riley'nin vücudu ile kapı arasında sıkışıp kalmış olmanın yarattığı baskıyı inkâr edemezdi. Bu duygu -sıkışmışlıkla birlikte gelen o yoğun yakınlık- onu fazlasıyla tahrik ediyordu. Bacaklarını Riley'nin beline doladı ve onu tamamen kendine çekti.

Riley'nin zaman zaman şiddetlenen ısırıkları, öpüşlerinin baskısıyla birleşince dudaklarının nasıl kabardığını hissedebiliyordu. Her temas, her nefes, Yura'nın içinde yanan arzuyu biraz daha körüklüyordu.

Riley'nin sessiz talebiyle dudaklarını araladığında, onun dilinin kendi ağzında dolaşmaya başladığını hissetti. Önce şaşırdı, sonra bu tutkuda kayboldu. Daha önce hiçbir temas bu kadar derin, bu kadar iyi hissettirmemişti. Eğer başı böyleyse, devamı... diye geçirdi içinden, kalbi hızla çarparken. Riley'nin isteklerinin yön verdiği bu ritme kendini bırakmaya karar verdi. Kontrolü ona vermek, Yura için bir korku değil, zevke açılan bir kapıydı artık.

Dişleri, Riley'nin dilini nazikçe yakaladı. O anın oyun bazlığıyla karışan bir cesaretle, elini Riley'nin sırtındaki kabarıklıklara götürdü. Parmak uçlarıyla oradaki çıkıntılarda gezinirken, tırnaklarıyla sırtındaki eğimli çizgileri yavaşça izledi. Ardından eli, beline kaydı; tenin gerilimle titreştiği o yumuşak sınırı geçip tekrar boynuna ulaştı. Her hareketiyle, onu daha fazla hissetmek istiyordu. Sadece teniyle değil, ruhuyla da.

(KYS) Ekklesia Ankáthi (GxG)Bağımlısı olacağınız hikayeler. Şimdi keşfedin