"Hey amca, uyansana!"
Başrahibi tokatlamaya başladım ama uyanmıyordu.
Sanırım yaptığım büyü bayağı etkili olmuş.
Tam tersine uyandırma büyüsü yapabilir miyim acaba?
Hadi deneyelim!
Başrahip boğulmuş gibi nefes alıp vermeye başladı, gözlerini şaşkınlıkla açmışken henüz etrafında olup bitenin farkında değildi.
"Sonunda uyanabildin be!"
Bana baktı, sonrasında gözlerini kapattı ve tekrar açtı. Büyük bir çığlıkla geriye doğru çekilirken elindeki asayı bana doğrultuyordu.
"ŞEYTAN! Tanrı'nın evine nasıl girersin?! Defol! YARDIM, YARDIM EDİN!"
Bana asa doğrultan bileğinden tuttum ve sıkmaya başladım, acıdan bağırmaya başladı.
"Bak amca, Alden'e zarar vermeye çalıştığın için sana karşı hiçbir acımam yok! O yüzden düzgün davranırsan iyi edersin."
Morarmış bileğini bıraktım ve yakasından tuttum. Korku dolu gözlerle sordu. "N-ne istiyorsun?"
"Alden'in karanlık manasını başka birisi biliyor mu?"
Cevap vermedi, başını çevirdi.
"HEMEN SÖYLE!!"
"B-bilen başka birisi yok, tapınak gizlice halletmek istedi."
Ahhh ona hiç inanasım gelmedi.
Keşke yalanları anlama yeteneğim olsaydı.
"O değil de sende daha iyisi var."
Ne? Argint'in dediğine karşılık bir süre düşündüm. Neden bunu bana söylüyor ki şu an?
Bir süre ses gelmedi, sonrasında cevap verdi.
"Eğer geçmişteki Alden'in başına bir şey gelirse her şey değişirdi değil mi? Yeni bir konak bulmak zorunda kalırdım ve seninle de karşılaşmazdım."
Bu daha iyi olmaz mıydı yani?
"Sanırım bulabileceğim en iyi konak sensin, gücüme bu kadar iyi uyum sağlayabilecek birisi olacağını düşünmezdim."
Derin bir nefes alıp verdim.
Yani şu an Şeytan Argint ile sebebimiz farklı olsa bile amacımız aynı.
Pekala Argint, söyle bana! Benim yeteneğim ne?
Gülme sesi duydum, sonrasında konuştu. "İnsanlara doğruyu söyletebilmek!"
NE?
Nasıl yani?
Argint cevapladı. "İnsanlar senin karşında istemeseler bile doğruyu söylemek zorunda kalacaklar."
Waoooow!
Bir şey diyeceğim, Argint'ten nefret ediyorum ama bu yeteneğe sahip olmak işimi çok kolaylaştıracak.
"Rica ederim."
Artık onu duymazdan gelmeye geri dönebilirim.
Başrahibi yere fırlatıp ayağa kalktım, ona tekrar uyutma büyüsü uygulamıştım.
Şimdi uyuyan herkese toplu olarak hafıza silme büyüsü uygulamaya çalışacağım.
Sonrasında da Alden'i evine bırakırız.
~
"Sen de benimle gelemez misin Laura?"
Alden'in aşırı bir tatlılıkla sorduğu soruya olumsuz cevap vermek zorundaydım.
"Biliyorsun ki ben bir şeytanım, senin yanında kalamam."
"Ama sen iyi bir şeytansın..."
Gülümsedim. "Yine de diğer insanlar böyle düşünmez Alden, bu yüzden içindeki karanlık manayı kimsenin öğrenmesine izin vermemelisin ve acil bir şey olduğunda hemen bana haber ver tamam mı? O vakit ben sana yardıma geleceğim."
Kafası karışmıştı. "Nerede olduğunu bilmeden sana nasıl haber verebilirim ki? Ayrıca buna vaktim de olmaz."
Aşırı haklı, bu dünyada telefon falan da yok.
Etrafıma bakındım, işe yarar bir şey düşünüyordum ve o sırada defterini okumaya devam eden Frances'ı gördüm. "FRANCES, gelsene bir şuraya!"
Kafasını kaldırdı ve bana baktı. "Ne istiyorsun?!"
"Gel diyorum!!"
Oflayarak yanıma geldi. "Ne var?"
Aklıma gelmiş dahice fikirle konuştum. "Alden'e canavarlarından bir tanesini versene, canavar gibi görünmese daha iyi olur tabii. Böylece başına bir şey geldiğinde bize haber verebilir. Sen canavarlarınla istediğin zaman iletişim kurabiliyorsun değil mi?"
"Evet ama neden vereceğimi düşündün ki?"
Ona ters bir bakış attım. "Eğer vermezsen seni çok feci döverim."
Güldü. "En başta benden korkuyordun ama! Benden güçlü olduğunu sanmıyorum."
Bakışlarımı ondan ayırmadan elimi havaya kaldırdım. Yaptığım siyah ateş büyüsü o kadar büyüktü ki her yer karanlığa bürünmüştü.
"Tamam tamam, şaka yapıyordum zaten. Ona bir tane cehennem kuşlarımdan vereceğim!"
Gülümseyerek büyüyü durdurdum, sonrasında bir tane kuş gelip Alden'in omzuna konmuştu.
Alden heyecanla kuşa baktı. "Çok sevimli görünüyor!"
Frances uyarırcasına konuştu. "Sevimli göründüğüne bakma, üzerine çizik attığı birisinin bedenini kontrol edebilen bir tür bu!"
Oha ama! Bir kuşun niye bu kadar mükemmel bir yeteneği var?!
Frances'a tehditkâr gözlerle bakmaya başladım. "Bu kuş Alden'e öyle bir şey yapmaz, değil mi?!"
"Hayır asla, asla öyle bir şey yapmaz! Ben zaten öyle bir emir vermem."
Güzel.
Sonrasında yeniden Alden'e döndüm. "Dediğim gibi, bir şey olduğunda bize haber ver. Ben seni kurtarmaya geleceğim."
"Ama neden?" Bunu sormakta haklıydı, bugün çok farklı ve garip şeyler yaşadı.
Omzundan tuttum, meraklı gözlerle bana bakmaya devam ediyordu.
"Bunu sana zamanı geldiğinde söyleceğim ama şu an çok küçüksün, sana travma yaratabilecek bir şey söylemek istemiyorum. Önümüzde 13 yıl var bu yüzden, konuşmak için bolca zamanımız olacak. Sen şu an sadece çok dikkatli ol ve işleri yoluna sokmaya odaklan. Halledebilirsin değil mi?"
Kafasını salladı. "Babamın bana öğrettikleri boşuna değildi, ailemin ölüm sebebini açıklamak için de aklımda bir takım planlar var. Ben iyi olacağım Laura!"
Elimi omzundan çektim ve biraz uzaklaştım. "O zaman güzel, bir sonraki sefer görüşmek üzere."
"Görüşürüz...beni kurtardığın için teşekkür ederim."
Sadece gülümsemekle yetindim.
Alden bunları söyledikten sonra malikanesine doğru ilerledi. Ben de Frances'a döndüm. "Pekala, sen ne yapacaksın?"
Bir süre düşündü. "Seni şatoma davet etmek istiyordum aslında. Gidecek bir yerin yoksa benimle gelir misin?"
Ben de bunu sormasını bekliyordum.
"Tabii ki."
Beğendiyseniz oy vermeyi unutmayınnnn!
Umarım beğenmişsinizdir.
Görüşürüzzz.
💞💞💞💞
ŞİMDİ OKUDUĞUN
Shipper Leydi
FantasyEn son okuduğum roman berbat olmasına rağmen kötü karakteri Alden, mükemmel bir karakterdi. Ana kadın karakter Juliet ise biraz klasik olsa da fena değildi. Ben ise bu ikisini shipliyorum çünkü çok yakışıyorlar. Bence evlenmelilerdi! Ama yazarın pla...
