Geçmişte kalmış gelecekte
Dünyayı kaos sarmışken Juliet, tek aşkı Felix'e hayatını adamıştı. Hayatında geriye bir tek o kalmıştı, ablası da babası da ölmüştü.
Eski arkadaşı Alden, tüm ırkları yok ederken kendi de yok olmak istiyordu bazen.
Sığındıkları küçük evde fazla imkan yoktu, ocak bile çalışmıyordu bu yüzden ateş yakmak zorundaydı.
Dışarı çıktı ve ateş yaktı, yemek yapmak için malzemeleri hazırlamıştı.
Bu sırada Felix halâ uyuyordu, zaten hep geç uyanırdı o.
Hiçbir şey umrunda değildi kocasının. Dünya mı yok oluyor, bize bir şey olmadı ya!
Bu yeterli, sen sadece güzel yemek yapmaya odaklan Juliet!
Eski kahramandan eser kalmamıştı, belki de hiçbir zaman kahraman değildi.
Büyük kazana koyduğu malzemeleri karıştırmaya başladı. Ne yaparsa yapsın güzel yemek yapamıyordu işte, Felix asla beğenmezdi.
Zengin bir leydiden niye yemek yapması beklensin ki?
Tabii zenginlik de leydilik de kalmamıştı orası ayrı.
"Yine mi yahni? Gerçekten yemekten bıktım." Duyduğu sesle anlamıştı ki kocası uyanmıştı.
Gülümsemeye çalıştı. "Elimizdeki malzemelerle sadece bunu yapabilirim, biliyorsun çok yeterli yiyeceğimiz yok."
Felix umursamaz bir tavırla içeri girdi, bu sırada son bir defa konuşmasa olmazdı. "Onu da güzel yapsan yerim de, durum ortada. En iyisi ava çıkayım ben."
Kocasının kılıcıyla birlikte ormana doğru ilerlediğini gördü, gözü yapıyor olduğu yemeğe kaydı. "Öyleyse bunu kim yiyecek?"
Kaşlarını çattı. "Aptal Juliet, bir şeyi de becer."
Öfkeyle kazanı devirdi, ellerinin sıcaktan yanmasını umursamıyordu.
Sonraki yaptığı şey ise mutfaktan bir bıçak kapıp ormana doğru ilerlemekti.
~
Amacı kocasını öldürmek değildi tabii ki, o da kendisi için bir şeyler avlamak istiyordu.
Bir işe yaradığını göstermek istiyordu.
Ürkek bir tavırla ormanda ilerlemeye başladı, duyduğu çıtırtı sesinde bile irkiliyordu. Sonra duyduğu inleme sesiyle yerinde zıpladı.
"Yardım, lütfen birisi!"
Sonrasında bu sesin bir insana ait olduğunu anladı, acaba Felix'e bir şey mi olmuştu?
Koşarak sesin geldiği yöne ilerledi.
Bir nehrin kıyısına ulaştığında onu görmüştü. Yıllardır görmediği, tanıdık bir yüz...
Zar zor konuştu. "Millaes, sen misin?"
Millaes onu görünce gülümsedi. "Yine bir melek göreceğim aklıma gelmezdi."
Juliet'in gördüğü Millaes, geçmiştekinden çok farklıydı.
Her tarafı yara bere içindeydi.
En önemlisi de sol bacağı ve kolu yoktu. Sanki bir canavarla savaşmış ve kaybetmek üzereyken kaçmış gibi bir hâli vardı.
O canavarın da kim olduğu apaçık belliydi.
"Ne oldu sana?"
Yüzü soldu, sanki yaşadığı travmayla tekrar tekrar yüzleşiyordu. "Şeytan Argint, vahşetin ta kendisiydi...ona karşı savaşmaya çalıştık. Beceremedik, Rosa beni korumaya çalışırken öldü. Ben de ölmeliydim...ölmeme yardım edebilir misin?"
Gözleri Juliet'in elindeki bıçağa kaymıştı, hemen bıçağı arkasına sakladı Juliet. "Bunu yapamam!"
Güldü. "Neden? Önümüzde umut dolu bir gelecek mi var? Buna inanıyor musun?"
Başını çevirdi genç leydi. "Belki de yok ama bu yüzden kendimizi mi öldürmeliyiz?"
Millaes ona aptalmış gibi baktı. "Yani eski dostunun gelip seni öldürmesini bekleyeceksin, güzel."
Elindeki bıçağı yere koyan Juliet, Millaes'e doğru yaklaşmaya başladı. "Başka bir yolu olmalı, hepimizin kurtulması için."
(Millaes) "Ben çoktan öldüm, sadece bedenimi yok etmek kaldı."
Ona öylece baktı, onu ikna edecek bir şeyi yoktu. Sanırım kendi bile ikna olmamıştı zaten.
Yanına geldiğinde ise onun gibi yere oturdu.
Nehri izlemeye başladı, her şeyi unutup sadece suyun akışını izlemek istiyordu genç leydi. "Keşke her şey daha farklı olsaydı."
Baş Büyücü bir süre sessiz kaldı, sonrasında konuştu. "Keşke seni sevdiğim günler kadar huzurlu olsaydı hayat."
Leydi Lovett yavaşça ona döndü, Millaes ifadesiz bir yüzle leydiye bakıyordu.
Juliet geçmişte onun kendisini sevdiğini biliyordu aslında, ama kahramandan gözlerini ayırıp başka bir yöne hiç bakmamıştı.
Sanırım şu an pişmanlığını yaşıyordu.
Çünkü Felix, tam bir hayal kırıklığıydı.
İkisi de bakışlarını suya çevirdi. Söyleyecek bir söz yoktu, söylense bile fark etmezdi artık.
~
Sonraki günlerde Juliet, Millaes'in kalmaya karar verdiği mağarayı ziyaret etmeye başladı.
Ona yaptığı yemeklerden götürdü, Millaes bayılarak yedi. Her seferinde daha çok getirmesi için ısrar ediyordu.
Juliet'in yemeklerine dünyanın en güzel şeyiymiş gibi davranıyordu.
Juliet şaşırdı, anlam veremedi, çünkü yemeklerini kendisi bile sevmezdi.
Juliet; Millaes'in yaralarıyla ilgilendi, ona şifalı bitkilerden yapılmış merhemler verdi.
Millaes şaşırdı, anlam veremedi, neden ona bu kadar yardımcı oluyordu ki?
Zaman böyle geçip giderken ikisi de birbirlerine karşı bir şeyler hissetmeye başladılar.
Kimse bir şey söylemedi ama bu hisler büyüyordu, kim bu hisleri büyümeye devam ederken saklayabilirdi ki?
Felix de fark etmişti, karısı çok daha mutluydu artık. Hiçbir şey yokken bile gülümseyerek dışarıda dans ediyordu.
Sanki dediği hiçbir şey artık karısını etkilemiyordu.
Bir gün uyuyormuş numarası yaptı ve Juliet'in ne yapacağını merak etti, dışarı çıktığını anlayınca da onu takip etmeye karar verdi.
Gördüğü manzara karşısında ise şok oldu, bir adamın yanına gitmişti, ona yemek verdi ve beraber gülüşüp eğlendiler.
Kafayı yiyecek gibi olan Felix, evine geri döndü ve sakince karısını bekledi.
Juliet geldiğinde onun uyandığını gördü ve bozuntuya vermeden elindeki bitkileri masaya bıraktı. "Bitki toplamaya gitmiştim, ne yemek yapmamı istersin?"
Felix kaşlarını çattı, onun bu kadar iyi yalan söylemesi sinirlerini bozmuştu. "Bilmem sen zaten o adamla yedin değil mi? Bana yemek yapmana gerek var mı?"
Juliet donakalmış bir ifadeyle kocasına bakarken Felix yavaşça belindeki kılıca uzandı.
(Juliet) "Felix, ona sadece yardım ediyordum. Lütfen...sakin ol!"
(Felix) "Haha, beni kandırmaya çalışma!!! Onunla yattığını biliyorum. BENİ KANDIRAMAZSIN!!"
O günden sonra Millaes'e yemek getiren kimse olmadı.
Noluyo bana ya!
Ben nasıl bu kadar karamsar bir bölüm yazabildim?
Yine de backstory olarak iyi oldu, olması gerekiyordu.
( -̥̥̥̥̥̥̥̥̥̥̥̥̥̥̥̥̥̥̥̥̥̥̥̥̥᷄◞ω◟-̥̥̥̥̥̥̥̥̥̥̥̥̥̥̥̥̥̥̥̥̥̥̥̥̥᷅ )
Bayyy!
ŞİMDİ OKUDUĞUN
Shipper Leydi
FantasíaEn son okuduğum roman berbat olmasına rağmen kötü karakteri Alden, mükemmel bir karakterdi. Ana kadın karakter Juliet ise biraz klasik olsa da fena değildi. Ben ise bu ikisini shipliyorum çünkü çok yakışıyorlar. Bence evlenmelilerdi! Ama yazarın pla...
