Sorata, Nauselom'un ne kadar zeki ve yetenekli olduğunu şu ana kadar öğrenememişti. Hele de böyle bir planı, karısının idam edildiği gün nasıl tasarlamıştı devrik kral? Donup kalan Sorata'yı Nauselom'un sert tokatı ayılttı.
''Hadi Sorata! Hareket et biraz. Daha yolumuz uzun. Ölen askerin sesini elbette birileri duymuştur. Biraz sonra buraya akın ederler.''
Nauselom öldürdüğü askerin kılıcını almıştı. Hızlıca önce kendi kelepçelerini sonra da Sorata'nın kelepçelerini çözdü. Sorata hala kendine gelememişti. Ayılmıştı ama şaşkınlıktan ne yapacağını bilmez bir hali vardı. Bu yüzden Nauselom onu sertçe sağ kolundan tuttu ve ayağa kaldırdı. Bulundukları kodesten çıkışa doğru koşmaya başladılar. Burası adeta bir labirent gibiydi. Kasdron'daki eski mahzenler böylesine karmaşık yapıya sahip değildi aslında. En son Angon Triyanon devrinde Kasdron'da, zamanın en azılı iki hırsızı hapishanelerden firar etmişti. Bunun üzerine, imar edilmiş hapishanelerin yapıları hızlıca değiştirildi.
Sorata hem koşuyor hem de nefes nefese Nauselom'a merak ettiklerini sormaya çalışıyordu: ''Böylesine karmaşık bir labirentte kendinden emin ilerliyorsun Nauselom. Umarım ne yaptığını biliyorsundur. Aksi takdirde büyük ihtimal az sonra askerler bizi kıstıracak.'' Nauselom: ''Merak etme. Buraları avucumun içi gibi biliyorum. Bir keresinde Ursula'ya sormuştum bu labirentin karmaşık yapısının anlamı var mı diye. O da bana söylemişti. Labirenti Angon Triyanon yaptırmış. Ve yine burayı yaptırırken Kasdron'un şehir içi yollarına benzer tasarlanmasını istemiş. Yani zindandaki her kodes bir evi, koridorlar ise Kasdron'un yollarını temsil eder. E Kasdron'u biliyor musun diye sormayacaksın herhalde.'' Sorata şok olmuştu.
''Nasıl yani, sen ne diyorsun? Senin sözlerine göre burada yüzlerce ev yani yüzlerce kodes olmalı. Yerin altına böylesine büyük bir yapıyı nasıl yapabildiler?'' Nauselom;
''Kasdron mimarlarını küçümseme Sorata. Malyen'deki büyük yapıların çoğunda onların parmağı vardır. Bence burada önemli olan büyüklük değil, yapımının şehir merkezine benzetilmesi ki bu da Angon'un zekasını gözler önüne seriyor. Keşke ben de onun soyuna zarar vermeseydim. Keşke geçmişe dönebilsem Sorata.''
Sorata kendine gelmişti. Artık söylediklerini mantık süzgecinden geçirebiliyordu. Nauselom'a cevap verdi: ''Böyle zamanlar yaşayan herkes senin düşüncelerini paylaşır. Ama emin ol ki sen geçmişe dönebilsen dahi yine yaptıklarını değiştirmeyecektin. Artık yaşananlar geride kaldı. Bundan sonra önüne bak ve verdiğin zararları elinden geldiğince düzeltmeye çalış.'' Nauselom gülümsedi:
''Bak sen bizim çatlak Sorata'ya. İlk defa doğruyu söyledin. Evet dediklerini düşüneceğim değerli dostum.'' der demez ikisi de kahkahayı bastı. İlerden tıkırtı sesleri gelmeye başladı bir anda.
"Dur bir dakika! Dönemeçten askerler yaklaşıyor. Dikkatli ol Sorata. Arkamda kalmaya çalış." dedi devrik kral. Saniyeler sonra koridorun diğer tarafından gelen ışık da onu desteklercesine ikiliye doğru yaklaştı. Durup beklediler. Karşıdan dört asker çıkıp geldi. Sorata elinde bir silah olmadığı için geri çekildi. Koridorun dar oluşu, askerlerin Nauselom'un etrafını sarmasını ve dördünün de aynı anda saldırmasını engelliyordu. Nauselom ise uzun kılıcı yerine, dar alanda manevra kabiliyeti daha iyi olan hançerini çıkarmıştı. Askerler ikişer halde saldırdılar önce. Nauselom hızlı hareketleriyle adeta onların başını döndürmüştü. İkisini karnından deştikten sonra diğer ikiliye yöneldi. Aniden koştu ve duvara çıkıp bir tanesine tekme savurdu. Diğeri tam kılıcına davranacaktı ki ayakları üzerine düşen Nauselom adeta bir samuray edasıyla onu da yerle buluşturdu. Sonunda dört askeri öldürmesi on dakika kadar sürmüştü. Sorata bu kadar yetenekli bir savaşçı ile daha önce karşılaşmamıştı. Nauselom savaşırken yardım etmek istemiş ama hem buna Nauselom izin vermemişti -ki zaten iki kişi yan yana zor sığıyordu koridora- hem de içinde ona karşı aşırı bir güven oluşmuştu. İçinden bir ses Nauselom'un yanındayken güvende olduğunu söylüyordu. Belki de efsanelerde şövalyelerden bahsedildiği gibi yüz kişiyle bile savaşabilirdi tek başına Nauselom. "Hayır saçmalama o kadar da değil." diye uyardı kendini sonra Sorata. Kara Şövalyelerin namını duymuştu sadece. Ve şimdi karşısında bir Kara Şövalye komutanı bulunuyordu. İyi haber ise onun dostuydu, düşmanı değildi.
İki yoldaş koşarken Sorata'nın nefesi kesilmişti oysaki Nauselom'da bir tekleme dahi yoktu. Şövalyeler; askerlikleri boyunca her türlü koşu, idman, ağırlık kaldırma ve doğaya adaptasyon ile ilgili tam donanıma sahip oluyorlardı. Böylesine koridor koşulları Nauselom'u yormazdı.
Kasdron zindanının ana kapısının önüne kadar geldiler. Nauselom şöyle bir dışarıyı gözlemledi. Kulelerde okçular vardı. Dikkatleri kapının üzerinde değildi. Sorata'ya dönüp sessiz şekilde: ''Beni dinle! İşaret verdiğim zaman, parmağımla gösterdiğim yere doğru arkana bakmadan olanca gücünle koş tamam mı? Şimdi tüm nefesini topla çünkü dışarıdaki kulelerde okçular var. Ve bizi gördükleri anda ok yağmuruna tutacaklardır. Sana güveniyorum Sorata. Sakın beni hayal kırıklığına uğratma. Hadi göreyim seni." Sorata bu yetenekli adamın her dediğini onaylıyordu. Çünkü onu buradan çıkarabilecek tek kişi Nauselom'du. 45 yaşındaydı ve ömrünün geri kalanını özgür bir insan olarak geçirmek istiyordu. Ailesi yoktu bu yüzden Nauselom onu nereye getirirse oraya gitmeyi planlıyordu.
Nauselom işareti verdiği anda ikisi de koşmaya başladı. Birkaç saniye sonra okçular firari mahkumları görünce ellerini yaylarına uzatıp ok fırlatmaya başladılar. Okçuların lideri ise avazı çıktığı kadar bağırıyordu. ''Kaçıyorlar! Mahkumlar zindandan kaçtı, yakalayın! Okçular vurun onları!''
Bu ses ortalığı galeyana getirmişti. Sadece okçular değil kulenin aşağısındaki kapılardan da akın akın piyadelerin gürültüsü gelmeye başlamıştı. Nauselom olup bitenler esnasında çoktan karşıya geçmişti. Vücudunda herhangi bir yara yoktu. Zaten epey hızlı koşmuş ve okçular onu zor fark etmişti. Şimdi sıra diğer arkadaşındaydı. Koşmadan önce kendi kendine telkinler verdi ve içinden: "O bana güveniyor. Sakın onu hayal kırıklığına uğratma Sorata. Hadi geç şurayı. Yaparsın sen." dedi. Hızla koşmaya başladı. Atmaca gibi yerinden fırlamıştı ilk başta. Ama maalesef Sorata, Nauselom kadar şanslı değildi. Diz kapağının bir karış altından giren okla yaralanmıştı. Aksayarak Nauselom'un yanına kadar gelmeyi başardı. Nauselom, Sorata'nın bacağındaki kanamayı durdurmak için kıyafetinden kopardığı bez parçasıyla yarasını sardı. ''Sorata, biraz daha dayan. Bak burada gizli bir geçit var. Geçit Kasdron'un merkezindeki pazara çıkıyor. Orada tanıdığım bir esnaf vardı. Bize yardım edecektir.'' dedi. Sorata: "Artık ölsem de gam yemem arkadaşım. Ben sana verdiğim sözü tuttum. Karşıya geçtim. Gerisi önemli değil. İstersen beni gelen şu piyadelerin önüne at, fark etmez bundan sonra." Nauselom sinirlendi.
"Azıcık daha saçmalarsan seni onlardan önce ben öldüreceğim zaten Sorata sen hiç merak etme. Şimdi lütfen kapa çeneni ve bana yardımcı ol lütfen."
Sorata'nın koluna girip geçide girmesine yardım etti. Arkalarından gelen askerlerin sesi duyuluyordu. ''Yakalayın onları! Eğer onları yakalayamazsak krala nasıl hesap vereceğiz. Hadi, hadi!''
Nauselom, Sorata'yı bahsettiği esnafın evine kadar getirdi. Kapıyı çaldı. Açan yaşlı bir adamdı. Karşısında Nauselom'u görünce şok olmuştu. ''Komutan?'' diyebildi sadece. Nauselom: ''Lütfen bize yardım et.'' dedi adama. Adam onları içeri aldı.
O gece Ursula'nın askerleri elleri boş bir şekilde geri döndüler. Ve sonradan alınan haberlere göre Ursula bu askerlerin hepsinin kellesini vurdurtmuştu.
ŞİMDİ OKUDUĞUN
ON HANEDAN
FantasyON HANEDAN On Hanedan, bir Türk fantastik kurgu romanı. Yerli yazarlarımızın ısrarla uzak durduğu bu tür, aslında okuyucuyu daima diğerlerine göre daha çok cezbetmiş ve merak uyandırmıştır. Kitap uyarlaması fantastik filmlerin aldığı ilgi ve teveccü...
