''Uzun süredir kış uykusundaydım. Size ejderhaların hafızaları çok kuvvetlidir demiştim evet. Ama kış uykularında bazen aklımızdakiler silinir. Neyse ki bu sefer sizin işinize yarayacak bilgileri unutmamışım. En son hafızamda bir şeyler kalmış. Otuz beş, kırklı yaşlarda bir kadın geçmişti bu topraklardan. Senesini hatırlayamadım şimdi. Çok uzun süre oldu ben uyuyalı. Üzgün ve korkmuştu. Bir şeyden kaçıyor gibiydi. Ayrıca bitkin haldeydi. Uzun yollardan geldiği belliydi. Takip ettim gittiği yere kadar, beni fark etmedi bile. Ne kadar dalgın olduğunu düşünün. Ardına bir saniye dönüp bakmadı.'' dedi Aktesil.
Toras ümitlenmişti. Her ne kadar ejderhanın bahsettiği hikayede halası zor durumda gözükse de önemli olan hayatta olmasıydı. Belki anlatılan kişi halası dahi değildi veya belki şuan yaşamıyor bile olabilirdi. Yine de halasıyla ilgili bir görgü tanığına ilk defa rastlamıştı. Bu sebepten içinde durduramadığı heyecanlı ses tonuyla konuştu: ''Acaba bu halam Tepya olabilir mi? Bahsettiğin kişi sanki onu tarif ediyor. Peki nereye gitmişti? Yarası var mıydı? Yanında erzak falan bir şeyler var mıydı? Tehlikeli bir yere mi gitti?'' Toras heyecanla aklındaki tüm soruları tek nefeste dökmüştü. Aktesil cevap verdi: "Sakin ol insanoğlu. Uzun süredir uykudayım. Kafamı bunca soruyla karıştırma. Sana yardımcı olacağım dedim ama sen de sabırlı ol biraz." Saadvakas sağ eliyle Toras'ın omzunu okşayıp: "Efendim eminim ki ejderhanın bahsettiği kişi halanızdır. Artık tedirginliğe mahal yok. Mutlu olmalısınız." dedi. Toras'ın yüzünde güller açmıştı. Heyecanla Aktesil'e dönerek: "Biz buraları bilmiyoruz. Eğer bizi gittiği yere götürebilirseniz çok mutlu oluruz. Sizin için bu zor olmamalı diye düşünüyorum." dedi. Saadvakas araya girdi. "Hem belki sırtınızda gitmemize izin verirsiniz. Malyen'i tepeden izlemek çok güzel olur."
Ejderha: "Sen fazla masal okumuşsun herhalde lisancı. Bir ejderhanın sırtında yolculuk etmenin kolay olduğunu mu zannediyorsun bakalım? Biz ejderhalar gökyüzünde kilometrelerce hıza çıkarız. Ayakta kalmayı başarabilecek misiniz? Çünkü düşerseniz sizi o süratle gelip havada yakalayamam." dedi.
Saadvakas'ın içini derin bir ürperti sarmıştı. Aklında ejderhanın dediklerini düşündü. Aktesil uçarken üzerinden düşmek demek, yere çakılıp un ufak olmak demekti.
"Anlıyorum, neyse ben teklifimden vazgeçtim. Siz havada uçarken biz de sizi yerden takip ederiz artık." dedi Saadvakas. Saçmalama, diyerek uyardı Toras onu. "Altımızda herhangi bir binek yok. O kadar yolu yürüyerek gidemeyiz. Yürüsek bile Aktesil'e yetişemeyiz. Bu topraklarda at bulma ihtimalimiz de yok. Öyle değil mi Aktesil?" dedi.
"Haklısın insanoğlu. Atlar uzun süredir Ölü Topraklarda görünmüyor. Büyük ihtimalle doğuya göç etmişlerdir." dedi ejderha.
"O zaman geriye tek seçenek kalıyor: Aktesil! Seninle çalışmamız gerekli. Sırtına tutunmak konusunda antrenman yapalım bir süre. Sen de bize yardımcı olmalısın elbette." dedi Toras.
"Ben size yardımcı olurum ama bu yeterli olmaz. Sırtımda tutunabilmek için güçlü kollara ihtiyacınız var. Kendinize güveniyorsanız benim için sorun yok." dedi ejderha. Toras dönerek Saadvakas'a baktı. Ondan cevap bekliyordu. Toras kendisinden emindi. O eski kralın oğluydu. Aynı zamanda birçok savaşa katılmıştı. Gücü kuvveti yerindeydi. Saadvakas bir süre suskun kaldıktan sonra: "Efendim siz de kabul ederseniz naçizane fikrim şudur. Benim kollarım kudretli Aktesil'in sırtında gitmek için yeterli seviyede değildir. Ama siz tutunursanız ve bende size sarılırsam gidebileceğimizi düşünüyorum." dedi. Toras bu cevaptan memnun kalmıştı. "Tamamdır o halde yola revan olalım Aktesil." dedi Triyanonlu.
''Yalnız bir şeyi söylemedim size. Belki daha önce söylemeliydim ama sohbet böyle gelişti. Seneler önce dikkatimi çeken kadının gittiği yer Malyen'de değildi.''
''Nasıl yani Malyen'de değil?" dedi Toras. Saadvakas'a dönerek: "Ne demek istiyor Saadvakas? Farklı bir yer diyecekken Malyen mi dedi acaba? Malyen, bizim dünyamız. Burada olmayacak da nerede olacak?'' diye sordu. Kafası karışmıştı Triyanonlunun. Saadvakas ise durumu anlamıştı. Ejderhanın bahsettiği sırra çok az canlı vakıftı. Belin'in doğusunda yaşayan ne insanlar ne de diğer canlıların bilmediği bir bilgiydi bu. Tedirgin bir hal bürümüştü lisancının suratını. Çünkü eğer bahsedilen yere giderseler geriye dönemeyebilirlerdi. Aktesil: ''Onun gittiği yer...'' dedi ve cümlesini bitiremeden acı içinde yere yığıldı. Ejderha derin ve korkutucu bir sesle inliyordu. İki arkadaş önce olup bitene anlam veremedi. Ama çok geçmeden Saadvakas, Aktesil'in vücudundaki deliğin aslında bir yara olduğunu anladı. Rüzgarın etkisiyle havayla temas eden vücudundaki zehirli gaz, koca ejderhanın adeta iç organlarını yakıyordu.
Saadvakas Aktesil'e: ''Efendim bir durun da yaranıza bakayım.'' dedi. Yanına vardı ve incelemeye başladı. ''İlk defa böyle bir şeyle karşılaşıyorum. Kitaplar ateş soluklu ejderhaların tedavilerini anlatıyor ama zehir soluklu ejderhalarda ne yapılacağı yazmıyor maalesef. Düşün Saadvakas, düşün...''
Ejderha acı içinde böğürmeye devam ediyordu. ''Buldum!'' diye bağırdı Saadvakas. Toras'a dönüp: ''Buralarda Beltpas otu bulunmalı, efendi Toras. Siz burada bekleyin. Ben hemen arayıp geleyim.'' dedi. Toras: ''Dur bir dakika. Ejderha, yarasından dolayı delirip bana saldırabilir mi? Ne yapmam gerekiyor onu söyle de bileyim.'' dedi. Lisancı: ''Şuan için zannetmiyorum efendim. Yani ejderhalar bildiğim kadarıyla daha çok ailelerine zarar verildiğinde veya çok aç olduklarında delirirler. Hem Aktesil'le şuana kadar bir sorun yaşamadık. İsteyerek bize kötülük yapmaz bence. Yine de yarası çok kötü gözüküyor. Belki gecikirsek iradesini kaybedebilir. O zaman işte ne yapacağını kestiremeyiz. Aklını yitiren bir insan bile neler yapar düşünün ki o yabani bir yaratık. Bilemiyorum efendim. Şimdi hızlıca gitmeliyim. Siz merak etmeyin, elimden geldiğince hızlı dönmeye çalışacağım.'' diyerek yanıt verdi. Toras, Saadvakas'ın gitmesiyle bacaklarının üzerine çöküp kaldı. Tüm dikkatiyle karşısındaki devasa ejderhanın kıvranışını çaresizce seyretmeye başladı. Aktesil, yaralı bir ceylan masumluğunda gözlerini kapadı. Canı çok yanıyordu. Toras bunun farkındaydı ama yapabileceği herhangi bir şey yoktu.
Bir saat sonra Saadvakas, çantasına doldurduğu otlarla geldi. Beltpas denen ot, kahve renkli ve kokusu çok keskin bir bitkiydi. Saadvakas otları yavaşça ejderhanın yarasının üzerine dizmeye başladı. Uzunca bir uğraştan sonra işlem tamamlanmıştı. Ejderhanın hırıltıları azalmış ve sanki biraz daha rahatlamıştı. Toras, Saadvakas'a dönüp: ''Sen bana hayatımın büyük kısmı Amathus'ta geçti dememiş miydin? Bu tedavi yöntemlerini nereden öğrendin?'' dedi.
''Efendim, biz lisancılar Amathus'ta sadece lisan öğrenmeyiz. Hocalarımız bizlere lisan dışında ek ilimlerde öğretir. Ben her daim tıp derslerine ilgi duymuşumdur. Mesela babam Untakas da iyi bir matematikçiydi.'' diye karşılık verdi Saadvakas.
''Anlamıyorum. Neden kendinizi senelerce dağın içindeki mağaralarda harap ettiniz? Siz lisancılar çok donanımlı insanlarsınız. Malyen'in doğusundaki birçok halk sizden faydalanabilir. Ve emin olun kıymetiniz fazlasıyla bilinir orada.'' dedi Toras. Saadvakas hafifçe sırıtarak şunları söyledi: ''Yok efendim kalsın. Eğer fazla teveccüh görürsek rehavet ve dalalet içinde bulabiliriz kendimizi. Neden başka yerlere gitmiyoruz sorusunun cevabı da geleneklerimiz. Ayrıca senelerdir bizim yerimizi bilen değişik ırklar var. Onlar başka yerlere gelemeyebilirler. Eğer Amathus'tan ayrılırsak bize ulaşamazlar.''
Toras söylenenlere hak veriyordu. Ateşin karşısında biraz daha sohbet eden yoldaşlar kısa süre sonra uykuya daldı.
ŞİMDİ OKUDUĞUN
ON HANEDAN
FantasiaON HANEDAN On Hanedan, bir Türk fantastik kurgu romanı. Yerli yazarlarımızın ısrarla uzak durduğu bu tür, aslında okuyucuyu daima diğerlerine göre daha çok cezbetmiş ve merak uyandırmıştır. Kitap uyarlaması fantastik filmlerin aldığı ilgi ve teveccü...
