Nauselom'un her şeyden haberi vardı. Bu zor zamanlarında doğu halklarının yanında olma zorunluluğu hissetti kendinde. Kasdron Zindanı'nda geçirdiği haftalar, tüm düşüncelerini değiştirmişti Hazorlunun. Artık o bitmez tükenmez iktidar hırsı kalmamıştı içinde. Zaten bu hastalık yüzünden Quatra'da Rauros tarafından yerlerde sürüklenip, Otonas'ta Ursula eliyle sersefil olmamış mıydı? Hepsi ne içindi peki? Bir ülkenin lideri olmak bu kadar kıymetli miydi? Hayır, olamazdı! Askerler onurları olduğu sürece yaşarlardı. Yerlerde sürüklenip, aşağılanmak için senelerini harcamamıştı Nauselom. Şimdi her şeyin farkındaydı. Aynı tablo tekrarlanmayacaktı. Bir köle gibi yaşamaktansa, herhangi bir savaşta ölmeliydi artık. Ayrıca siyasi fikirleri de değişmişti. Batıcılık düşüncelerinden vazgeçip adaleti, merhameti, güçsüzün yanında olmayı seçmişti o.
Batıcılık fikrini Malyen'de ortaya atan ilk kişi ne Ekselonlu ne de Noraşaklı birisidir. Vorgulesli Fehaş'tır. Fehaş, Poridon ülkesinde sayılıp sevilen felsefecilerden biriydi. Halk her sabah onu dinlemek için işi gücü bırakıp bahçesinin önüne doluşurdu. Aynı zamanda küçük çocuklara fen ilimleri ile felsefeyi de öğretirdi. Poridon kralı da bu ilgiyi fark etmiş ki Fehaş'ın ders giderlerini devletin kasasından ödemeye başlamıştı. Yedi yüz ellili yıllarda Malyen halklarının arasında birçok fikir ve düşünce ortaya atılmaya başlandı. Bunun sebebi ise farklı ülkelerde birlikte yaşayan hanedan milletlerinin gelenek ve kültürleri gereği bazı konularda ters düşmeleriydi. Duruma ufak bir örnek verelim. En basitinden ticaret esnasında Triyanonlar, Andoritler ve Boselyonlar bazen veresiye mal alışverişi yapardı. Bunun sebebi, doğulu milletlerin yapıları gereği insanlara güvenen mizaçta olmalarıydı. Batı hanedanlarında ise halklar olaya daha maddiyatçı bakıyordu. Veresiye asla kabul edilmiyor, doğudan gelen tüccarlar bu yüzden zaman zaman mağdur ediliyordu. Bu ve bunun benzeri birçok farklılık yeni düşünce tarzlarının ortaya çıkmasına sebep oldu. En çok ilgi göreni de Fehaş'ın kitaplarında defalarca bahsettiği Batıcılık fikriydi. Ona göre, batı halkı daha elit, daha rasyonel bir milletti. Doğulular ise merhamet ve acıma duyguları yüzünden hayatın her evresinde kaybetmeye mahkumdu. Bu yüzdendir ki Malyen'in genel yönetimi asla bir doğulunun eline geçmemeliydi. Fikir, kısa sürede denizleri, dağları, surları aşıp dört bir tarafa yayıldı. Özellikle Ekselonlar, Batıcılık fikrinin yönetimlerde de ele alınması ve devlet kadrolarında asla doğulu insanların yer almaması düşüncesini öne çıkardılar. Böylece Batıcılık fikrine kısaca değinmiş olduk. Şimdi kaldığımız yerden devam edelim.
Nauselom ve Sorata bir hafta önceden askeri koruması olmayan güneydeki Güven Toprakları'na varmıştı. Burası Tulkas'ın ısrarla korunması gerekli demesine karşın diğer kralların kendi ülke durumlarından ötürü bulaşmak istemedikleri bölgeydi. Ama iki yoldaş mücadelelerinde yalnız değildi. Sorata en yakın ülke olan Corkis'e bir elçi vasıtasıyla haber uçurdu. İstenilen cevap günler sonra ulaştı. Boselyon kralı her ne kadar asker yollamaya istekli olmasa da Nauselom'un ismini duyan gençler sefere akın ediyordu. Ayrıca hepsi büyük Hazorlu komutanın düşüncelerindeki değişimden haberdar idi. Savaş bir yana senelerce batının hizmetinde çalışmış birinin bu değişiminin görülmeye değer olduğunu düşündüğü için sefere katılanlar dahi vardı Boselyonlar içinde. Sayı küçümsenemeyecek raddeye ulaşmıştı. Gençler gruplar halinde yola çıktı. Corkis ile güneydeki Güven Toprakları arasındaki çadırlar, bu güzergahı seçen tüccarlar başta olmak üzere herkesin dikkatini çekiyordu. Sonunda ordu hedefine ulaştı ve büyük komutanın buyruğuna girdi. Askerlerin arasında merakını yenemeyip Nauselom'un değişimini görmeye gelenler Hazorlu komutanın sözleri karşısında geliş amaçlarında değişikliğe gitti. Aslında onlar sadece Nauselom'u görecekler, dinleyecekler ve geri döneceklerdi. Ama büyük komutanın etkili konuşması ve samimiyeti kalpleri titretmişti. Nauselom'un eski zalim asker olmadığı ve bundan böyle Ursula'nın en büyük düşmanlarından olduğu haberi her tarafa yayılacaktı artık. Ama elbette Malyen'deki herkes bunu kabul etmeyecekti. Ya da şöyle anlatmak daha doğru olur belki. Bazı kulaklara ulaşsa da onlar yine bildikleri hisleri yaşamaya devam edecekti. Çünkü Nauselom herkesin affedebileceği bir komutan değildi. Birçok yara bırakmıştı doğu halkının yüreğinde. Bu yaşananlara müteakip batıda Hazorlar ise Rulyen komutasında Güven Toprakları'na adım atmaya başlamıştı. Orduda Turk da vardı. Bundan böyle ömrünün geri kalanını Rulyen için yaşayacak ve ona sadık kalacaktı. Hazorlu demirciler tarafından gövdesine büyük bir zırh yapılmıştı. İlk başlarda zırhı giymekte zorlandı Turk. Çünkü ömründe hiç kendini korumak için herhangi bir demir yığınına ihtiyaç duymamıştı. Ama aynı zamanda Hazor ordusu için öneminin de farkındaydı genç dev. Bu yüzdendir ki verileni itiraz etmeden aldı. Yine demir ocaklarında onun cüssesine göre büyükçe kılıçlar dövüldü. O ise kılıç istemedi. Kendine özel bir odun parçasını kullanacaktı Turk. Artık askerden farksız şekilde giydirilmişti. Savaşa hazırdı.
İki ordu karşı karşıya gelince taraflarda şaşkınlıklar sezilmeye başladı. Boselyonlar, Quatra ordusunda zırhlarla kuşatılmış bir dev gördüklerine, Rulyen ise karşısında Nauselom'u gördüğüne şaşırmıştı. Ordular aralarında yüz metre olacak şekilde durdu. Karşılıklı gözler birbirini seyrediyordu. Bazılarında korku hakimdi. Geride bıraktığı aileleri gelip geçiyordu onların zihinlerinden. Bazıları ise kimsesiz olmanın rahatlığıyla korkusuzca duruyordu ön saflarda.
Komutanlar, birliklerinden ileri çıkarak karşılaştı. Rulyen ilk konuşan oldu: ''Ey koca Nauselom Hazor! Heremonisli eski dostum. Seni şuan yanımda değil de karşımda görmek beni ziyadesi ile üzdü. Ama sana yine de son bir şans vereceğim. Ordumda yetişkin, güçlü bir dev var. Senin orduna büyük hasarlar verebilir. Gel yol yakınken benim tarafıma geç. Biz seninle aynı milletin evlatlarıyız unutma.''
Güldü Nauselom. ''Sende çok iyi biliyorsun ki ben Hazor soyadını kullanmayalı uzun yıllar oldu. Nedenini de bilirsin. Şimdi sen soyadından, ailesinden, milletinden, devletinden hatta hayatından vazgeçmiş birine diyorsun ki teslim ol. Vazgeç, benim tarafımda ol diyorsun. Sana şunu söyleyeyim eski dostum. Sen Malyen'de yaşayan ve Kara Şövalyelere komutanlık yapmış tek Hazorlunun kim olduğunu unutmuşsun. Bahsettiğin o devden de korkum yok. Azdan az, çoktan çok gider. Hadi seni göreyim.'' Atının başını çevirip hızlıca kendi saflarına sürdü Nauselom. Rulyen'de kendi safına geçince iki ordu karşılıklı hareket etmeye başladı.
Hazorlar koşarken bağırıp naralar atıyor ve sanki işgale değil de bağımsızlık mücadelesine gelmiş görünümü veriyorlardı. Tarafların çarpışması sert olmuştu. Turk koca cüssesi ile Boselyon askerlerine zor anlar yaşatıyordu. Bazı askerler Turk'un karşısında kaçacak delik arıyordu. Rulyen ve Turk farklı kanatları yönetiyordu. Nauselom hatları yararak ilerlerken Rulyen'i gözüne kestirdi. Karşıdan gelen Hazorlu bir askeri önce kendi kalkanı üzerine çıkartıp iki metre ötedeki Rulyen'in önüne fırlattı. Rulyen durumu anlamıştı. Bu Nauselom'du!
''Gel bakalım hain. Seni yüce milletimiz adına ben öldüreceğim.'' dedi Rulyen. Nauselom elindeki kılıcı esnek bilek hareketleriyle döndürüyor karşısındaki düşmanın böylece sinirlerini bozuyordu. Rulyen ise kızgın boğa gibi Nauselom'u öldürebilmek için her şeyi göze almıştı. Kendi askerlerinden biri, görüş açısını kapatıyordu. Onu öfkeyle zırhından tutup yere attı. Ama bu hareket Rulyen'in sonu olacaktı. Yere düşen askerin üzerine basarak zıplayan Nauselom kılıcı Rulyen'in göğsüne yerleştirdi. Kısa süre sonra Rulyen'in öldüğü haberi Hazorlu askerler tarafından duyulmaya başladı. Hepsi artık batı taraflara kaçıyordu. Kaçanlardan biri de Turk'tu. Tores Dağları'na doğru hızlı adımlarla gözden kayboldu.
ŞİMDİ OKUDUĞUN
ON HANEDAN
FantasyON HANEDAN On Hanedan, bir Türk fantastik kurgu romanı. Yerli yazarlarımızın ısrarla uzak durduğu bu tür, aslında okuyucuyu daima diğerlerine göre daha çok cezbetmiş ve merak uyandırmıştır. Kitap uyarlaması fantastik filmlerin aldığı ilgi ve teveccü...
