İçerik Kurallarımızı güncelledik.
Hikâyeleri güvenli bir şekilde paylaşmaya devam etmek için en güncel kuralları inceleyin.

69.

55 4 0
                                        

Yek gizlice harabelerin arasından çıkmama yardım etmişti ve elime gitmem için bir adres tutuşturmuştu. Daha sonra beni bulmaya geleceğini söylemişti.

Sadece sessizce onu dinledim ve yanımdan ayrılırkende tek kelime etmedim.

Sokakta ağır adımlarla yürürken dışarıdan nasıl göründüğümü tahmin edebiliyordum. Kan, toz, ter ve gözyaşı içindeydim. Üzerimde sadece Yek'in uzun siyah ceketi vardı, dizlerimin sadece biraz yukarısında bitiyordu ve belindeki kuşağı bağlamıştım.

Yürürken çıplak ayaklarım yerde sürünüyordu. Bir cam kırığına ya da keskin bir taşa basmayı umursamadım. Ne kadar yaralanırsam yaralanayım iyileşecekti zaten.

Tüm şehirde siren sesleri ve sokağa çıkmayın anonsları vardı. Sokaklarda zırhlı araçlar dolaşıyordu. Bir dünyanın sonu filminde gibiydim.

Yek'in verdiği adrese geldiğimde kafamı kaldırıp geldiğim eski apartmanın, bodrum katının kapısına baktım.

Kanlı elimi kaldırıp demir kapıyı çaldım ve sessizce bekledim.

Bir süre sonra kapının üstündeki küçük bir pencere yana doğru açıldı ve bir çift göz bana baktı, bir an sonra kapı açıldı. Görmeyi en az istediğim kişi ile karşı karşıya geldim.

Tuncay kaşlarını çatarak bir an beni baştan aşağı süzdü ve neredeyse hayal kırıklığı ile mırıldandı.

"Hala yaşıyorsun..."

Onu umursamadım va yanından geçip yürürken mırıldandım "Ne şanssızlık..."

Tavanı basık bir koridordan geçip küçük bir eve girdiğimde tüm gözler üzerime döndü. Engin beni gördüğü anda koşarak yanıma geldi ve omuzlarımı tutup endişeyle konuştu "Kayra... sana ne oldu böyle?"

Düz bir ifadeyle onun yüzüne bakıp mırıldandım "Patlayan bir gökdelenin çatısından düştüm."

Bir an odada kimse konuşmadı. Sonra Savaş yavaşça yanım geldi saçlarımı karıştırıp durumu alaya almaya çalıştı "Deneyim oldu diyip devam edelim."

Normalde onun saçma alaylarına eşlik edebilirdim ama şimdi gülecek halim bile yoktu. Kimsenin yüzüne bakmadan sessizce konuştum.

"Melih... Emre ve Güneş... onlar nerede..?"

Bir an yine kimse konuşmadı. Savaş bile alay etmedi. Sessizlik zaten her şeyi anlatıyordu ama arkamdan odaya giren Tuncay durumu kesinleştirdi.

"Kurtulamadılar..."

Zaten tahmin ediyordum ama yinede farklı bir sonuç için dua etmiştim. Gözlerimi kapatıp Savaş'ın omzuna yaslandım. Normalde ağlamazdım, özelliklede bu kadar insanın içinde bu yüzden ben yüzümü Savaş'ın omzuna yaslayarak hıçkırarak ağlamaya başladığımda herkes sanki incinmiş gibi biraz geri çekilip kafasını çevirdi.

Sadece Savaş beni kendisine çekip saçlarımı okşayarak kulağıma fısıldadı.

"Sorun yok... sorun yok... bu senin hatan değildi... suçlanacak tek bir kişi var ve onu buna pişman edeceğiz."

Ona cevap verecek durumda değildi. Sadece sonunda birinin omzuna yaslanıp ağlayabildiğim için rahatlamıştım.

Bir süre daha Savaş'ın omzunda ağladım. Biraz sakinleştiğimde Engin kolundan her an kırılacak cam bir eşyaymışım gibi tuttu ve beni banyoya götürdü.

Normalde yapmazdım ama beni yıkamayı teklif ettiğinde kabul ettim. Üstümdeki tüm kir ve kan gittiğinde biraz daha rahatlamış hissettim. Banyodan sonra üzerime bir kaç beden büyük olan kıyafetleri giyip kalabalık salona geri döndüm.

Yayımlanan bölümlerin sonuna geldiniz.

⏰ Son güncelleme: Apr 20 ⏰

Yeni bölümlerden haberdar olmak için bu hikayeyi Kütüphanenize ekleyin!

ÇETE [gay]Bağımlısı olacağınız hikayeler. Şimdi keşfedin