önceki bölümü atlamayınn
Güz
Adımlarımın her seferinde beni geçmişe götürdüğünü hissediyordum, güvensiz, kırık ve bunları gizlemek için rol yapan o çocuğa. Erkek olmam gerekiyor diye düşünüyordum, babamın oğlu olmam lazımdı. Tüm kızları çevremde döndürecektim güya, mahalledeki herkes bunun için beni tebrik edecekti. Onlar çoğu kadını cinsel obje olarak görürdü.
Ben ise masum bir his beslemeye başladığımda erkek sayılmaz olmuştum. Günah kelimesini bize öğretmeyen babam, günah diye beni bir hafta dövmüştü.
Yine de bunlar Yalgın'a kör kütük aşık olmamın önüne geçemedi.
"Ya önemli bir şey değildir hayatım benim..."
"Yalgın o zaman karşımıza çıkardı,"dedi kadınlardan gözlüklü olanı. "Ne yaptı kim bilir?"
Diğer kadın daha hoş giyinmişti, model gibiydi, etekle kombinlendiği beyaz bluzuyla incecik gözüküyordu. Kaç yaşında olduğunu tahmin etmekte zorlanmıştım. Boynunu saran fuları çekiştirdi. "Kavga mı etti sizce?"
"Telefonunu alıyoruz!"dedi gözlüklü kadın sinirle.
"Ergen o, tabii ki kavga edecek."
"Saçmalama, çocuğumuzu böyle kısıtlayamayız Canan."
Çocuğumuz mu?
"Beril, dışarıdayız."
"Kimse yok zaten."
Duvarın arkasına biraz daha gizlendim. Yalgın'ı öpüştüğümüzden beri görmüyordum. Neler olmuştu? Bunu bilmeden derse gitmeyecektim ki ders fizikti.
"Hoş geldiniz, Yalgın'ın velisi siz olmalısınız,"dedi müdür yardımcımız. Elini gözlüklü kadına uzattı. "Siz de babası..." Yanındaki sarışın adamla el sıkıştı. Gerçekten Yalgınla benziyorlardı. Kaşlarımı çattım.
"Ya siz?"
"Ben Canan'ın çok yakın bir arkadaşıyım, yolumun üstünde diye Yalgın'a bakmak için geldim. İzninizle."
"Birazdan zil çalacak. Sınıfı üst katta, 10B."
Ben de 10A'daydım. Sınıflarımız yan yanaydı. Yine de onu özlemiştim.
Derin bir nefes alarak köşedeki dosyayı kaptım. "Hocam, dosyanızı nereye bırakayım?"
Dinlemek zorundaydım. Onu çok merak ediyordum.
"Ha...Onu...Arka taraftakilerin arasına sıkıştırıver oğlum."
Herkes koltuklara kurulduğunda dosyayı yavaş yavaş yerleştirmeye çalıştım. Tamam, şimdi.
Elimle raflara vurdum ve dosyaların çoğu döküldü.
"Hocam özür dilerim,"dedim sahte bir korkaklıkla. "Hemen topluyorum."
"Ah şu çocuklar, nasıl sakarlar..."
Müdür gündelik bir sohbetten sonra konuyu hemen Yalgın'a getirdi. Yere bakarken dinlemeye devam ettim.
"Asıl sorun şu ki...Yalgın ödevlerini doğru düzgün yapmıyor ve sınıf ortalamasını düşürüyor..."
Bla bla...
"Ve...Sınıfta herkese sinirlenip okuldan gitti. Dün."
"Kavga sebebi neymiş?"
"İşin aslı ödevler değil. Yalgın aynı hocasıyla ve sınıf arkadaşlarıyla eşcinsellere bir saldırı olduğunu düşündüğü için kavga etmiş. Hocasının sınıfı örgütlediğini düşünüyor. Belli ki ödevlerden böyle kaçıyor."
Bahsettiği öğretmeni hemen anlamıştım. Derste boş bıraktığı an öğrencileri bir konu hakkında nefrete yöneltirdi. Geçen sene sınıfımızdaki eşcinsel bir çocuğa zorbalık edilmişti. Çocuk okul değiştirene kadar kurtulamamıştı.
"O zaman ona homofobik olmamasını önerin,"dedi Beril denen kadın alayla.
"Yalgın belli ki hocası sizi aramamı istediği için böyle yollara başvuruyor demek istiyorum."
Dosyaları yerine koyarak ayağa kalktım. Tanıdığım Yalgın bu değildi, hoşlandığım Yalgın bu değildi.
Sessizce çıktım.
Herkes koridorda cirit açarken zemin kata indim. Benden uzak durmamı istemesi umurumda değildi. Hoşlanıyordu, öpüşene kadar flört ettiğimizi anlamayacak kadar aptal değildim. Sadece konuşmamız gerekiyordu.
Pis bodruma geldiğimde telefonumun ışığından faydalanarak etrafa baktım. Kesinlikle burada sigara içiyordu. Kalıbımı basardım.
Ona burayı ben öğretmiştim.
Işığı bilerek mavilerine tuttum, korkup geriye kaçtı. Işığı yüzünde odaklandırdığımda ağladığını anlamam iki saniyemi almadı. Beyaz tenli olduğu için yüzü kızarmıştı.
"Gitsene,"dedi burnu tıkalı bir şekilde.
Telefonumu cebime koyup karşısına çöktüm. "Konuşmak istiyorum."
"Ben...Ben istemiyorsam?"
"O halde benim öğrettiğim yerlerde oturma."
"Yemedik,"dedi ters ters. Yüzü kızarık öylece baktığında ciddiye alamıyordum, gülesim geliyordu.
"Annen gelmiş."
"Of, bir bu eksikti,"dedi dumanı üflerken.
"Ne oldu?"
"Gitmeni söyledim."
"Hayır dedim."
"Yüzünü görmek istemiyorum!"
"Berbat bir yalancısın."
"Siktir...git,"dedi titrek bir sesle. Elinden dalını alıp ezdim. Kıvırcık tutamların altından bana baktı.
"Yalgın...Seni öpene kadar flört ettiğimizin farkında olmadığını söyleme."
Burnunu çekti.
Kalbim hızlanırken ona eğildim. "Bir cevap ver bana Yalgın. Öyle değilim de. Öyleyim de. Bir şey söyle. Beni böyle bırakamazsın."
Bir an hareket etmedi. Bir süre sonra omuzları düştü, yüzüme bakmadan mırıldandı. "Beni niye öptün?"
"Biliyorsun."
Gözlerini ovdu. "Ben kendimi kötü hissediyorum."
"Ah..."
"A...Ama senin yüzünden değil, yalnızca ben şu an çok...çok kötü hissediyorum,"dedi ağlamaklı bir sesle. Ben de o an onun kadar berbat hissettim.
Düşünmeden ona sarıldığımda başını boynuma yaslayarak ağlamaya başladı. "Şşt,"diyebildim sadece. Sesi bende boğuldu.
"Senden hoşlanıyorum,"dedim kulağına. Hıçkırdı birden. "Ben...Ben de senden. Lütfen...Lütfen..."
Yüzünü kavrayıp öptüğümde kollarını bana sararak dudaklarıma tutkuyla karşılık verdi. Nefesimiz kesilene kadar öpüştük.
Geri çekilse de başını boynuma gizlemeye devam etti. Omuzlarını okşadım yavaş yavaş. Ona dokunmak rüya gibiydi.
"Ben yanındayım,"dedim fısıltıyla.
Daha sıkı sarıldı bana.
ŞİMDİ OKUDUĞUN
Ritim [BXB]
Short Story"Bak, burası bizim cehennemimiz ve burayı biz yönetiyoruz. Şimdi bize itaat zamanın geldi." BXB ODŞD'nin ikinci kitabıdır, önce onu okumanız gereklidir.
![Ritim [BXB]](https://img.wattpad.com/cover/191760927-64-k730668.jpg)