Bölüm 17

4 0 0
                                    

   Lexy'nin Gözünden

   "Yapabildiğim ilk anda onu öldüreceğim." Locus'un sesini duymamla bakışlarımı tekrardan ona çevirdim. Dün Janus'tan dayak yediğinden beri çok sinirliydi. Ama siniri daha çok hayal kırıklığı gibiydi. 

   "Biraz sakin olmayı denemelisin. Tek başına ona saldırmaya çalıştığında ne olduğunu gördük." Bunu dememle hızlıca bana döndü.

   "O an boşluğuma geldi." dedi başını başka bir tarafa çevirerek.

   "Her an boşluğuna geliyor, Locus." deyip ayağa kalktım. Dün Lorin ve Lia'nın beni çağırıp planlarından bahsetmelerinden beri nasıl davranacağımı bilmiyordum.

   Casia'nın Janus'un kontrolü altında olabileceğini söylemişlerdi. Ama bu demek oluyordu ki Casia'yı tamamen kaybetmiştik. Janus'ta gerçekten de Hafıza varsa bizi de hipnoz etmesi çok uzun sürmezdi diye düşünüyordum. Şu anda bile düşündüğüm şeyleri yüksek ihtimalle okuyabiliyordu ama bu demek oluyordu ki en başından beri her şeyin farkındaydı. Zaman geri alındığından beri sürekli bizi takip ediyordu, bu demek oluyordu ki en başından beri her şeyi biliyordu. Acaba diğerlerinin aklındakileri de biliyor muydu? En başından beri benim pek bir hedefim olduğu söylenemezdi ama Lorin veya Vita için aynı şeyi söyleyemezdim. Sanki ben dışında herkesin hedeflediği bir şeyler vardı, en azından akıllarında bir plan olmalıydı değil mi? Çünkü ben en başından beri Janus'u yenebileceğimize asla inanmamıştım. Onun herhangi bir şekilde pes edeceğini sanmıyordum.

   Onu öldüremezdik. Ne olursa olsun o benim abimdi. Öldürmelerine asla izin vermeyeceğim birisiydi. Locus ona ne kadar kızgın gözükse de onun da aslında içten içe üzüldüğünü biliyordum. Janus'un biraz da olsa onun için endişelendiğini görmeyi, en azından her fırsatta onu dövmeye çalışmadığını görmeyi çok istiyordu. Hem ben hem Locus için geçerliydi bu.

   Babam da hep böyle miydi acaba? Annemin en başından babamla nasıl evlendiğini anlamamıştım. Onun gibi birisiyle nasıl evlenebilmişti? Her ne kadar rol yapsa veya onu manipüle etse de ufak da olsa bir açığı çıkardı herhalde değil mi?

   Janus'un neden böyle yaptığını da asla anlayamıyordum ki ben. Sonuçta Locus istememişti element sahibi olmayı. Ben de istememiştim. Üzülmüş olabilirdi ve buna lafım olmazdı ama her fırsatta Locus'u dövmesi veya öldürmeye çalışması için bir sebep değildi bu. Eğer en başından bizi daha çok kardeşi gibi görseydi belki de Locus'la çok daha iyi anlaşacaktı. Belki de babam yüzündendi? Evet, her şey babam yüzündendi.

   "Ben yürüyüşe çıkacağım." dedim kapıya doğru ilerlerken.

   "Ben de geleyim-"

   "Biraz yalnız kalmak istiyorum." Sözünü kestiğim için üzgün olsam da şu anda gerçekten de etrafımda olmaması gerekiyordu. Belki Casia'yı veya başka birisini görürdüm yürürken. Locus olmamalıydı yanımda. Hem onun da biraz yalnız kalmaya ihtiyacı olduğuna emindim. "İyi olacağım, merak etme." Kapıyı arkamdan yavaşça kapattım ve derin bir nefes aldım.

   Binanın koridorları her zamanki gibi bomboştu. Buraya ilk girdiğimde hissettiğim nostalji etkisini sürdürmeye devam ederken ayrıca başım da ağrımaya başlamıştı etrafın canlılığından. Elbette şikayetçi değildim her yerin bu kadar tatlı gözükmesinden. Ama yine de rahatsız edici seviyeye gelmişti artık bu canlılık. Çocukken böyle miydi acaba?

   Merdivenlerin yanına geldiğimde durdum. Şu anda üçüncü kattaydık. Babamın ve Janus'un odası bir üst katta olmalıydı. Misafir odaları da bir alt kattaydı. Eve dair hatırladığım tek şey buydu.

QunilaHikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin