Multimedia:.
Bruno Mars - Talking To The Moon
××××××××××××××××××××××××××××××
Ömer Ege Yenilmez...
Sonunda ağlamayı kestiğimde, geriye çekilerek gözlerimi elimle sertçe sildim. "Ben bir doktorla konuşayım, belki onu görmeme izin verir." Deyip yerimden hızla kalktım.
Doktorun odasının kapısını çaldım. "Gelin." Kapıyı aralayıp içeri girdim.
"Buyurun, Ömer bey." Dedi sandalyeyi işaret ederek.
Sandalyeye oturup doktora baktım. "Ben sizden bir şey rica edebilir miyim?"
"Sizi dinliyorum."
"Acaba onun yanına girebilir miyim? En azından beş dakika?" Diye sordum başımı omuzuma doğru eğerek.
"Bunu genelde kabul edemezdim, ama bir istisna olabilir." Dediğinde, derin bir nefes aldım. "Uyandığı güne kadar her gün onun yanına en fazla on beş dakika kalabilirsiniz."
"Çok teşekkür ederim, çok teşekkür ederim, doktor hanım." Dedim minnet dolu bir sesle.
"Rica ederim." Deyip telefondan bir hemşireyi çağırdı. Kısa bir süre sonra hemşire odaya girmişti. "Gamze hemşire size yardımcı olacak."
Yerimden heycanla kalkarak hemşireyi takip ettim. Yoğun bakıma girebilmek için hazırlandıktan sonra hemşire kartını okutarak kapının açılmasını sağlamıştı. İçeri girdiğim an, yutkundum. "On beş dakika sonra sizi çağıracağım."
Sessizce başımı sallayıp Leyl'in yattığı yatağa adımlamaya başladım. Yüzüne baktığımda, dudaklarımı dişledim. Normalde al al olan yanakları, şu an bembeyazdı. Soluktu teni. Öpmeye doyamadığım pembe dudakları, kurumuş yer yer çatlamıştı. Aşık olduğum saçları bir hastane bonesiyle örtülmüştü.
Elimi tedirgince yanağına yerleştirdim. Çok soğuktu. Benim bedenimi sıcaklığı ile ısıtan kadın, şimdi çok soğuktu. Gözlerim tekrardan dolarken, derin bir iç çektim.
"G-güzel sevgilim... Ben geldim." Diye fısıldadım titrekçe, yanağını baş parmağımla okşarken.
"Hava burada biraz soğuk. Umarım üşümüyorsundur." Dedim üstündeki örtüyü düzelterek. Başımı biraz daha eğip burnumu boynuna yasladım. Müptelası olduğum kokusunu derin derin soldum.
"Beni duyabiliyor musun bilmiyorum ama, bunu doktora soracağım. İnşallah duyuyorsundur." Gözümden düşen bir yaş boynunda yol çizmişti. Oraya bir öpücük bıraktım. "Biliyor musun? Doktor bana uyandığın güne kadar seni her gün on beş dakika görebileceğimi söyledi."
Burnumu çektim. "Seni günün yirmi dört saatini izlesem bana yetmez ama, bu da bir şey."
"Çok fazla uyuma. Biliyorum, uyumayı seviyorsun... Ama hasretin daha fazla dayanabileceğim bir şey değil." Dedim son cümlede sesimin titremesine engel olamadan. "Ne olur uzun süre mahrum bırkama beni kendinden, ne olur? Çünkü ben seni daha bir gün geçmeden özledim."
Başımı boynundan kaldırıp yüzüne baktım. Kapalı olan iki gözünden öptüm. "Çok özledim, Leyl." Diye fısıldadım alnımı alnına yaslayarak.
"Beyefendi, süre bitti." Diyen hemşirenin sesini duyduğumda, yutkunup geri çekildim.
Dudaklarımı Leyl'in alnına bastırmış ve küçük bir öpücük kondurmuştum. "Yine geleceğim, sevgilim. Seni seviyorum."
Yoğun bakımın kapısına geldiğimde, başımı yatağına çevirdim. Kirpiğime tutunamayıp yüzüme düşen bir damla yaş eşliğinde ona son kez bakmıştım.
ŞİMDİ OKUDUĞUN
Sway
Romance(Tamamlanmıştır.) " When marimba rhythms starts to play. Dance with me, Make me sway. Like a lazy ocean hugs the shore. Hold me close, Sway me more.' Yavaşça sallanmaya başladık göz göze. Benim elerim omzunda duruyor, onun elleri ise belimi sıkıc...
