Bölüm 28

4.8K 91 17
                                        

Güneşin kavurucu sıcağından kaçmak için bir ağacın gölgesine sığındım. Biraz ileride bir kaç adamla konuşan Boran'a bakıyordum. Boran adamlara talimatlar veriyordu. Başımı diğer tarafa çevirdiğimde olgunlaşmış üzümleri toplayan işçileri gördüm. Yazın sıcağında, tepelerinde güneş, ekmek parası için alın teri döküyorlardı.

Kapadokyadan döner dönmez bağ evine gelmiştik. Boran adamlarla konuştuktan sonra bana doğru geldi. "Hadi içeri girelim." deyip elini koluma koydu. Beraber eve girmiştik. Köşede duran valizleri elime alıp kalacağımız odaya götürdüm. Elbiseleri tek tek valizlerden çıkarıp dolaba yerleştirmeye başladım. "Hadi mahzene gidelim." diyen sesine döndüm. Boran kapının girişinde durmuş, bana bakıyordu. Elimdeki elbiseyi askıya asıp "Hadi gidelim." dedim.

Mahzen dışarıya göre serindi. Raflarda içki şişeleri sıralanmıştı. Ortada tahta bir fıçı vardı. Boran raftan bir şişe çıkarıp masaya koydu. Çekmeceden iki kadeh çıkarıp şişedeki içkiyi onlara doldurdu. Kadehlerden birini bana uzattı. Bakışlarımı önce kadehe daha sonra ona çevirdim. "Alkol içmediğimi biliyorsun." dedim. "Bunda alkol yok. Saf üzüm suyu bu." deyip elindeki kadehi elime tutuşturdu.

Elimdeki kadehi burnuma götürüp kokladım. Üzümün o ağır kokusu genzimi yakmıştı. "Hadi korkma iç." diyen sesiyle bakışlarımı yüzüne çevirdim. Boran yüzündeki tebessümle bana bakıyordu. Bardağımdan büyük bir yudum içtim. Dilimde ekşimsi ardından tatlı bir his bırakan sıvı boğazımdan geçip gitti.

Raflardaki şişelere göz gezdirmeye başladım. Şişelere baktığımı gören Boran tek tek hepsini bana anlatmaya başladı. Saf üzüm sularının yanı sıra içinde alkol bulunan şaraplarda vardı. Üzümün içine başka meyveleri karıştırıp kokteyl bile yapmışlardı. Bazı şişeler yeniyken bazıları eskiydi. Eski şişelere yıllanmış şarap diyorlardı. Boran o şişelerden bir tanesini açıp, bardağına doldurdu. "Sende ister misin?" diye sordu. "Hayır, teşekkürler." dedim. Boran eline kadehini alıp bir yudum içti. Diğer eline şişeyi de alıp "Hadi gidelim." dedi ve yürümeye başladı.

Mahzenden çıkıp tekrar eve girmiştik. Elindeki şişeyi mutfak tezgahına koyup "Acıkmadın mı?" diye sordu. O an guruldayan karnım ona cevap vermişti. "Sanırım açıkmış olmalısın." dedi ve orada bulunan buzdolabına gitti. "Evet, acıktım." dedim. "Buraya gelmeden önce arayıp yiyecek almalarını söyledim." dedi ve elindeki sebzeleri tezgaha koydu. "Sen yemek işini bana bırak." dedim. Yemek için gerekli sebzeleri tek tek yıkmaya başladım. "Mutfak senin." deyip orada bulunan sandalyeye oturdu. Ona bakmadan "Annen, benimle birlikte burada olduğunu biliyor mu?" diye sordum. Boran sesli şekilde nefesini verip "Bilmesine gerek yok." dedi.

Domatesleri kesme tahtasına koyup doğramaya başladım. Boran oturduğu yerden kalkıp bana doğru geldi. Ellerini belime sardı ve boynuma öpücük kondurup "Seni seviyorum." diye fısıldadı. Göğüs bölgesi, sırtıma değiyordu. Kalbim o an küt küt atmaya başlamıştı. "Bende seni seviyorum." diye bildim. Elleri bedenimde gezintiye çıktı. Elimdeki bıçağı bıraktığım zaman Boran beni kendine doğru çevirdi. Gözlerindeki arzuyu görebiliyordum. Dudakları dudaklarımla buluşunca ellerimi kaldırıp, ensesini okşamaya başladım. Boran başımdaki şalı tutup çıkarmıştı. Elleri açıkta kalan saçlarımı okşuyordu. Nefes bile almayı unutmuştuk. Nefes almaya ihtiyaç duyduğumuz zaman dudaklarımızı ayırdık.

"Sana doyamıyorum." deyip nefesini düzene sokmaya çalışıyordu. "Bende sana doyamıyorum." dedim ve ona gülümsedim. Boran yüzündeki tebessümle "Bu beni affettiğin anlamına mı geliyor?" diye sordu. "Hayır." deyip güldüm. Boran'ın suratı hafiften asılmıştı. "Sen benim kafamı karıştırıyorsun." dedi ve eski yerine geçip oturdu. Paketten bir sigara çıkarıp yaktı. Bende domatesleri doğramaya kaldığım yerden devam ettim.

Yemek hazır olunca orada bulunan masaya, dolu tabakları koydum. "Hadi yemek hazır." deyip ona baktım. "Ben aç değilim, sana afiyet olsun." dedi ve ayağa kalktı. Ona anlamayan gözlerle bakıp "Ne oldu şimdi?" diye sordum. "Yok bir şey." deyip mutfaktan çıkıp gitti. Karnım aç olmasına rağmen benimde iştahım kaçmıştı. Masayı toplayıp mutfaktan çıktım. Salona girdiğimde oranın da boş olduğunu gördüm. Acaba Boran nereye gitmişti?

Yatak odasına doğru yönümü çevirdim. Kapı koluna uzandığım zaman onun sesiyle olduğum yerde durdum. Boran odada telefonla konuşuyordu. Nefesimi tutmuş, onu dinliyordum. "Beni artık arama!" diye sitem etti. "Hayır aramanı istemiyorum." dedi. "Neden laftan anlamıyorsun?" dedi. "Biliyorsun ben artık evlendim." "Evet karımı da çok seviyorum." dediği zaman o an yüzümde tebessüm oluştu. "Helin kapatıyorum." dediğin de yüzümdeki gülümsemenin yerini şaşkınlık almıştı. Acaba bu Helin kimdi? Nedense sinirlerim bozulmuştu. Yoksa Kader'in bahsettiği eski sevgili miydi?

Nefesimi verip kapı kolunu indirdim ve kapıyı açtım. Boran arkasını dönüp bana baktı. "Burada mıydın?" diye sordum. Sanki hiç bir şeyden haberim yokmuş gibi.. "Evet ne oldu?" diye sordu. Yatağın üstüne oturup "Bana kızgın mısın?" diye sordum. Boran nefesini sesli bir şekilde verip "Artık ben bir şey demek istemiyorum." dedi ve pencereye döndü. "Bana yaptıkların affedilir gibi değil." dediğim zaman bana baktı. "Beni affetmediysen, o zaman neden benimle birlikte oluyorsun?" diye sordu. O an ne diyeceğimi bilemedim. Boran tek kaşını kaldırıp "Neden?" diye tekrar sordu. "Çünkü seni seviyorum." deyip yutkundum. "Beni sevseydin affederdin." dedi.

Yataktan kalkıp yavaş adımlarla yanına gittim. Elini ellerimin arasına alıp "Seni affediyorum." dedim. Boran o an yüzündeki tebessümle bana baktı. "Ne olursa olsun hep yanında olacağım." dedi ve beni kendine çekti. Burnumun ucuna öpücük kondurup "Buradan dönünce kendimize ev tutalım." dedi. Dudaklarımın kenarı yukarı doğru kıvrılmıştı. Gözlerimi kapattığımda dudakları dudaklarımla buluştu. Soğuk dudakları sıcak dudaklarımı yakıyordu. Zaman durmuş, sadece ben ve o vardık. Kırılan kalbimi yeniden onarmıştı. Biliyordum ki her şey daha güzel olacaktı. Çalan kapının sesiyle dudaklarımızı ayırmak zorunda kaldık.

Boran nefesini verip kapıya bakmaya gitti. Üzerimi düzeltip bende onun arkasından gittim. Gelen kişinin Berfe hanım olduğunu tahmin bile edemezdim. Berfe hanım bakışlarını Boran'dan bana çevirmişti. "Hoş geldiniz." dediğim zaman yutkunup "Hoş buldum." dedi. "Anne burada olduğumuzu nereden biliyordun?" diye soran Boran'a baktı. "Berfin söylemişti." dedi. "Gel içeri geç." diyen Boran onu içeriye davet etti. Berfe hanımın arkasından bizde içeriye girdik. "Ne zaman buraya geldiniz?" diye sorup koltuğa oturdu. "Aslında yeni geldik." diyen Boran'da kanepeye geçti. "Gel kızım sende otur, ayakta kalma." diyen Berfe hanımın sesiyle ona baktım. Bu kadına ne olmuştu? Boran'ın yanına kanepeye geçip oturdum. "Bu ziyaretini neye borçluyuz?" diye soran Boran'a "Ben Rojin'e yaptıklarım için çok pişmanım." dedi.

BERDELHikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin