Bölüm 71

1.3K 41 15
                                        

"Annnee" diyen ve üstüme oturan Can'ın sesiyle gözlerimi açmıştım. "Günaydın tosbik." dedim ve onu kendime çekip yanağına öpücük kondurdum. "Babbaaa" demiş ve yanımda uyuyan Boran'ın üstüne çıkmıştı. "Günaydın paşam." diyen Boran, Can'ı ellerinin arasına alıp havaya kaldırmıştı. Can kahkahalarla gülmeye başlamıştı. Can'ı bir uçak misali havada bir ileri bir geri getirip götürüyordu. Can kahkaha atıyor "Annnee babaa" diyordu.

Midem bulanınca koşarak lavaboya girmiştim. Bir kaç haftadır mide bulantısı yaşıyordum. Aklıma gelenle bana sıcak basmıştı. Hamile olamazdım değil mi? Çünkü her gün doğum kontrol hapı alıyordum. Sadece bir sefer hapı almayı unuttuğumu hatırlamıştım. Boran'la baş başa çıktığımız yemekten sonra eve gelmiştik. Ondan sonra olanlar olmuş kendimi yatakta, Boran'ın altında bulmuştum. İşte o zaman hap almak aklıma bile gelmemişti.

Soğuk terler dökmeye başlamıştım. Çünkü şu sıralar çocuk falan düşünmüyordum. Avucuma biriktirdiğim suyla yüzümü yıkayıp aynadan kendime baktım. "İnşallah hamile falan değilimdir." dedim. "Gülüm biz mutfağa iniyoruz." diye bana seslenen Boran'ın sesini duydum. "Tamam bende birazdan geliyorum." dedim. Peki ya hamileysem o zaman ne olacaktı? İşte onu hiç düşünmek bile istemiyordum. Elime havluyu alıp yüzümü kurutmaya başladım.

***

Mutfağa girdim ve beraber kahvaltı yapan Boran'a ve Can'a baktım. Boran elindeki patates kızartmasını Can'a yediriyor, Can'da büyük bir iştahla patatesi yiyordu. "Siz ne kadar tatlısınız böyle ya." dedim ve onların yanına gittim. Boran'ın dudaklarına öpücük kondurup Can'ın da başının üstüne öpücük kondurmuştum. "Günaydın Rojin hanım." diyen ve çayımı dolduran Zilan'a bakıp "Günaydın canım." dedim. "Rojin bak ne diyeceğim." diyen Boran'a bakışlarımı çevirip "Ne diyeceksin?" diye sordum. "İki hafta sonra Can tam bir yaşına girecek. Ona doğum günü partisi düzenlemeyi düşünüyorum. Sen ne dersin?" demişti.

"Aslında çok iyi olur, balonları ve süsleri ben alırım yeri sen ayarla." dedim ve çatalımdaki patatesi ağzıma attım. Boran yüzündeki tebessümle bana bakmış ardından başını Can'a çevirip "Sen bir yaşına mı gireceksin tosbik." demişti. "Evet babası tosbiğimiz bir yaşına girecek." dedim ve Can'a baktım. Can elini ağzına koymuş ve parmaklarını emiyordu. Bir kaç dişi de çıkınca tavşan gibi olmuştu.

"Boran doğum gününe Harun'u ve Ruken'i de çağıralım mı?" diye sordum. Harun ve Ruken bir kaç ay önce İstanbul'a gitmişlerdi. Onları şimdiden özlemiştim. "Olur ben Harun'u bugün ararım." dedi ve ağzını silip masadan kalktı. "Ben artık şirkete gideyim." demiş ve Can'ın başının üstüne öpücük kondurmuştu. Bende kalktım ve onu kapıya kadar geçirdim. Boran bana dönünce dudaklarına öpücük kondurmuştum. Ellerini yüzümün iki tarafına koyup dudaklarıma uzun bir öpücük kondurdu. "İşte şimdi oldu." demiş ve gülümsemişti. Kızaran yanaklarımla ona baktım.

***

Kulağıma küpemi takarken "Zilan, Can durmazsa beni ararsın ben hemen gelirim." dedim. "Tamam merak etmeyin, siz keyfinize bakın." demiş ve bana gülümsemişti. Dudaklarıma rujumu sürdüğüm sırada Zilan odadan çıkmıştı. Aynadan son bir kez kendime bakıp ardından bende odadan çıktım ve merdivenlerden aşağıya indim. Beni uğurlamaya gelen Can'ı kucağıma alıp yanağından öptüm. Rujumun izi yanağında öpücük izi bırakmıştı. Can'ı Zilan'ın kucağına verip ayakkabılarımı giydim. Can "Babbaabay." demiş ve bana el sallamıştı. "Bay bay annem." dedim ve minicik eline öpücük kondurdum.

Arabama atlamış ve yola çıkmıştım. Müzik açıp çalan şarkıya eşlik etmeye başladım. Arada parmaklarımla elimin altındaki direksiyona hafif ritimlerle vuruyordum.

Berfe hanım bu sefer amacına ulaşamamıştı. Çünkü Harun, Ruken'i tutup elinden götürmüştü. Berfe hanım Harun'a yalvarmış, yakarmış ama yine de onu bu düşüncesinden geri döndürememişti. Berfe hanım onların arkasından çok göz yaşı dökmüştü. Açıkcası onun o haline hiç acımıyordum. İstediğini elde edemeyince hep göz yaşı döktüğü için artık onun bu haline alışmıştım.

Bugün bir kaç arkadaşımla buluşacaktım ama ondan önce uğramam gereken bir yer vardı. Arabayı hastanenin önüne park ettim ve arabadan indim. Kalbim küt küt atmaya başladığı zaman nefesimi derin bir şekilde alıp tekrar aynı şekilde verdim. Hastane kapısından içeriye girdiğim zaman Doktor Gökhan beyi göreceğimi beklemiyordum. Beni gören Gökhan bey bana doğru gelmişti. "Rojin nasılsın? Seni buraya hangi rüzgar attı?" diye sorup elini uzattı. "İyiyim siz nasılsınız?" diye sordum ve elini sıktım. "İş güç koşturmaca." demiş ve gülümsemişti.

"Her şey yolunda mı?" diye sorduğun da "Evet her şey yolunda." dedim. "Buraya geliş sebebini merak ettim." dedi. "Hamile miyim değil miyim öğrenmeye geldim." dediğim zaman şaşırmış bir şekilde suratıma baktı. "Sizin kadar bende şaşkınım." dediğim de yüz ifadesini değiştirmişti. "Hadi gel hamile olup olmadığına bakalım." dedi ve odasına doğru yürümeye başladı. Bende onun peşine takılıp odasına girdim.

"Buraya uzanıp karnını açar mısın?" demiş ve bana bakmıştı. Sedye tarzı yatağa çıktım ve karnımı açtım. Gökhan bey eline aldığı jeli karnıma sürmüştü. Karnıma değen soğuk jelle ürpermiştim. Ultrason cihazının önünde duran tabureye oturdu ve eline aldığı ultrason aletiyle karnımın üstünde gezinmeye başladı. Siyah beyaz ekrana bakıp "Evet bir bakalım." dedi. Pür dikkat bende ekranı izliyordum. "Tebrikler iki aylık hamilesin." demiş ve başını bana çevirmişti. Gözlerim kocaman açılmış ve yutkunamamıştım. "Ne o yoksa sevinmedin mi?" diye sormuştu. Gözlerim istemsizce dolunca çatık kaşlarla suratıma baktı. "Gerçekten bu habere sevinmedin sen." dedi.

***

Dolu gözlerle masanın diğer tarafında oturan Doktor Gökhan beye bakıyordum. "Yoksa beklemediğin bir gebelik haberi miydi?" diye sordu. Başımı olumlu anlamda salladım. Gözlerimi kapatıp açmamla beraber göz yaşlarım akmaya başlamıştı. "Anlıyorum." demiş ve ayağa kalkmıştı. Masanın etrafından dolaşıp yanıma gelmişti. Yanımda duran sandalyeye oturdu ve elini omzuma koydu. "İstersen bebeği aldıralım." dediğin de başımı kaldırıp ona baktım.

Elimi karnımın üstüne koyup nefesimi vermiştim. Daha hiç bir şeyden haberi olmayan bu yavruya nasıl kıyacaktım? Onu daha dünyaya gelmeden nasıl hayattan koparacaktım? Ona bu canı ben vermemiştim ki. "Ona kıyamam ki." diye bildim. Diğer elimde tuttuğum siyah beyaz ultrason görüntüsüne baktım. "Allah onu bana vermişse vardır bir bildiği." dedim ve göz yaşlarımı sildim. "O zaman kendini üzme." dedi ve omzumu hafiften sıkıp ayağa kalktı.

***

Hastaneden çıkıp arabama doğru gittim. Yüzümde hem heyecan hem şaşırmış bir ifade vardı. Arabama bindim ve arabayı çalıştırdım. Arkadaşlarımla buluşacağım cafeye doğru yola çıkmıştım. Okul arkadaşlarımla yıllar sonra ilk kez buluşacaktık. Okuldan sonra hepsi başka şehirlere gittiği için onları yıllardır görmüyordum. Cafenin önüne gelince arabayı park edip arabadan indim. Dışarıdaki temiz havayı içime çekince içim bir anda huzurla dolmuştu. Cafeden içeri girip arkadaşlarımın olduğu masaya doğru gittim.

"Herkese merhaba." dediğim zaman yüzlerindeki mutlulukla ayağa kalkıp beni karşılamışlardı. "Hoş geldin Rojin." diyen Dicle'ye sarılıp "Hoş buldum." dedim. Tek tek Gülay'a, Zerrin'e, Özlem'e ve Zeliha'ya sarılmıştım. "Nasılsınız görüşmeyeli?" diye sordum. Yeni hayatlarını anlatmaya başlamışlardı. Dicle'nin bir, Zerrin'in iki, Zeliha'nın üç çocuğu olmuştu. Gülay ve Özlem ise daha evlenmemişti. Ardından eski günlerden bahsetmiş ve yaşadığımız bazı anılara gülmüş bazı anılara üzülmüştük. "Ee senin kaç çocuğun oldu?" diye soran Zerrin'e bakıp "Bir tane oğlum var. İkinci çocuğumda yolda." dedim ve elimi karnıma koydum. Yüzümde o an bir gülümseme belirmişti.

BERDELBağımlısı olacağınız hikayeler. Şimdi keşfedin