İyi okumalar
Savaş'ın anlatımından
Selin'i yavaşça yatağına bıraktıktan sonra yanına oturup onu izlemeye başladım. Melek gibiydi adeta. Elim saçlarına kayınca kendimi frenledim. O istemeden ona dokunamazdım. O şerefsiz Uraz, Selin'i mahvediyordu. Selin de bunu bildiği halde ondan vazgeçemiyordu. Az kaldı. Kavuşmamıza az kaldı. Biliyordum.
Onu orada ne kadar izledim bilmiyorum. Bir süre sonra ayağa kalkıp kapıya doğru yürümeye başladım. Kapıyı açmış çıkacakken Selin'in sesiyle durdum. "Anne! " Dönüp arkama baktığımda Selin'in uyuduğunu farkettim. Sayıklıyordu. "Beni bırakma anne! Öz kızın benim! Beni al yanına! " Hızlıca Selin'in yanına gidip onu dürttüm. "Selin...uyan. Selin! " Kan ter içinde kalmıştı. Uyanmayınca onu iyice dürtüp sesimi yükselttim. "Selin! Kabus görüyorsun! " Bu sefer uyanmıştı. Hızlıca nefes alıp verirken, yatakta doğruldu. "Yanındayım. "
Fısıltıyla söylemiştim. Bir süre boş boş yere baktıktan sonra kafasını kaldırdı. Benim orada olduğumu yeni farketmiş gibi bana döndü.
Sonra hiç beklemediğim bir şey yaptı. Bana sarıldı! Kafasını omzuma gömdüğünde, elimle saçlarını geriye doğru attım. Ardından saçlarını okşayıp, onu sakinleştirmeye çalıştım. "Çok kötüydü. " "Geçti. Bak ben yanındayım. Evindesin. "
Geri çekilince komodindeki suyu alıp, Selin'e uzattım. "Kabus gördün, gerçek değildi. " Elimdeki sudan birkaç yudum alıp, tekrar bana uzattı. Son kez derin bir nefes alıp konuşmaya başladı. Gördüğü kabustan etkilenmiş gibiydi.
"Berrin annemin evindeydim. Bahçede çimlere oturmuştum. Annemle birlikte. Gülerek sohbet ediyorduk. " Derin bir nefes alıp, gözlerini kapattı. Söyleyeceklerine dili varmıyor gibiydi. Gözlerini açıp tekrar konuştu. "Anlatmak zorunda değilsin. " desemde beni dinlemeyip anlatmaya devam etti.
"Sonra...sonra annem birden beni bırakıp Gözde'nin yanına gitti. Bana döndü ve "O benim öz kızım. Artık sen değil, o benim yanımda kalacak "dedi. Bağırdım, çağırdım. Ama dinlemedi. Ben dışarda kaldım, onlar beraber eve girdi. Ben yalnız başıma kaldım. " Sonlara doğru sesi kısılınca ağlayacağını anlamıştım. Şimdi anlıyordum. Annem, Sema teyze ile konuştuklarını babama anlatırken duymuştum. Selin'in başına neler geldiğini, neden bizim okula geldiğini her şeyi. Onu kendime çekip, bu sefer ben ona sarıldım. Ona sarılınca ağlamaya başlamıştı.
O ağlarken kalbimde bir şeylerin parçalandığını hissetmiştim. Dişimi sıkıp içimdeki ağlama hissini yok etmeye çalıştım. "Annem beni istemiyor. " Konuşmadım. Konuşamadım. Konuşursam sesim titrerdi çünkü. Onun yanında güçsüz görünmek istemiyordum.
"Uraz da beni kandırmış. Beni aslında sevmiyormuş. " Onun ismini duyunca dişlerimi iyice sıktım. O şerefsiz Selin'i haketmiyordu. Ona üzüntüden başka bir şey vermiyordu. Onu ben hakediyordum. Geri çekilip, aşık olduğum, dolu gözleriyle bana bakıp konuştu. "Biliyor musun Savaş? Uraz beni kullanmış. Eski sevgilisini unutmak için, beni kullanmış. İnanabiliyor musun? " Daha önce cesaret edemediğim şeyi, birden gelen cesaretle sordum. "Onu seviyor musun Selin? "
Alacağım cevaptan ölesiye korkuyordum. Hayır desin, lütfen. Bir süre gözlerimin içine baktı. Sonra yavaşça cevap verdi. "Hayır,ben...ben onu sevmiyorum. "
Selin'den devam
Ona aşığım. Bana ne yaparsa yapsın, ona olan aşkım sarsılmıyordu. Ama artık bir son vermeliydim. Kendim için onu unutmalıydım.
Savaş'a baktığımda verdiğim cevaptan memnun olmuşa benziyordu anlamadığım bir şekilde. "Bak, seni yeni yeni tanıyorum, ama seni ne zaman görsem üzgün oluyorsun. Sebebi de Uraz. O çocuk sana acıdan başka bir şey vermez. Gözünü açıp etrafına bakarsan, etrafında Uraz'dan başka insanlarında olduğunu göreceksin. "
Evet, doğruydu. Etrafımda ondan başkalarında vardı. Tek yapmam gereken gözümü açıp, etrafıma bakmaktı. Ama şu an değildi. Şu an bunu yapmak için yeterli güçte değildim. Zaman gerekiyordu. Biraz zaman.
O sırada Savaş'ın telefonuma bir mesaj geldi anladığım kadarıyla.
"Pardon. " deyip mesajı okuduğunda kaşları çatılmıştı. "Kötü bir haber mi aldın? "
Gözlerini ekrandan ayırıp bana baktı. "Hayır, önemsiz bir mesajdı. Ayrıca, artık yatmalısın. Saat geç oldu. " Gözüm komodinde duran saate kayınca, hakkı olduğunu anladım. Geç olmuştu. "Haklısın, dinlensem iyi olur. "
Savaş ayağa kalktı. "İyi geceler. Bir şey olursa yan odadayım. " Ona gülümseyerek cevap verdim. "Teşekkür ederim Savaş. Herşey için. " " Önemi yok. " Ona minnettar bir bakış attım kapıdan çıkmadan önce.
Savaş gittikten sonra elime telefonumu alıp, açtım. Uzun zamandır kapalıydı. Telefonum açıldıktan sonra telefonuma bildirimler yağdı resmen. Telefonumu sessize alıp bildirimlere baktım. 76 cevapsız arama, 93 mesaj. Oha! Daha önce hiç bu kadar merak edilmemiştim. Bildirimlerim çoğu Uraz, annem ve babamdandı. Geri kalanları ise Nisan, Barış ve Mert'tendi. Hemen mesajları okumaya başladım.
Gönderen;Berrin Sultan
Selin nerdesin? (13:30)
Telefonumu aç. (13:45)
Babana haber veriyorum. (14.19)
Eve gel hemen! (15:11)
Selin! (15:16)......
Gibi birçok mesaj. Uraz'ınkilere baktım.
Gönderen; Ruh Öküzüm
Konum at hemen! (14:08)
Selin! Hangi cehennemdesin?! (14:35)
Bak, yanlış anladın. O kızı tanımıyorum bile. Rengin midir nedir, kim olduğuna dair en ufak bir fikrim bile yok. )15:12)
Aç şu s*ktiğimin telefonunu Selin! (15:56)
İyi, açma. Polise gidiyorum. (16:45)
Selinnnn! (16;52)
Babamınkilere geçtim.
Gönderen;Canım Babam
Kızım? (14:25)
Selin, kızım neredesin? (14:26)
Endişelenmeye başlıyorum. (14:53)
Selin? (14:54)
Babacım konum at, gelip alayım seni. (14:59)
Korkutuyorsun bizi. (15:07)
Annen fenalaşıyor. (15:30)
Kızım? (15:31)
İnanmıyorum ya? Hepsi merakta kalmıştı. Benim salaklığım yüzünden. Hadi Uraz neyse de annem ve babam. Onlar kim bilir şu anda ne haldedir? Hemencecik babamı aramam lazımdı. Babamın numarasını tuşladığımda arama yapamadığımı fark ettim. Tabi ya! İnternetimde bitmişti. Bugün son günüydü. Faturam ödenmemişti! Mesaj da yazamıyordum. Savaş'ı da rahatsız edemem. En iyisi sabah aramak deyip diğerlerinden gelen mesajlara baktım.
Gönderen;Gereksiz
Napıyon kız? 😎 (15:18)
Kanka, bizim evden acayip sesler geliyor, nerdeysen adres atta size geleyim. (15:46)
Çok korkuyorum Selim. (16:09)
Selim mi? Hahaha (16:21)
Selim kardo, bir mesaj atsana bana. (16:32)
Telefonuma mesaj gelmiyor. Bozuk herhalde. (16:49)
Selin. (17;11)
Salak Barış. Eminim yerimi tespit etmek içindir bu mesaj at olayı. Nisan'ın mesajlarına girdim.
Gönderen;Ponçik'im
Kankaa, taze taze dedikodularım var nerdesin hemen sana anlatmam lazım koşşş! (15:31)
Selinnnn! Neler neler var kızım, acil konum at çatlayacağım şimdi! (15:46)
Beni takmıyorsun demek ha! (16:02)
Öyle olsun, küstüm. (16:03)
Ben o kadar heyecanlanayım sana anlatmak için, sen takma beni. (16:04)
Hem Uraz ile ilgilide vardı. Ama sen hakkını kaybettin. (16:07)
Bak, son kez söylüyorum. Nerdesinn!? (16:16)
Ahahaha. Birde küstüm yazmış ya. Eminim dayanamaz anlatırdı bir iki saate. Hepsi benim nerede olduğumu anlamak için farklı yöntemler deniyorlardı. Son olarak Mert'inkilere girip, gerisini es geçtim.
Gönderen; Mert
Naber Selin? (15:06)
Müsaitsen konuşabilir miyiz? Önemli. (15:15)
Selin? Orada mısın? (15:16)
Nerede olduğunu söyler misin? Ya da konum at. Gelip alayım seni. (16:00)
Selin? (16:01)
Aralarında en normali Mert ve babamdı. Düzgünce sormuşlar, ama diğerleri....
Onlara cevap vermeyi çok istesemde Savaş'ı rahatsız etmemek için bu isteğime karşı koydum. Yarın arardım onları.
Kafamı yastığa koyup, gördüğüm kabusu düşünmemeye çalışarak uyumaya çalıştım.
Sabah uyandığımda Savaş evde yoktu. Bende aşağıya inip kahvaltıyı hazırladım. Mutfağa fazla girmememde, menemen, omlet gibi şeyleri yapabiliyordum.
Sucuklu yumurta ve menemen yapıp, çayı demlemiştim. Masayı kurmak için içeriye geçtiğimde kapı açılmıştı. Kafamı kaldırıp gelen kişiye baktığımda doğal olarak Savaş 'ı gördüm. "Günaydın. "
Beni görünce şaşırmış gibiydi. Gülümseyip konuştu. "Günaydın prenses, erkencisin. " "Dün erkenden tavuk gibi yatmıştım, haliyle bugünde erken kalktım. Sen nereden geldin? "
Elindeki fırın poşetini gösterip "Fırına gittim. Bizim buranın fırını çok güzeldir. Hadi sıcak sıcak yiyelim. "
Onu onaylayıp masayı hazırladım. Savaş da kahvaltılıkları getirmişti. Kahvaltı yaparken Savaş ile bayağı bir sohbet etmiştik. "Sizin çeteniz varmış ya hani, işte orada ne yapıyorsunuz mesela? Anlatsana. "
Çeteden bahsetmemden memnun değil gibiydi. "Boşver Selin. Senin anlayabileceğin şeyler değil. " Kaşlarımı çatıp ona baktım. "Gayette anlayabileceğim şeyler bence. Sonuçta adam falan öldürmüyorsunuz değil mi? " Gülerek söylediğim şeyden sonra Savaş'ın kaşları çatılmıştı. Savaş rahatız olmuş gibiydi. Konuyu değiştirmek adına başka bir şeyden bahsetmeye karar verdim. "Biliyor musun? Senin yüzünden dayak yiyordum. "
Gülerek sordu. "Nasıl yani? Neden? "
"Sınıfta seni seven birileri var galiba. Bana kötü kötü bakıyorlardı. Neyse bir gün çıkıştada beni tehdit ettiler, Savaş'tan uzak dur falan diye. O ne öyle ya? Kekolar. Sonrada beni dövmeye kalktılar. Daha beni tanımamış onlar. Selin Acar'ı dövebilecek kişi daha anasının karnından doğmadı. "
Savaş da şaşırmıştı. "İnanmıyorum, böyle bir şeyi neden daha önce söylemedin? Yarın o kızlarla konuşacağım. Sana dokunamayacaklar bir daha. "
"Zaten bir şey yapamazlarsa. Konuşmana gerek yok. Annem şikayette bulununca nasıl korktular. Bir daha isteselerdi yapamazlar. "
O an gözüme Savaş'ın tişörtündeki kırmızı lekeler takıldı. "Aa Savaş, tişörtün kirlenmiş. "
Savaş tişörtüne bakınca yüzünün ifadesi değişmişti birden. "Ne döktün ki oraya kırmızı kırmızı? "
"Ee şey, sabah vişne suyu içmiştimde, o'dur herhalde. Yemekten sonra çıkartırım. "
Kafa sallayıp yemeğime döndüm. Savaş suyundan büyük bir yudum almıştı. Sanki...biraz tedirgin olmuş gibiydi. Tam o an kapı çaldı. Savaş ile birbirimize baktık. "Birini mi bekliyordun? " deyince kafasını 'hayır' dercesine salladı. Ayağa kalkıp kapıyı açtığında arkadaşıdır diye masada kaldım. Ağzıma bir dilim salam atıp onu çiğnerken Savaş kapıyı açmıştı bile. "Savaş Özdemir sen misin? " "E-evet de...n'oldu? "
"Hakkında suç duyurusu var. Bizimle karakola kadar geleceksin. " Karakol mu? Yediğim salam boğazıma durmuştu. Öksürüp ayağa kalktım. Karşımda duran polis memurlarına baktığımda tam ne olduğunu soracaktımki, arkadan gelen tanıdık kişileri görmemle şoka girdim. "Kızım! " Annem.
"Anne? Ne işiniz var burada? " Annem yanıma gelip beni Savaş'ın yanından çekti. Ardından eliyle Savaş'ı gösterip konuştu, "Evet memur bey bu çocuk. Kızımı kaçıran bu. " NE?
"Ne kız kaçırması ne diyorsun anne? "
"SELİN! " Arkaya baktığımda Nisan, Barış, Mert, Uraz ve babamı gördüm. Yok artık! Savaş'ın beni kaçırdığını düşünmüş olamazlardı değil mi? Uraz hızla yanımıza gelip Savaş'a yumruk attı. "Şerefsiz! "
"Uraz ne yapıyorsun?! " Kendimi Savaş'ın önüne attım. "O bir şey yapmadı. "
Uraz beni aradan çekmeye çalıştıkça Savaş'ın önünde kendimi siper ediyordum. Savaş da önüme geçmeye çalışıyordu. "Selin bırak şuna haddini bildireyim. " Savaş'a dönüp konuştum. "Onun için elini sürmeye bile değmez Savaş. " Mert'te Uraz'ı tutuyordu.
Uraz'a baktığımda yüzünde hayal kırıklığını görmüştüm. Ama içim gram acımadı. "Selin ne diyorsun? "
"Ne dediğim açık Uraz. Git buradan, seni istemiyorum. "
"Ne demek seni istemiyorum ya! Ne saçmalıyorsun?! " O sırada onu boşverip, anneme dönüp konuştum.
"Ya beni kimse kaçırmadı! Ben kendim geldim. " Yanıma gelen babama bakıp sinirle konuştum. "Baba, ben kendi rızamla geldim buraya. Savaş kaçırmadı beni. Hatta bakın beraber kahvaltı yapıyorduk. " Mert, Uraz'ı kenara çekmişti.
Babam bana sarılırken bizimkilerde yanıma gelip, onlarda bana sarılmıştı. "Kankaa, çok korkuttun bizi. Senin için çok endişelendik. "
Onlar konuşuyordu ama ben Savaş'a bakıyordum. Şok olmuştu.
"Kızımı kandırmıştır bu çocuk. Kızım, korkma annecim, gerçekleri söyle. Koruma şu çocuğu. " Kendimi geri çekip, konuştum.
"Anne zaten gerçekleri söylüyorum. Ben kendim geldim. " Karşımda duran polis memuru babama bakıp konuştu. "Celal başkomiserim, çocuğu n'apalım? " Babam karar veremiyor gibi benim yüzüme bakıp konuştu.
"Selin, babacım emin misin? Hiç birşeyden korkmadan gerçekleri söyle. " İyice sinirlenmiştim.
"Ya baba, ben gerçekleri söylüyorum zaten. Ben kendim geldim. "
"Pekala, öyleyse çocuğu bırakın. " Polis memurları Savaş'ı bırakınca Savaş'a mahçup bir şekilde bakıp, özür diledim.
"Savaş, ailem adına senden özür dilerim. Bir yanlış anlaşılma olmuş. " Çocuk bana evini açmış, benim yüzümden gördüğü muameleye bak.
"Senin bir suçun yok Selin. Dediğin gibi bir yanlış anlaşılma olmuş. " Anneme uyaran gözlerle bakıp, Savaş'ı gösterdim. Annemde sıkıntıyla nefesini verip, konuştu. "Oğlum, özür dilerim. Selin'e ulaşamayınca korkup her yeri aradık. Uraz da senden şüphelendiğini söyleyince..." "Ne?! Uraz böyle mi söyledi? "
İnanamıyordum. Bu kadarına da pes. Annem kafa sallayınca sinirle Uraz'ın yanına gittim. "Sen ne kadar yüzsüzsün ya? Sırf Savaş'ı sevmiyorsun diye çocuğa iftira atıyorsun! İşte sen bu kadarsın! " "Selin- " "Konuşma, yalanlarını dinlemek istemiyorum artık. Git buradan, artık hangi kız arkadaşının yanına gidersen. Orası da sana kalmış. "
"Selin, toparlan gidiyoruz. " Anneme sinirle bakıp konuştum.
"Seninle gelmek istemiyorum. " Babam polis memurlarıyla konuşup, durumu izah etti. Polis memurlarına gidince annem artık daha rahat bir şekilde konuştu. "Gelir misin demedim, gidiyoruz dedim. "
"Bende dedimki gelmek istemiyorum. " Annem sinirlenince babam yanıma gelip elini omzuma koydu. "Tatlım, artık evine geri dönmelisin. Yetmedi mi bu ayrılık? "
"O kızda olacak değil mi? Hatta odamı bile ona vermişsiniz. Ne de olsa öz kızınız o sizin değil mi? Gelmiyorum! "
"Selin, gelmezsen neler yapabileceğimi tahmin bile edemezsin! "
Babam bizimkilere işaret yapınca onlar Savaş'ı alıp, içeriye girdiler. Uraz'da sinirle gitmişti.
"Ne yaparsın mesela anne, evden mi atarsın, odamı mı verirsin? Ne yaparsın? "
"Savaş'ı hapse attırırım. Başkasının işlediği suçu onun üstüne atarım. Hemde elimi bile sürmeden. Bilirsin, bizler için kolay şeyler bunlar. " Ona hayal kırıklığıyla baktım.
"Sen benim tanıdığım kişi değilsin, bu sen değilsin! "
"Değiştim Selin! Sayende değiştim. Beni buna sen zorluyorsun. Düzgünce gel diyorum yok diyorsun. " Pes edip cevap verdim.
"Tamam. " Kabul ediyordum. Kendim için değil, Savaş için kabul ediyordum. Benim yüzümden başkası zarar görmemeliydi.
"Geliyor musun yani? " Annemin mutlulukla söylediği şeyin üstüne üzgünce cevap verdim.
"Evet, geliyorum. "
Beni asıl üzen şey, buradan ayrılmak değildi. Annemin bu hale gelmesiydi. Babamla beni arabaya doğru yönlendirince ondan kurtulup açık olan kapıdan evin içine girdim.
Savaş koltukta oturmuş halıyı seyrediyordu. Beni görünce ayağa kalkıp yanıma geldi. "İyi misin Selin? "
"Ben iyiyim, asıl sen iyi misin? "
"İyiyim ben. Beni bırak da sen, gidiyor musun? " Üzgünce kafa salladım. "Bunu yapmak zorundayım. İstemesemde gitmeliyim. "
Savaş da üzülmüştü. Bunu fark edebiliyordum. "Orası senin evin Selin, gitmelisin. Üzülme. "
"Selin! " Annemin sesini duyunca Savaş'a üzgünce bakıp vedalaştım. "Herşey için teşekkürler. Özellikle dün gece için. "
"Daha önce de dediğim gibi, önemi yok. Önemli olan tek şey senin iyi olman. Ben buradayım. Kapım sana her zaman açık. " Annem yine seslenince Savaş'a sarıldım. "Görüşürüz Savaş. Kendine iyi bak. " Oda bana sıkıca sarıldı. "Sende Selin, sende. "

ŞİMDİ OKUDUĞUN
YENİ KOMŞUM
Chick-LitUmut tükenince yine çarpar mıydı kalp? Hayatında hiçbir zorlukla karşılaşmamız bir kız. Normal bir aile. Normal bir hayat. Peki her şey mükemmel giderken, birden bu düzen bozulursa neler olur? Ailevi sorunları bir yana, sevgilisiyle olan sorunları...