"Yalnızlık saraylarda bile olur
ve ondan kaçış yoktur."
-Dostoyevski
***
Ertesi sabah gözlerimi 210 bin dolara açtım. Hesabıma yatmış olan tam 210 bin dolar bana göz kırpıyordu ve bütün evi zıplayarak dolandım.
Bir saatin bu kadar para edeceği ve hayatımı değiştireceği aklımın ucundan bile geçmezdi. Çaldığım en pahalı şey değildi belki ama paranın çoğunu aldığım tek şey bu saatti ve hesabımda 210 bin dolar kuzu kuzu yatıyordu.
İlk işim küçük, küçücük bir miktarla kendime bir araba alacak ve geriye kalanı bir sır gibi saklayacaktım. Kazandığım bütün para geleceğimin, kurtuluşumun simgesiydi.
Hızlı bir şekilde hazırlandıktan sonra dışarı çıktım. Dersimin başlamasına iki saatten az bir süre kalmıştı. Anıl'ı görme düşüncesi beni geriyordu. Eskisi gibi hayatımıza devam etmeliydik. Onun avcı ve benim av olduğum bir gecede beni kurtardığı için ona teşekkür etmeliydim. Son derse kadar bekledim ama okula gelmedi.
Ben de son dersin ardından okuldan çıktım. Kendime ucuzundan bir Volvo almak için baya bir yol teptikten sonra arabamı evimin önüne park ettim. İstemsizce gülmek istiyordum. Kendim için aldığım en güzel hediyelerden birine bakıyordum. Kazağımın kolunu çekiştirip dikiz aynısını sildim ve eve girdim.
Karnımı doyurduktan sonra bilgisayarın başına geçtim. Bu gece Kovan'a gitmek yerine para kazanmayı düşünüyordum. Bu yüzden biraz araştırma yaptım. Şehrin en ünlü restaurant zincirine sahip olan Bekir Kırca bu gece yeni açtığı restaurantının açılışını yapacaktı. Elbette olayın görünen tarafı böyleydi ama arka tarafı daha da karmaşıktı.
Bekir Kırca hizmet sektörünün içindeydi ama sadece gıda konusunda değil. Davetlilerinin içinde Pakistan'dan gelen ünlü iş adamları da bulunuyordu ve elleri boş değildi. En az üç kilo, dünyanın en iyi uyuşturucusunu da yanlarında getirmişlerdi. Karşılığında ise kilo başına 60 bin dolar almaları ihtimalinde cebime giren para 180 bin dolardı.
İşin iyi tarafı elimde içeriye girebileceğim bir davetiyem vardı. Kötü tarafı ise henüz bir planım yoktu. Önce Bekir Kırca'yı araştırmaya koyuldum. Üç kere boşanmış ve işkolik bir adamdı. Kadınlara düşkünlüğü ve çapkınlığıyla bilinse de işinde oldukça saygın biriydi.
Böyle bir gece de çapkınlığı pek işime yaramazdı. Kilolarca uyuşturucunun gecenin parlayan yıldızı olacağından onun stresiyle herhangi bir kadın için heyecanlanacağını sanmıyordum.
Bu yüzden işin içine dişiliğimi sokmak yerine yeteneğimi konuşturmanın vakti gelmişti. Geceye ev sahipliği yapacak olan salonu tam iki saat boyunca inceledim. Bütün girişler ve çıkışlar, gizli koridorlar ve odalar artık hafızamın içindeydi.
Bundan sonra tek yapmam gereken şey geceye güzelce hazırlanmak ve yakalanmadan yanımda 3 kilo uyuşturucuyla davetten ayrılmaktı.
Tercihim siyah bir elbiseden yanaydı. Rahat bir kumaşı vardı. Eteği uzun ve dardı ama rahat hareket edebilmem açısından derin bir bacak dekoltesi vardı. Göğüs dekoltesi çok abartılı değildi ve kol kısımlarını daha da gösterişli yapmak için parlak taşlar kullanılmıştı.
Saçımı rahat bir topuz yaptık ve hoş incilerle süslenmiş tokayı kulağımın arkasına iliştirdim. Kibar bir toka gibi duruyordu ama bu gece hayatım ona bağlıydı. Küçük düğmesi sayesinde ortaya çıkan ince bir bıçak belki de hayatımı kurtaracaktı ama kullanmamayı diliyordum.
İşlerin kusursuz olması benim için önemliydi. Kimseye fiziksel bir zarar vermeden oradan tüymeliydim. Buğulu makyajımın ardından topuklularımı da giydim. Hemen çıkarabileceğim cinstendi.
ŞİMDİ OKUDUĞUN
Fanus
ActionNice ölüler, nice ölümler gördüm. Çoğu çığlık çığlığa son bulurken, pek azı sessizce olup bitti. Bazılarının ruhu bedenden ayrılıp gökyüzüne süzüldü. Kimininse ruhu yaşayan bedeninde can verdi. Gördüğüm ilk ölüm değildi bu. Sonuncusu ise hiç değild...
