Aslında yaşadığımız her gün diğerinin kopyasıydı, bir sabaha uyanıyor amaçlarımız doğrultusunda geceye yürüyorduk. Gün içinde ne yaşadığımız önemsizdi, sonu aynı olduktan sonra... Gerçi ne kadar gece olsa da sonumuz, biz hep güneşe uyanıyorduk. Bu döngü güzel bir histi bir bakıma. Biraz depresif miydi? Evet, öyleydi; ama hayatımızda inişli çıkışlı yolların varlığından hepimiz haberdardık. Bazen öyle evrelerden geçiyorduk ki sorgulama dürtüsü aldığımız her karara bulaşıyordu. Bu gidişle benim sorgulama işlemim yıllar sürecek gibiydi; çünkü şu günlerde öyle bir inişe geçmiştim ki yere çakılmaktan korkuyordum. Düşünmek zaten her yanımdayken şimdi kafamın içi kuyrukları birbirine değmeyen kırk tilkiyle doluydu. Bir çıkış arıyordum, düşüncelerimden kurtulmak için kaçış yolu üretmeye çalışıyordum...
Bir gün Lavi ile bir kafede, ki biz hep bu derin konuşmaları o mekanda yapardık, demiştik ki insanın üretkenliği hep karanlık dönemine denk geliyor, yaşadığımız sıkıntılar belki de bizi hayal dünyasına daha çok itiyordu kim bilir. Belki de kaçmak istiyorduk hayatımızdan, benliğimizden. Kendimize iyi kötü bir dünya yaratıp ruhumuzu oraya koyuyorduk. Belki de bu devam etmemizi sağlıyordu. Hayata devam etmemizi... Ben ne zaman böyle hissetsem kendimi ya yazmaya ya da müziğe verirdim. Zihnimi bir noktaya vermek zaten çok zorken düşünecek onca şeyi tek bir ilgi alanında toplayıp şarkı sözü karalıyordum. Kaçış yolu türetiyordum, bir yandan da bu saçma evremde üretkenlik sağlamaya çabalıyordum. Aslında böyle şeylerin zamanı yoktu ben hep bunu savunurdum, olmamalıydı da. Planlı programlı şarkı yazılmazdı; çünkü planlı bir duygunun varlığı söz konusu değildi. İçinden gelmek tabiri burda alevleniyordu işte. Bir şarkıyı dinlediğinde sözlerinde ve melodisinde kendini bulabiliyorsan, o güzeldi. Yoksa herkes anlamsız bir söz karalayıp arkasına ritim ekleyerek müzik yapabilirdi. Hele ki günümüzde bu çok basitti, çeşitli telefon uygulamarı, elektronik ortamda var olan hazır looplar... Hepsi sizi bir şarkıcı yapabilirdi; ama müzisyen asla. Yaratıcılık ve his işiydi bunlar, basite indirgenemezdi.
Kafamı ellerimin arasına aldım, parmaklarımın arasından, iki gün önce temiz olan, saçlarım kayıp gitti. Gözlerimi bilgisayar ekranına sabitleyip midi klavyenin ayarını yaptım. Gerçekten, melodi yoktu kafamda. Sözler vardı ama melodi yoktu. Eksikti. Bilemiyordum. Tamamlayamıyordum. Belki düşüncelerimi bu yönde tutarsam daha sağlıklı bir birey olurum diye düşünmüştüm; ama kirli saçlarım ve kırmızı gözlerim cevabı aynada bana sunuyordu. Açıkçası bir halta yaradığı yoktu yaptıklarımın. Önümdeki her şeyi kırıp dökesim geldi. Doğru bir seçim miydi? Yani Kore'ye dönmemek, teklifi kabul etmemek...
Bilmiyordum.
Hayatımda verdiğim kararlardan emin bile değildim, nasıl sapa sağlam yürümeyi bekliyordum bu yolda. Yara alıp duruyordum. Telefonu elime alıp artık bende bir takıntı haline gelmiş gündem takibi ve isim yazıp aratma işlemi tekrardan yürürlüğe girdi. Bir grup fanın beni unutamaması saçmaydı, daha hala o gecenin fotoğrafları paylaşılıyor alanen tehdit yorumları yazılıyordu. Nefret kusan insanların olması beni şaşırtıyordu çünkü olayın üstünden bir ay geçmişti. Bir. Koca. Ay.
İnsanların başka işi mi yoktu? Joon ya da başkası gerçek kimliklerine hiçbir zaman kavuşamayacak mıydı? Hep yalan bir maskenin ardına gizlenip fanların istediği bir hayat mı yaşamalıydılar.... Bencillerdi. Anlamıyorlardı. Derin bir nefesi ciğerlerime gönderdim, sosyal medyada gezinirken RM'in birkaç yakın çekim videosuna denk geldim, hemen geçtim ama bazı şeyler için çok geçti... Bu arada BTS çoktan Kore'ye dönmüştü Joon hariç diğer üyelerin hepsi bir sürü fotoğraf paylaşmıştı, galiba şirket onu bir perhize sokmuştu, hiç gönderi paylaşmıyordu. Kesinlikle aktif değildi sosyal medyada. Bu benim için iyi miydi kötü mü, tartışılırdı. Onu uzun zamandır görmüyordum, yani fiziksel olarak... Düşünceme güldüm. Gülüyordum çünkü her gün zihnimde anı bandını sarıp duruyordum. Yüzünü düşünüyordum, bazen de zihninden geçen harfleri hayal ediyordum, yeni hayali şeyler ekliyordum anılara. Ne kötü.
ŞİMDİ OKUDUĞUN
Joon | Kim Namjoon
Fanfiction'Hayaller ne kadar da güzel' demiştim oturduğum yerden düşüncelere dalarken. Kim bilebilirdi ki yaptığım aptalca bir seçimle hayallerime ulaşacağımı.
