Benliğini Kaybetmek

4.3K 149 4
                                        

--Gece--

"Zeynep hadi gel." dedim sakin bir ses tonuyla ve benim şaşkın arkadaşımı dürttüm.

Zorlukla dolu dolu gözlerini bana çevirdi.

"Hı?"

Gözlerimi devirdim. Daha ne dediğimin farkında değildi.

"Onun seni bu kadar çok etkilemesine izin verme."

Hemen kaşlarını çattı.

"Neden bahsediyorsun sen?"

"Kerem diyorum. Gideli kaç dakika oldu hala aynı noktaya bakıyorsun diyorum. İnsanlar diyorum. Seni üzmesine izin verme diyorum huu?"

Sonunda anlamış olacak ki yüzü sanki ona tokat atmışım gibi bir hal aldı. Gözleri yeniden dolmaya başlamıştı. Yavaşça gözünden bir damla yaş aktı.

"Gece götür beni buradan." dedi fısıldayarak. Hemen koluna girdim ve onu koridora çıkardım. Koridorda durduktan sonra kollarını boynuma doladı ve ağlamaya başladı. Bende ona sarıldım. Ah canım arkadaşım sen ne zaman bu kadar güçsüz oldun?

--Kerem--

Yanımdaki kızları gönderdikten sonra biraz düşündüm. Zeynep'e karşı ağır mı konuşmuştum? Hayır hayır. Bunları hak etmişti. O kadar bağırışından sonra onun gibi hiçbir şey olmamış gibi davranacağımı sanıyorsa çok yanılıyordu. Fazla saf ve kırılgandı. Hemen her şeye üzülüyor, hemen sinirleniyordu. Genellikle sinirlendiğinde sonuçlarını düşünmüyordu. Onunla geçirdiğim zamanlardan öğrendiklerim bunlardı. Beraber çok vakit geçirmemiştik. Belki beş kere falan arkadaş olarak takılmıştık. Zaten daha fazlası da olamazdı. O da ikimizin arkadaş olamayacağını biliyordu. Sadece ona ilginç geliyordum etrafındaki insanlara benzemediğim için. Benimle küçük bir çocuk gibi arkadaş olmak için çırpınıyordu. Beni keşfetmek istiyordu ama sonra sıkılacaktı, ona o kadar da ilginç gelmeyecektim bir süre sonra. Tamam diğer kızlar gibi değildi ama sonunda onlara benzemeyeceğini bilemezdim ki. Benim lügatımda kızlarla arkadaş olmak yoktu. Algılarımı, tercihlerimi altüst etmesine gerek yoktu. Benden uzak durmalıydı. Zaten kendi de bunun farkındaydı ama bu kadar çabuk olacağını düşünmemiştim. Belki biraz daha beraber vakit geçiririz diyordum ama o fazla alıngan çıkmıştı. Aslında bu olaylar iyi de olmuştu. Bir anlığına ona kapıldığımı hissetmiştim. Bu olaylar beni kendime getirdi.

Düşüncelerimle kavga içerisindeyken ayaklarım istemsizce kantine doğru gidiyordu. Bir yanım Zeynep'e bakmayı istiyordu. Kantine doğru giderken bir hıçkırık sesi duyunca adımlarımı sese doğru çevirdim. Sonra Zeynep'i gördüm. Şu arkadaşına sarılmış ağlıyordu. Benim yüzümden ağlıyordu.

"Yeter artık Zeynep. Ağlama artık Kerem için." dedi arkadaşı. Zeynep arkadaşından hızlıca ayrıldı.

"Onun için ağlamıyorum tamam mı?! Kim söylese o sözleri ağlardım. Onun için hayatta ağlamam. Bundan sonra onun hakkında konuşmayacağım bile!" dedi sinirli bir ses tonuyla.

"Yaa iki gün önce de aynı şeyi söylemiştin. Sonra kendimizi masada Kerem'in resmini incelerken bulduk."

Sinirle ona baktı ve ittirip bana doğru yürümeye başladı. Hemen hızlıca yürüyerek oradan uzaklaştım ve bir köşeye çekildim.

Önümden geçerken Zeynep kafasını önüne eğmiş sessiz sessiz ağlamaya devam ediyordu. Lanet olsun birini ağlatmaktan hoşlanmıyordum. Birini üzmekten gocunmazdım ama ağlayınca kötü hissettiriyor. Ağlamak güçsüzlük demektir. Zeynep'in de diğerleri gibi, annem gibi güçsüz olmasını istemiyorum.

Ben Zeynep'in arkasından bakarken telefonuma mesaj geldi.

Akşam bir şeyler yapalım mı?

Surrender Hikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin