Hepinize iyi okumalar :)
Bölüm şarkısı Birdy-People Help The People. Uyup uymadığına emin değilim ama ben yazarken onu dinledim :D
Sevmek...
İnsan birini seviyorsa karşısındakinden hiçbir şey beklememelidir değil mi? Yani tabii ki beklentiyle dolarsın ama ondan bir şey ummazsın. Birini seviyorsan fedakar olursun. Artık kendinden çok onun için endişelenirsin, kendinden çok onu düşünürsün. Kendini ikinci plana atarsın. Ama insanoğlu bencildir. Ne kadar istese de sonsuza dek fedakar olamaz, beklentisiz olamaz. Sevildiğini, biri için önemli olduğunu hissetmek ister. Birinin onun için endişelendiğini, onu düşündüğünü bilmek ister. Bir süre sonra yorulur çünkü karşılık alamamaktan.
Pes etmek istersiniz ama sevginiz hep engel olur. İzin vermez. Yine de kaçıp gitmek istersiniz ya da en ufak bir karşılık beklersiniz. O karşılık için sevdiğiniz kişinin gözlerine bakıp durursunuz bir gün sevginizin karşılığını almak umuduyla ve o karşılığı alacağınız karşısında kendinizi kandırmaya devam edersiniz. Ama unuttuğunuz bir şey vardır. Kimse sizin gibi sevemez, kimse sizin gibi düşünemez. Zaten düşünse diğerlerinden ne farkınız kalırdı?
* * * * * * * *
Başım. Çatlıyor.
Sabah uyandığından beri baş ağrısı çekiyorum. Kulağıma da vuruyor zaten. Bu halde bir de derse giriyorum arkadaş. Resmen başımın içinde toplu konut projesini hayata geçiriyorlar ama ben burada oturmuş derse konsantre olmaya çalışıyorum hem de yanımda taş gibi bir varlık otururken. Bu arada sızlayan vücudumdan bahsetmiyorum bile.
Başıma giren ani bir acıyla istemsizce yüzümü buruşturdum. O kadar ilaç içtim bana mısın demiyor. Eve gidip uyumak vardı ne güzel. Şu ders bitse de evime gitsem. Geriye kalan dersler umurumda bile değil valla. Sadece yumuşacık yatağıma dönmek istiyorum. Zaten dersteyim ama değilim. Yani bu kafayla hocayı dinleyemiyorum bile.
"Zeynep. Zeynep ders bitti. " diye sarsılmamla irkiliyorum. Resmen gözüm açık uyumuşum. Gündüz rüyası dedikleri bu olsa gerek.
"Yavaş."
"Peki."
Kendimi zorla ayağa kaldırdım. Birkaç adım atmamla yerimde duramayacağımı hissetmeye başladım. Olduğum yerde soluklanıp yürümeye başladım. Koridora çıktığımda resmen bayılacak gibi hissediyordum. Acil birine, bir şeye tutunmam gerek. Gözlerim Kerem'i arıyor ama yok. Daha demin yanımda değil miydi? Nereye gitti ki? Duvara yaslanıp derin bir nefes aldım. Yürüyecek güç toplamaya çalışıyorum ama yok.
"Zeynep sen iyi misin?"
Duyduğum sesle gözlerimi hemen açtım. Batuhan endişeyle yüzüme bakıyordu. Hemen kaşlarımı çattım.
"İyiyim."
"Pek öyle görünmüyorsun ama."
"Beni yalnız bıraksana sen."
"Hey sakin ol." dedi iki ellerini de yukarı kaldırarak. Bu haline karşı gözlerimi devirdim.
Hiçbir şey demeden yürümeye başladım -daha doğrusu yürümeye çalıştım.- Bir anda sendelememle bir el kolumu kavradı ve beni düşmekten son anda kurtardı.
"İyi değilsin sen. Bir yere otur, dinlen."
"Bırak beni. İyiyim dedim ya işte."
"Yalan söyleyebilirsin ama kan çanağı gözlerin, şiş ve bembeyaz yüzün ve bayık bakışlarınla kimseyi yalanına inandıramazsın."
"O kadar mı belli?"
"Herkes rahatlıkla hemen anlar."
"Herkes değil." diye mırıldandım.
Madem öyle benim sevgilim(!) neden anlamadı? Ne demiştik Zeynep? Senin ona karşı yaptıklarını ondan beklemiyorsun. Beklersen aptallık yapmış olursun.
ŞİMDİ OKUDUĞUN
Surrender
FanfictionZeynep, yeni bir sayfa açmak için, yeni başlangıçlar, yeni maceralar yaşamak için çok sevdiği şehre, İstanbula, geri döner. Sadece mutlu olucak, huzurlu olacaktır. Kalp kırıklıklarına, kavgalara, hayal kırıklıklarına bu sayfada yer yoktur onun için...
