Ne cevap vereceğimi bilmiyorum.
Çünkü benden hoşlanıp hoşlanmadığına da emin değilim. Yavaşça üstümdeki kıyafetimin kapşonunu kafama geçirip iplerini çekmeye başladım. Yüzüm tamamen kapandığında mırıldanarak "Bilmiyorum." dedim. Alya "Kesin sen de ondan hoşlanıyorsundur, ne zaman sevgili olacaksınız?" diye sorduğunda istemsizce "Oha!" diye bağırdım. Kapşonun büzülmüş şapkasını arasından çaktırmadan bakarken Esen'in imayla gözlerini açıp Alya'ya baktığını gördüm.
Kafasını yavaşça sallarken "Evlendirseydik istersen, hatta şimdi nikah dairesine gidelim." deyince ağzımdan çıkan kahkahayı tutamamıştım. Alya "Kanka ama ne yapayım, birini sevdiğini anlamaz bu salak." dediğinde kapşonu kafamdan çıkardım. Haklıydı. Sevdiğimi nasıl anlayabilirim ki? Okuduğum kitaplarda hep ana karakterin karnında kelebekler uçar, heyecandan karnı ağrır. Benimse yemekler uçar, bir tek acıktığımda karnım ağrır. Şimdi nereden anlayayım ben?
Merve sinsice gülümseyip "Onu bunu boşverin de Burak sana hediye ne aldı? Çok merak ettim." dediğinde Nihal "Hayır sana ne?" diye onu şakasına tersledi. Merve gözlerini devirip bana bakınca ona kapşonumdaki yazıyı gösterdim. Eylül kapşonumdan tutup çekince "Oha bunu mu almış?" dediğinde kafamı olumlu anlamda salladım. Kızlar bu Sweatshirt'ü uzun zamandır ne kadar çok istediğimi biliyordu. Şirince sırıtarak "Vee ikimiz sınavlardan sonra İzmir'e gidiyoruz." dediğimde neredeyse herkes "Ne?!" diye tepki verdi.
Saçlarımı geriye savurarak "Hani geçen İzmir'i özledim diye zırladım ya, ondan." dedim. Nihal "Ooo!" dediğinde Alya "Bana da bulun bu kadar düşünceli çocuk." dedi. Esen gözlerini kısıp "Tamam, yeter. Burak da Burak. Benden konuşalım biraz da." deyince ona öpücük attım. Seviyorum Esen'i ya. Nihal oflayarak "Sınav haftası başlıyor." dediğinde yüzüm anında asıldı. Ben hiç çalışmamıştım ki. Eve gidince başlayayım bari.
Kızlarla derin bir sohbete girdikten yaklaşık bir saat sonra herkes evine dağılmıştı. Bende eve girer girmez Esen'in bana yazdığı kartı okumak için çantadan çıkarttım. İçindekileri okurken o kadar duygulandım ki bir kez daha 'İyi ki tanımışım onu. İyi ki benim dostum.' dedim. Aslında Esen Burak'tan da önce kutlamış doğum günümü. Gülümseyerek kartı kapattığımda onu kaybolmasın diye en sevdiğim okuma kitabımın arasına sıkıştırdım.
Birkaç dakika sonra masanın başına gidip derse oturdum. Boş boş önümdeki yığın oluşturmuş kitaplara bakarken dudaklarımı birbirime bastırdım. Nasıl bitireyim ben bunları ya? Keşke biriktirmeseydim. Biyolojiden hiçbir şey bilmiyorum neredeyse ve sınavların başlamasına bir hafta var. Tüm konuyu çalışacak vaktim yok. Neyse artık girdik bu işin içine Buse, çıkmasını da bileceğiz. Saçımı sıkıca toplayıp topuz yaptığımda derin bir nefes aldım. Şimdi başlıyoruz.
××××××××××××××××××××
Gece 23.40'a kadar ders çalıştım. Şimdiyse yatağıma doğru uykulu uykulu yürüyorum. Etrafıma baktığımda bizimkilerin çoktan yatmış olduklarını gördüm. Tavuk gibi erkenden uyuyor bunlarda. Hayır insan 'Kızım ders çalışıyor, bende onu bekleyeyim.' der, değil mi? Işıkları kapatıp yatağıma yattığım sırada telefonuma gelen bildirim sesiyle irkildim. Ödüm koptu lan. Sesini açık unutmuşum herhalde, genelde sessizde olur. Telefonumun sesini kısıp kafamı yastığıma koyduğumda ard arda yanan bildirim ışığıyla ofladım. Bir rahat bırakmadın ya! Gelen mesajı okumak için telefonu açtığımda duraksadım.
UMUT: Pencereden aşağıya baksana.
BEN: Niye? Aşağıda beyaz elbise giymiş, saçları yüzünü kapatmış, sekiz yaşında, korkunç kız çocuğu beni mi bekliyor?
UMUT: Belki de sadece ben bekliyorumdur?
BEN: Oha! Bu daha kötü! Ne işin var lan bizim bahçede?!
ŞİMDİ OKUDUĞUN
İsimsiz
HumorBirbirlerinin kardeşi gibi olan, mutsuzken bile birbirlerini güldürebilen, kavga etseler de iki dakika sonra unutan beş kız. İşte bu hikaye onlara ait. ×××××××××××××××××××× Beşimiz aynı anda sarıldığımızda "Ne olursa olsun ayrılmak yok." d...
