Bora yumruğun etkisiyle koltukların üstüne düşünce Burak onu yakalarından tutup ayağa kaldırdı.
O sırada Eylül "Bulut, Can'a vur sen de! Çabuk vur!" diye bağırdı sonra da "Merve için valla, benim ne işim olur?" diye mırıldandı. Emre hızlıca koltukların üstünden hoplayıp Burak'ı çekmeye çalışırken Bulut da Eylül'ün gazına gelip Can'ın üstüne yürümeye başladı.
Esen "Emre, arada dayak yeme bak. Dikkat et!" diye bağırdığında Bulut'un acı dolu inlemesi duyuldu. Can nefes nefese Bulut'a bakarken Bulut bir eliyle yüzünü tutuyordu. Eylül sinirlenerek koltukların üstünden geçince "Bir yumruk atamıyorsun be!" diye Bulut'a söylendi.
Daha sonradan Can'a kaşlarını çatarak "Sen kimin sevgilisine vuruyorsun lan?!" dedi ve üstüne atladı. İkisi birlikte yere düşerken ona doğru "Isır Eylül, ısır!" diye bağırdım. Burak, Bora'ya bir yumruk daha attığında Emre "Kardeşim, Burak tamam!" diyerek onu uzaklaştırmaya çalıştı.
"Eylül! Eylül!" diye tezahürat yapan Esen'in sesine Can'ın "Ah! Omzumu niye ısırıyorsun?!" diye bağırışı karıştı. Bulut Eylül'ü belinden yakalayıp geriye çekerken Can'a "Sen niye dalaşıyorsun bize be?" diye sordu. Can "Ne bileyim, birden üstüme yürüdün." diye cevapladı onu.
Eylül ona doğru işaret parmağını sallarken "Senin Merve'ye hakaret etmeye hakkın yok! Mal!" diye bağırdı. Tam Can "Bu sizi ilgilendirmez." dediğinde Bora'dan bir kere daha acı dolu inleme duyuldu. Herkesin bakışı oraya çevrilince Emre Burak'ı bıraktı. "Ya tutsam bir işe yaramıyor. Keyif ala ala vursun bari."
Tam Burak'ın eli bir kez daha havaya kalktığında elimle yumruk olan elini tuttum. Sinirli bakışları bana dönünce biraz yumuşadığını hissettim. Elini kendime çekerken "Tamam Burak, yeter." dedim. Bana kısa bir bakış attıktan sonra Bora'ya döndü.
Ona bakarken Burak'ın yeşil gözlerinden alev çıkıyordu. Bora'ya yaklaşıp "Eğer Buse'den, Bulut'tan ve Eylül'den yaptığın ve söylediğin şeyler için özür dilemezsen seni halka açık ortam demem burada daha çok döverim Bora. Ayrıca özür diledikten sonra siktir olup gideceksin yoksa seni bir daha döverim."dedi.
Bora halsizce güldü. Burak'ın ellerini ittirirken "Sence bu kadar güçsüz olduğumu mu düşündün? Sana karşılık veremeyecek kadar. Ben sadece arkadaşımı düşünüyorum. Peki ya sen hiç düşündün mü? Buse seninle mutlu mu? Belki beni tehdit ettiğini gibi onu da tehdit ediyorsun, nerden bilelim?" dedi. Burak ve beni tehdit etmek. Birbirinden o kadar alakasız iki kelimeydi ki... Sırf ben üzülmeyeyim, ilişkimizi ailem öğrendiğinde aramız açılmasın diye hislerini belli etmedi.
Burak'ın sinirden çenesi kasılırken Bora sırt çantasını alıp sinema salonundan hızlıca çıktı. Can da peşinden gittiğinde salona birkaç insan girdi. Bizimkiler yerine oturunca Burak "Gidiyorum ben, pazartesi görüşürüz." dedi ve çantasını aldı. Ben de çantamı alıp onun peşinden giderken yetişemedim. Adımları çok büyüktü. Ancak koşmam lazımdı. Arkasından "Burak bekle!" diye bağırdım ve koşmaya başladım.
Yanına geldiğimde "Buse git." deyince "Git demesi kolay tabii, gidebilmek zor." dedim. Uzun süre boyunca sadece yürüdük. Alış veriş merkezinden baya uzaklaşmıştık. Güneş yavaş yavaş gidiyor. Güneş gidince her yer karanlık olacak zannederken arkasında Ay'ı bırakıyordu. Ay onun ateşiyle parlıyor. Gündüz, birlikte yandılar. Gece, birlikte terk edemediler gökyüzünü. Terk edilen Ay oldu. Ama o hâlâ Güneş için yanmaya devam etti.
Düşüncelerimden çıkıp Burak'a yandan bir bakış attım. Hissizce önüne bakıyordu. Bakışlarımı yanında duran eline çevirdim. Utanarak yavaşça elini tuttuğumda başını bana çevirdi. Acelece kafamı onun olmadığı yere çevirince kısık sesle güldüğünü duydum. El ele tutuştuğumuz ellerimizi montunun cebine soktuğunda üşümemem için yaptığını anladım. Ona doğru biraz daha yaklaşıp kafamı koluna yasladım. Keşke boyum uzun olsaydı da omzuna koyabilseydim.
ŞİMDİ OKUDUĞUN
İsimsiz
MizahBirbirlerinin kardeşi gibi olan, mutsuzken bile birbirlerini güldürebilen, kavga etseler de iki dakika sonra unutan beş kız. İşte bu hikaye onlara ait. ×××××××××××××××××××× Beşimiz aynı anda sarıldığımızda "Ne olursa olsun ayrılmak yok." d...
