Chapter 58

90 12 1
                                        

  ''Bugün yanındayım. Sanki hiçbir şey değişmemiş ya da olmamış gibi. Acıların kapıları kapanmamak üzere hiç açılmamış gibi. Her zaman mutlu olduğumuz günlerden birindeymişiz gibi hissetireceğim sana. İlk sarılışımız gibi sarılacağım. Sanki hiç ayrılmayacakmış gibi hissedeceksin aşkım.'' Benimle ilgili hiçbir şey bilmeyen gözlere baktım. Acıyla dolan kalbimin sızısıyla yanına adımlarken elini kaldırarak yerimde durmamı sağladı.

''Saçmalamayı bırak ve hemen buradan çık. Seni burada istemiyorum!'' Ellerim gurursuzca havaya kalkarak ellerine ulaştı. Görmeyeli yıpranmış elinin tuttıuğumda beni hızla ittirerek sinirle üzerime yürüdü. Saf kötülük etrafa yayılırken hıçkırmaya başladım. Acım bir yakarış olarak dudaklarımdan dökülürken sinirle bana bakıyordu. Doruk i.çeri girerek beni belimden tuttu ve dışarı çıkarmak için harekete geçti. Son bir ümitle adını söyledim.

''Harry?''

 Hiçbir zaman evlenmek istememiştim çünkü evlenmek benim için özgürlüğünü kısıtlamaktı. Kendimle ilgili kararları tek başına verememem demekti. Daha fazla sorumluluk ve acı. Aşk benim için acıydı. Sonra onunla tanıştım. Git gide ona biraz daha yaklaştım ve bildiğim her şey gözüme yanlış gözüktü. Aşk tüm korkularımı kenara iterek tek bir tanesini bana bıraktı. Onsuzluk korkusu her şeyden daha ağır bastı. Artık evlenmek sadece ona biraz daha yaklaşmak gibiydi. Özgürlüğüm artık oydu. Şimdi ise evleniyordum. Hiç hayal etmesem de hayal edebileceğimden daha güzeldi.

Êski bir binada dışarıdan rastgele bulduğumuz iki insan ile birlikte görevli kişileri bekliyorduk. Elimde sıkıca tuttuğum beyaz elbise poşeti iyice ağırlığını belli etmeye başlamıştı.

''Clara hanım, siz giyinebilirsiniz. Biz her şeyi hallederiz.'' Harry'ye baktığımda gülümseyerek onayladı. Ben de poşetle birlikte gelin odası yazan yere girdim.

Odanın ağır renklerle döşenmiş eski odasına baktım ve gülümsedim. Üzerinde hafif bir kırık olan aynanın yansımasından kendime baktım. Dikişlerim nedeniyle eskisi gibi yürüyemiyordum. Biraz daha eğik ve korku dolu adımlarım vardı. Umursamaz bir şekilde poşetten neredeyse krem rengi diyebileceğim kadar eskimiş beyaz elbiseye baktım. Elimdeki tek gelinliğe benzeyen şey buydu.

Üzerimdeki kıyafetleri çıkararak dikişime baktım. Dokunmaktan çekiniyordum. Acı katlanılabilir bir şeydi. Sadece ne zaman onu görsem ya da dokunacak gibi olsam bıçak vücuduma tekrar saplanacak gibi hissediyordum. Gözlerimi kırmızılıktan çekerek elbiseyi zorla da olsa üzerime geçirdim. Fermuarı olmaması büyük bir avantajdı çünkü olsaydı kapatabileceğimi zannetmiyordum. Astarı düzelttikten sonra saçlarımı taradım ve Harry'nin ben uyurken yanıma bırakmış olduğu mor çiçeği saçımın kenarına taktım.

Ayna bana yüzümün solgunluğunu gösterirken somurtmamak için büyük bir uğraş gerektiriyordu. Yüzümü biraz daha canlandıracak bir şeyler olsa her şey mükemmel olacaktı. Yani, imkanlarımız içinde. Sıkınıtıyla deri bir nefes alırken masanın üzerinde makyaj çantasını gördüm. Birinin kullandığı malzemeleri kullanmak midemi bulandırsa da elimdeki tek iyi şey buydu. Çantayı açtım ve içinden gerekli malzemeleri çıkarttım. Elimle çantayı tararken içindeki bir not ilgimi çekti.

''Çok eğlen kardeşim- Doruk'' Kart elimden düşerken korkuyla etrafıma baktım. Hiçbir şey yoktu. Şüphe duyulacak her şeyden çok uzaktı. Gözlerimi kapatıp sakinleşmeye çalışırken kapı açıldı. Korkuyla gözlerimi açtığımda bana bakan Lexa'yı gördüm. Sakinleşerek ona gülümsediğimde yanıma gelerek pudra fırçasını eline aldı ve yüzüme hızlıca yaydı. Sonra dudak parlatıcısını dudaklarıma sürerek gülümsedi.

''Harry kafayı yiyecek.'' Ayağımı yerdeki kağıdın hemen üstüne koydum ve sanki yok olacakmış gibi ezdim. ''Evet'' dedim. ''Kesinlikle kafayı yiyecek.''

ALİENHikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin