Odam eskisinden daha büyüktü ama bana bir yerde kapalı kalmışım gibi hissettiriyordu. Kalbimin sızısı tanıdık gelmiyordu. Yaşarken nasıl ölündüğünü çok iyi bilirdim. Onu beklerken her gün biraz daha ölmüş ve kendimi tüketmiştim. İçimde cesedimin parçaları ve duyguları saklanıyor ve beni yaşama bağlıyorlardı. Buna rağmen yaşıyor sayılmazdım.
Ellerim boynumda yerini benimsediğim kolyeye gitti. Bu kolyeden daha fazlasıydı. Sanki ikimizde kendimizden parçalar saklamıştık içine.
"Clara, artık kendine gelmen lazım. Herkes değişir. Duyguların da seninle birlikte büyür. Artık seni sevmiyor. Bunu kabul et ve hayatına devam et." Elime aldığım vazoyu hızla üzerine fırlatırken kaçacak zamanı bulmuştu. Sinir ve hırsla dolan gözlerim ile hızla ayağa fırlayarak yanına ilerledim. "Bunların yüm suçlusu sensin! Ona ne yaptın? Beni öldürmeye çalışmanı anlıyorum ama neden o?" Üzerine yürümem sinirine gitmiş olmalı ki omuzlarımdan ittirerek geriye doğru sendelememi sağladı. " Kendine gel kardeşim. Seni öldürmeye çalışsaydım ölmüş olurdun. Ona gelince, artık gururunu eline alıp yere etmaktan vazgeç. Sen ona acı çektiriyorsun ve o bunu istemiyor. Burada olmasının tek suçlusu sensin, ben değil. Gerçekler üzerime kilolar ile binerken gözlerine bakmaya devam ettim. Yanıma yaklarak elini dikişimin üzerine koydu ve bastırdı. "Bir daha bana bağırma." Sonra gülümseyerek geri çekildi ve beni acılarımla yanlız bırakarak odadan çıktı.
Klasik bir müzik odanın içini kaplıyor ve son sürat atan kalbimde yankılanıyordu. Ayağımda eskimiş spor ayakkabılarım ile yürümek beni bir gelinin çektiği işkencelerin zorladığının yarısı kadar bile zorlamıyor olabilirdi ama bu heyecandan takılıp düşme tehlikemin olmadığını göstermezdi. Bedenim öyle titriyordu ki vazgeçmeyi düşündüm. Sonra onu gördüm. Takım elbisesinin içinde kürsüde ayakta duruyor ve sanki hayatı boyunca hiçbir zorluk yaşamamış gibi asil ve güzel gözüküyordu. Gözlerimiz buluştuğunda elbiseme bakarak gülümseyeceğini düşünmüştüm. Ama o gözleriyle gülmeyi tercih etti. Her hücresi bana beni sevdiğini fısıldadı ve olması gerekenden daha değerli hissettim.
Kürsüye vardığımda elini tutmam için uzattı ve buz tutmuş ellerimi imkansız bir şekilde saniyeler içinde ısıttı. Elini elimden çekmeden eğilerek öptü ve hep dalga geçtiğim bir filmi hatırlatarak gülmemi sağladı. Yine de elimi geri çekmedim ve filmin devamını canlandırmasına izin verdim.
Elimi öptükten hemen sonra zarif bir hareketle havaya kaldırarak dönmemi sağladı. Dikişlerime zarar vermeden yavaşça döndüm ve kollarının sıkıca belime kenetlenmesine izin verdim. Güvende olduğumu hissederken not aklımdan çıkmıştı. Kafamı boynuna dayadığımda alnımı öptü ve yemin töreni için eski halimize dönmemizi sağladı.
''Ben, ben seni hayatım boyunca seveceğim ve güvende olmanı sağlayacağım. Her anım seni düşünerek geçecek. Mutlu olmanı sağlayacağım. Ve Clara, teşekkür ederim. Bana gerçekten bir insan gibi hissettirdiğin ve beni sevdiğin için. Bunun için yeterli değildim. Hiç olmadım. Ama sen yine de her gün yaralarımı tek tek sararak tekrar açılmasını engelledin. İçimdeki tüm kötü duygulardan arındırdın. Ve üzgünüm, her şey için.''
''Ben de hayatım boyunca seni seveceğim ve bunu yaparken bir neden aramayacağım. Seni sevdiğim her an içindeki insanı gördüm ve görmeye de devam edeceğim Harry. İçinde açan her kötü çiçek için daha iyisini ekeceğim. Yaralarını sarmaya devam edeceğim aynı senin benimkileri sardığın gibi. Beni koruduğun, sevdiğin için teşekkür ederim.''
Elini sıktığımda gülümsedi ve gülümsedim. Ve evlendik. Hayatımı, hayatına teslim ettikten sonra beni kendine çekerek öptü ve salonda bir alkış sesi duyuldu. Bu kadar basit bir şeyin seni dünyanın en mutlu insanı yapması normal miydi? Birden tüm acılarını unutturması? Sadece mutlu hissediyordum. Ve bu istediğim tek şeydi.
ŞİMDİ OKUDUĞUN
ALİEN
FanfictionBüyüdüm. Büyüdükçe kabalaştım, soğuklaştım, umursamaz oldum. Büyüdükçe duygularımı gizlemeyi öğrendim. Büyüdükçe insan olmayı unuttum. Ben bir uzaylıyım. Gerçek bir uzaylı. Bir yaratık olmadığım zamanlarda insan olmam gerekirken bile uzaylıyım ben...
