Bu bölüm kurgu gereği akıl hastanesinde bulunan baş karakterin geçmişiyle yüzleşme ve hatırlama seanslarını içerir. Bu nedenle hassas içeriklerden oluşmaktadır. Sonraki bölümlerde hassas içeriklerin olabildiğince az olacağını, kitabın gizem ve mizah unsurlarını bolca bulunduracağını ve bu bölümün açılış sekansı olduğu için karakterin geçmişini anlatmayı uygun bulduğumu göz önüne alarak okuyunuz.
Uyarı: Hassas İçerikler
***
Yumurta yediğim bir kabustan hızla uyanıp soluklanırken kafamda yankılanan tek düşünce, "Tımarhanede bir gün daha!" oldu. Zamanın, dışarıda ne olduğuna dair herhangi bir umudu törpülediği bu dört duvar arasında, her gün birbirinin tekrarıydı. Sessiz adımlarla masamın üzerindeki sürahiye yöneldim, cam yüzeyleri özlemiştim. Bardağa su dolarken taşmasını gülerek izledim—taşkınlık, bu kontrollü kaosun içindeki tek özgürlüktü. Ayrıca uzun zamandır hayatımda hiç neşe yoktu. Adımlarım pencereye götürdü beni; başım çatlayacak gibi ağrıyordu ama fiziksel acı, boşluktan kaçmanın nafile bir çabasıydı.
Hastanenin yüksek duvarları, bizi dış dünyadan soyutluyordu. Bir annenin ağlayan bebeğini göğsüne bastırışı gibi, gerçekliğin keskin dikenlerinden koruyan bir fanustaydık. Ama bu duvarlar, soğuk gri yüzeyleriyle aslında her şeyin ne kadar da sahte olduğunu haykırıyordu. Ayrıca bazen yalayınca hiç iyi bir tat bırakmıyordu. Tadının değişip değişmediğinden olmak adına dilimi yavaşça duvarın buz gibi yüzeyine sürdüm. Sertlik... Çelik kadar dayanıklıydı. Hafifçe ısırmaya kalktım ama dişlerimin çatırdayacağını fark edip geri çekildim. Ağzımda kalan çimentonun kimyasal tadı, beni istemsizce güldürdü. Kim bilir, belki de kameraya yansıyan görüntümün hemşirenin gözlüğüne yansımasını düşünmüşümdür. Demiştim size, hayatımda hiç neşe yok.
Pencereye yaklaşıp dışarıdaki dünyadan koparken, odamın içindeki dağınıklık gözlerime çarptı. Ailem zengin olabilir ama bu odada o zenginliğin gölgesi bile yoktu. Adeta Mimar Selim Bey'e, deli bir kızın hobileri arasında rahatsız edicilik var denilmiş ve bir hafta sonra sonucu görmek için gelinmiş gibiydi. Duvarlarda soyut resimler vardı -geneli hemşireleri ve doktorları korkutmak için yaptığım karanlık silüetlerden ibaretti- Bazılarına hiç özenmeden 'korkutucu şeyler çizilecek alan' yazmıştım. Yerde ise yardımcı kitaplar ve düzenlice yerine konulmuş boya kalemlerim vardı. Monotonluk canıma tak edince duvarları boyamaya başlardım. Sonra tavanı. Bazen klozeti. Kendi vücudumu bile tuval haline getirirdim. Nasıl olsa temizlemek zorunda olan yine ben olurdum, değil mi? Bu hastanede doktorlar tacizden kaçınırdı, dostlarım. Zengin bir ailem olduğu konusunda ciddiyim.
Günün geri kalanını nasıl geçireceğimi şimdiden biliyordum: dans ve kus. Depresif hissettiğimde ise duvarı izler, saçlarımı örer ve kusabilmek için kalın örgümü boğazıma zorla iterdim. Terapi seanslarını kaçırmazdım; Barlas'la taşımadığımız belirtileri anlatıp diğer hastaları paranoyaya sürüklerdik. Hayatımda hiç neşe olmadığından bahsetmiş miydim? Belki de Barlas taşırdı o belirtileri ama artık ona sorma şansım yok.
Derin bir nefes alıp pencerenin ardındaki hayata göz attım. İnsanlar... Onların hayatları, boyunlarına takılmış görünmez tasmalarla yönetiliyordu. Elektrik darbeleriyle bu tasmaları kurcalamamayı öğrenmişlerdi. Hepsinin kendi sırları, kendi sorunları vardı; kimisi travmalarının kurbanı olmuştu, kimisi de bu karanlığı anne rahminde öğrenmişti. Ama ortak noktaları, bu sorunların varlığından bile habersiz oluşlarıydı. Ben ise, bu farkındalığın yükünü taşıyan tek kişiydim. Yalnızdım.
"Yine mi düşüncelere daldın?" diye sordu bir ses, aniden bu izole dünyama dalga gibi çarptı. "Son zamanlarda bunu çok yapıyorsun. Yakında senin deli olduğunu düşünmeye başlayacağım." Sözlerin sahibi Ecrin, birkaç adımda yanıma varıp, kahverengi gözleriyle dışarıya baktı. Onun varlığı beni huzursuz etti—belki de gerçeğimi zorla sorgulatacak kadar net bir aynaydı.

ŞİMDİ OKUDUĞUN
Perde Arkasındaki Oyun (Düzenlenmekte)
أدب المراهقين"Yıldızlar tehlikelidir, Öğrenci. Onlara ulaşamazsın yalnızca kayınca dilek tutarsın, kayanın yıldızlar değil de hayatın olduğunu bilmeden." Ailesinin gizemli ölümünün ardından, gerçeklerle yüzleşemeyecek kadar dehşet içinde ve yalnız olan Öğrenci...