PAO 2: Çakalın Ağına Takılan Tilki

17 3 0
                                    

Uyarı: Hassas İçerikler

Bu bölüm, intihar ve kendini yaralama gibi duygusal olarak yoğun ve hassas konuları ele almaktadır. Bu tür konular okuyucuları derinden etkileyebilir ve rahatsız edebilir. Lütfen bu bölümü okurken duygusal olarak zorlanabileceğinizi unutmayın. Bu içerikler sizin veya başkaları için travmatik olabilir. Eğer bu tür içeriklerle başa çıkmakta zorlanıyorsanız veya yardıma ihtiyacınız varsa, bir profesyonel sağlık uzmanına veya kriz hattına başvurmanızı öneririz.

Bu kitabı okurken rahatsız hissettiğinizde her zaman okumayı durdurma hakkınıza sahipsiniz. Kendi ihtiyaçlarınızı ve sınırlarınızı önemseyin. İyi okumalar...

Bölüm müziği: Twenty One Pilots- Jumpsuit

********************************************

4 AY SONRA

Kelimeler çıkmamak için yalvarıyor dilime, dilim de kabul ediyor bu isteklerini. Koşuyorum ama peşimdekiler güçlü. Ölümün soğuk kollarına teslim olmamı istiyorlar; bunu ben de istiyorum ama zamanı gelmedi. Ciğerlerim ateş gibi yanarken nefes almak zorlaşıyor, koşmaya devam ediyorum. Gece, ormanın üzerine bir kefen gibi çökmüş, baskısını artırırken, bu sessiz karanlıkta yankılanan tek ses ayaklarımın altındaki kuru dalların çıtırdayışı. Ama arkamdakiler sessiz; bacakları yok—onlar, gölgelerden başka bir şey değiller.

Yüzümü çevreleyen ter boynumdan aşağı kayarken, gelinliğin çamur içinde kaldığını fark ediyorum, paçaları yırtılmış. Gelinliğin saflığı ile çamurun karanlığı arasında sıkışıyorum. Ağaçlar, bedenimi çizerken yüzümde bir gülümseme beliriyor. Bazen güzel hissetmenin yolu aynaları kırmaktır. Kırılan parçalarda yüzlerce ben hayat bulurken, cam parçasına uzanıyor elim. Ama hemen sonra geri çekiyorum—çünkü sadece bir beni öldürebilirim; içimde biriken yüzlercesini değil. Canım yanıyor, evet, ama acıyı hissetmekten daha önemli şeyler var: Özgürlük, zincirlerimizi kırmak, bizi tutsak edenlerden kurtulmak. Orada, uzaklarda bir tabut görüyorum. Eren... İçinde yatıyor. Eğer ona dokunabilirsem, her şey değişecek, zincirlerimiz kırılacak. Son nefesim, onun ilk nefesi olacak. Ciğerlerim alev alırken hızımı artırıyorum, nefes almak neredeyse imkansız. Gülümsemeye çalışıyorum. Yokluğunu hissettiğim varlığım, onun yokluğuyla var olamamıştı.

Birden keskin bir acıyla irkiliyorum, dilim pes ediyor. Sessiz çığlığım, boğazımdan zorla çıkarken karanlığın soğuk elleri saçlarımı kavrıyor. Çekmeye başladıklarında, çığlık atmamak için kendimi tutuyorum. Diğerleri kollarımdan ve bacaklarımdan kavrıyor, bedenimi ağaçlara doğru sürüklüyorlar. Bağırmaya devam ediyorum; ama olacaklar, bana sonu belli olan filmleri hatırlatıyor: Aykırı olanlar ölür.

Yüzlerine bakmaya çalışıyorum, yüzlerinin olmadığı aklıma gelirken. Bu küçük detayla bir kez daha korkuyorum. Gözlerimden yaşlar boşalmaya başlarken zihnimi toparlamaya çalışıyorum. Eren'i kurtaracağım... Sonu benim yüzümden gelmeyecek. İfadesiz bakan boş yüzlerden biri olmasına izin veremem. Sırtım, ağacın sertliğine yaslanıyor ama o bile Karanlıkçılar'ın dokunuşları kadar sert değil. Bağlamaya başladıklarında, kurtulmak için bir çırpınış sergiliyorum. Yüzüme yerleştirdikleri demir maske, onların göz zevkini bozmamak için; beni insan olmaktan çıkaran, susturan bir ceza. Üzerime döktükleri sıvının benzin olduğunu anlıyorum, uzun zamandır böyle oluyor. Ejderha motifli çakmak bedenimi ve ruhumu yakmak üzere çakılırken nefret damarlarımda dolanıyor. Bu çakmak, sahibi gibi hayatımı karartmıştı. Biri anılarımı alırken diğeri ölümsüzleştirmeye çalıştıklarımı mahvetti. Vücudum yanarken gördüğüm son şey ise arkalarında ruhsuzca gülümseyen bir adam.

Perde Arkasındaki Oyun (Düzenlenmekte)Hikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin