PAO 10: Manyak Mafya ve Güvensizlik Kartıyla Karan'lık Çırpınış

6 3 0
                                    

Medya: Merve rolünde Chloe Grace Moretz ve Kaan rolünde Ansel Elgort

**********************************************************************

Kırılma sesi, uykumun pamuksu örtüsünü vahşice dilimledi. Hayat, her şeyin iyi gittiğini hissettiğiniz anda size cam fırlatır ve bazen bunu yapan kişi, hayat değil Merve'dir. Yastığa sıkıca sarıldım, uykunun sıcak kollarını yeniden yakalamak istercesine. Elim yanımdaki tespihi buldu ve ritmik hareketlerle salladım; Akasya Durağı sevdalısı Merve buna bayılırdı. Mizah anlayışı, tam bir kültürel enkazdı. Bir insan neden taksicilerden ve polislerden oluşan bir olay örgüsünü bu kadar severdi? Not düşüyorum: Büyük acılar bunlar.

Rüyama dönmeye çalıştım. Derinnaz adında bir bebeğim vardı ve DiCaprio'yla evliydim. Hayır, bu Merve'nin rüyasıydı! Benim gerçekliğimse daha kaotikti: Cam kırıklarının yankısında, Sherlock Holmes refleksiyle düşünmeye başlamıştım bile:

1. Komodinin üzerindekiler ve pencere dışında odamda cam yoktu. Merve, beni uyandırmak için pencere kıracak kadar ileri gitmezdi.

2. Komodin üzerindeki objeler: Merve'nin hediye ettiği DiCaprio baskılı vazo, yine onun hediye ettiği matruşka bebekler - her birinde Leo'nun gülümseyen suratı var- ve bir bardak su -korkmayın, Leonardo baskısı yok-

3. Merve, Leonardo'ya tapınma seviyesindeki hayranlığından ötürü onunla ilgili bir objeye zarar vermezdi. Bu, evrenin sabitlerinden biri gibiydi.

Bu cam kırma fantezisinin ardındaki isim kimdi sizce? İpucu veriyorum: Baş harfi Karan.

"Kimleri görüyorum? Bu ne onur, Karan Bey? Gerçi suratınıza bakılacak olursa Kanar Bey!" Üzerime neon ışıklı 'aptal' tabelasını asmış gibiydim. Bu bir halüsinasyon olmalıydı. Karan hakkında bir görünüş URL'si göndereyim: Evet, hazırsanız 'fuck' tuşuna basabilirsiniz.

Alt dudağımı dişlerimin arasında sıkıştırdım, bu küçük acı, Karan'ın yanındaki varlığımın ürkütücülüğünü bastırabilirmiş gibi. Merve'nin o aptalca kart oyununu, Karan'ın deliliğe yaklaşan sakinliğine bağladım. Zira bakışı hoş değildi. Diğer ses ise, 'zira' kelimesini kullandığım için entelektüel övgü yağmuruna tutulmam gerektiğini iddia ediyordu. Göz ucuyla Karan'a baktım: Yüzü, savaştan çıkmış bir albayı andırıyordu; çiziklerle, morluklarla ve bir nebze deliliğe bulanmış alaycılıkla dolu.

"Öncelikle, beynin kadar boş bir kart verdiğin için teşekkürler. Bu jest, tam olarak hak ettiği karşılığı bulacak, kuşkun olmasın." Yutkunduğumda, kahve kupasını dudaklarına götürdü. Kahve mi? "Ve bir şey daha," dedi keyifle, "şunu fark ettim Derin, biz komşuymuşuz. Görgü kuralları gereği bir hoş geldin hediyesi bırakmak lazım, değil mi? Baktıkça beni hatırlarsın."

Elime bir çerçeve fırlattığında refleksle yakaladım. Sonra, çerçevenin içindeki şeyin ne olduğunu gördüğümde kahkahaya boğuldum. Kendi fotoğrafı. Bu adamın mizah anlayışını çözmek mümkün değildi. "Baktıkça hatırlamam için gerekli şartlar sağlanmış gibi." dedim. Sonra, beynim geriden gelen bir dalga gibi Karan'ın sözlerini tarttı: Komşu! Parçalar bir anda yerine oturdu. Adnan Bey'in site sakinlerinin aynı okula gittiğini söylemesinin ardından Sancak'ın, Karan'la aynı okulda olduğunu öğrenmiştim. Ve şimdi—lanet olsun, lanet olsun!—Karan'la aynı sitede, aynı okulda ve muhtemelen aynı kâbustaydık!

"Yalvarırım, liseye gitmediğini söyle!" Karan ise sırıtışını daha da genişletti, sanki işkenceden keyif alıyormuş gibi. "Okuluma hoş geldin, Derin." Bu kelimelerin her biri kan kırmızı neon harflerle zihnime kazındı: Welcome to Hell.

Perde Arkasındaki Oyun (Düzenlenmekte)Hikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin