Bir ay kadar sonra:
Çalan kapının sesiyle yerimden sıçradım. Elimdeki sigarayı kül tablasına bastırdım. Esneyip kalktım ve karışık saçıma rağmen kapıyı açtım.
"Kızım, istediğiniz bir şey var mı?"
Kapıcıya başımı hayır anlamında sallayıp kapıyı kapattım. Derin bir nefes alarak ince koridorun başlangıcındaki ilk kapıya, banyoya doğru ilerledim. Saçlarımı açıp aynaya baktım, elimle düzeltirken düzlüğü canımı sıkmaya başladı, kıvırcık saçlarımı özlemiş olabilir miydim? Gözlerimin altındaki morarmaları görmezden geldim. Aynı kalan bir yerim yoktu sanırım, baya kilo vermiştim bir ay içinde. Aynaya baktığımda farklı bir insan görmek için kendimi asla tanımayacak kadar değişmiştim. Korkarım ki bu dudakları tanımıştım. Kalemle koluma 'ruj sür' yazdım. Aynadaki kıza parmağımı uzattım.
"Sen Karan Akel'sin, Kara Masal'ın sahibisin. Acımasız ve kötüsün. Terk etmeyi bilirsin."
Aynayı öpmemek için kendimi tuttum ve saçlarımı örerek odama yürüdüm. Ayağıma değip de devrilen bira şişesini kaldırdım. Kırmızı Tuborg? Bunu kim içmişti? Ben Karan Akel'im düzensizlikten nefret ederim. Yerdeki ölü kızı dürttüm. Tepki vermeyince elimdeki birayı göğüslerinden karın boşluğuna doğru döktüm. Sıçrayarak kalktı ve gözlerini iri iri açarak neler olduğunu anlamaya çalıştı.
"Kusura bakma ama birazdan abim gelecek. Seni burada görse bana çok sosyalsin demez, bu kız kim der ve ben seni tanımıyorum." Kız başını kaşıdıktan sonra ıslak tişörtüne baktı.
"O son şişeyi içmemeliydim."
"Günümüz gençliğinin ortak cümlesi bu." Saçını karıştırdı. "Sena."
Uzattığı elini izledim, Karan tutar mıydı? Göz devirdim ve eline de bira döktüm.
"Derin."
Elini silkeledi bana iğrenerek bakarken. Doğruldu biraz daha, sırtını zorlukla duvara yasladı ve düşünceli derin gözlerini bana çevirdi.
"Burası senin odan mı?" Odaya göz gezdirdim, Karan içerse her şeyi unutana kadar içerdi bu yüzden ben de öyle yapmıştım. Burası kendi evim miydi? Çerçeveyi görmemle ikna oldum.. "Evet, benim."
"Mobilyaya neden karşısın?" Başımı bilmem anlamında salladım. Abim beni çok zorlamıştı ama ben hiçbir şey istememiştim. Baza bile. Sena'nın gözleri kitaplarıma kaydı.
"Okul okuman çok yaratıcı." Omuz silkip bir sigara yaktım. Ona kutuyu uzattım, bir dal çekti. Kibriti uzattığımda elimden alıp yaktı.
"Kibrit çöpü gibiyiz, ateşten korkan bir kibrit çöpü. Yakarken yanmak; hayatımızın amacı bu olsa gerek."
Parçaladığı edebiyata baktım, güzel bir söz söylemişti. Yerdeki pembe keçeli kalemi aldım. "Koluma yaz bunu."
Bir süre kaleme baktı ardından uzanıp aldı.
"Disleksim var yazmak yerine şekiller çizsem olur mu? Orman yangını falan?"
Pazarlığa tutuştum ve orman yangınının yanına penisli bir kürdan da çizdi. Ayağa kalktım ve siyah perdeyi çekerek pencereyi açtım, oda çok havasız kalmıştı.
Başımı dışarı çıkarıp, elimi uzattım. Elime damlayan damlaya baktım ifadesizce.
"Ankara bugün yağmurlu, yağmurlu bugün Ankara." Kız güldü. "Volkan Konak'a evlatlık davası açtığımı biliyor musun?"
Arkamı döndüm ve aklımdakini söyledim.
"Bebeğim, ben çok güzelim." Alakasızlığa güldü. Bana eliyle gel işareti yaptı. Esnedim ve yanına doğru ilerledim, önünde oturup bağdaş kurdum. Üzerimde bir yorgunluk vardı, hap atmalıydım.

ŞİMDİ OKUDUĞUN
Perde Arkasındaki Oyun (Düzenlenmekte)
Fiksi Remaja"Yıldızlar tehlikelidir, Öğrenci. Onlara ulaşamazsın yalnızca kayınca dilek tutarsın, kayanın yıldızlar değil de hayatın olduğunu bilmeden." Ailesinin gizemli ölümünün ardından, gerçeklerle yüzleşemeyecek kadar dehşet içinde ve yalnız olan Öğrenci...