Merve'ye güvenip onunla dost olabilirdiniz. Hatta organlarınızı bile verebilirdiniz, kan testi sonucu gereksizdi, Merve Aksoy kalıtsal düzeyde bile sizinle uyumu yakalayabilirdi. Ama kafasının ardında dönen dişlileri kontrol edebilmek? İşte o, bir ütopyaydı.
Büyük bir adanmışlıkla kaçış planını dinliyordum. Evin dışına adım atmak için bile böylesi entrikalara ihtiyaç duyarken, siteyi terk etmek mi? Merve'nin, "Derin'im, ağabeyin tabii ki yetişkin, yani sonuçta bu dünyada tek aklı başında olan biz değiliz. Hak ve özgürlüklerimize saygı gösterecektir, sonuçta özgür bir ülkede yetişen, akıllı, sorumluluk sahibi bireyleriz!" demesi içimi titretti. Özgürlüğe dair bu sözlerin sahibi, Yeşilay haftasında tüm sınıfa enfiye kutusu dağıtmıştı. Şimdi ise yüzündeki garip ciddiyeti süzerken göz devirdim. İçindeki teatral yanı sergiledi. Tüm o şiir okuma törenlerinde ciğerlerini parçalayarak şiirler okuyan edebiyatın gözde öğrencisi gibi, yumruğunu yukarı kaldırıp o meşhur tiradını patlatmak üzere pozisyon aldı. Sağ ayağını sandalyenin üstüne koydu, yumruğu yukarıda 45 derecelik açıda ve başladığı noktayı işaret parmağıyla göstererek yükseldi.
"Bir tanem, sen ve ben, bu yolda el ele, zirveye kadar birlikte çıktık. Arada minik dikenler olabilir, hatta o dikenleri üstümüze atan can düşmanlarımız bile olabilir. Ama şunu unutma ki, başarı engelleri aşmaktır; başarı, zorlukları stilettoların üzerinde düşmeden aşmakmış. Kimi düştü, biz kalktık; kimi durdu, biz yürüdük; hem de her zaman o yüzümüzdeki eşsiz gülüşle! Yani kısaca, en cool savaşçıyız biz. Ve başarı; toprağı eyeliner yapıp gözlerinin altına çizdiğinde 'hazırım' diyebilmektir, şekerim! Atalarımız ne demiş; denize düşen, yanında yılan panzehrini de taşır!"
Odaklanarak baktığı ufka ben de baktım, tüm bunların duvarda önceden yazılmış olduğunu görünce göz devirdim. Ama onun inatçı gururuyla bana dönüp omzuma güven dolu bir dokunuşla elini koyması, tuhaf bir anda ciddiyetin kırılmasını engelledi.
"Git de şu izni bir çırpıda kap gel, koçum. Sana güveniyorum!" dediğinde kaşlarımın çatılmasına engel olamadım. Beynim alev almıştı. Oysa ben onu, gözlerim hafifçe dolmuş, dikkate değer bir saygıyla dinliyordum. Ve evet, bu monoloğu hiç bölmeden. Ağabeyimle ilgili gerçek ise dillerdeydi: Bir konuda 'hayır' dediyse, hiçbir kuvvet o 'hayır'ı 'evet'e dönüştüremezdi. Merve ise tam tersine, yavru bir kedi gibi, elini anlayışla elimin üstüne koyup usulca mırıldandı: "Ah, Derin'im, yani sonuçta ağabey işte! En nihayetinde, ona 'ölüme gidiyorum' desen, 'tamam, amel defterinin sayfalarından origami yapmayı unutma' diyecek değildir herhalde. Tabii ki karşı çıkacak, orası net."
Merve'nin bu mantıksız mantıklılığı beni derin bir düşünce sürecine itiyordu. O arada uzun bir içsel monolog geçti. Gözleri kısılmış, şeytani bir gülümsemeyle yüzüme dönüp, büyülü bir öneri sundu: "Derin'im, aklımda inanılmaz bir fikir var, bir saniye dinle! Şimdi sen dışarı çıkıp 'Aman tanrım! Zombi saldırısı!' diye bağıracaksın. Ağabeyin koridora fırlayacak, sonra ben hoop arkadan bir darbe indirivereceğim! Sonuçta, zamana karşı bir yarıştayız. Sadece bir zombi lazım ya da zombiyi getirecek küçük bir... şey. Sanırım bir doktorun işleri batırmasını bekleyeceğiz."
Annesi hamileyken ne tür bir kimyasal maruziyet geçirmişti acaba? Şaşkınlıkla toparlandım ve "Ya da..." dedim, a harfini uzatarak, "ağabeyime ihtiyaçlarımız olduğunu söyleriz ve normal yollardan dışarı çıkmak için izin isteriz." Merve kaşlarını kaldırıp, kafasını salladı. "Zombi için nereye gidilir ki?" dedi. Elimi sinirle saçlarımdan geçirdim; pencereden atlamak isteğimi fark edince yüzünde şirin bir gülümsemeyle sustum işareti yaptı.
Merve'yi izin alması için yolladım – keskin zekâsı ve efsanevi pazarlık gücüyle Melih'i ikna edeceğinden emindim. Ben ise kendimi balkonun tenhalığına teslim ettim, arka cebimden sigara paketini çıkarırken gözüm paketin kapağındaki 'GİT' kelimesine takıldı; sanki içimde kök salan bir çağrıydı bu, uzaklara kaçma arzusunu iliklerine dek hissettiren bir işaret.

ŞİMDİ OKUDUĞUN
Perde Arkasındaki Oyun (Düzenlenmekte)
Novela Juvenil"Yıldızlar tehlikelidir, Öğrenci. Onlara ulaşamazsın yalnızca kayınca dilek tutarsın, kayanın yıldızlar değil de hayatın olduğunu bilmeden." Ailesinin gizemli ölümünün ardından, gerçeklerle yüzleşemeyecek kadar dehşet içinde ve yalnız olan Öğrenci...