Saat akşamın yedisiydi ama hava hâlâ aydınlıktı. Odamın pencereleri sonuna kadar açık, tatlı tatlı esen rüzgar perdemi havalandırıyordu.
Telefonum çalmaya başladığında uzanıp aldım şarjdan.
Ulaş arıyordu.
Günlerdir biriktirdiğim, söyleyemediğim her kelime dilimin ucuna toplandı. Telefonun yeşil tuşuna basarken sanki mesafeleri o an yok etmişim gibi bir hevesle kulağıma götürdüm. Görevde olduklarında saniyelerin bile bir servet değerinde olduğunu biliyordum. Bazen sadece bir nefes sesi duyabilmek için saatlerce beklediğim o beş dakikalık lütuflardan biriydi bu. Dudaklarım, kontrolüm dışında yukarı kıvrılırken sesimi bulmaya çalıştım.
"Sevgilim..." diyebildim sadece. Sesim, ayların özlemiyle kavrulmuş, kırılgan ama bir o kadar da içten dökülmüştü dudaklarımdan.
Karşı taraftan gelen o derin, ciğerden kopup gelen iç çekiş sesi telefonun hoparlörünü aşıp odanın her köşesine sindi. O ses, benim sığınağımdı. Boştaki elim istemsizce göğsüme, kalbimin tam üzerine gitti. Sanki orada, derinin altında atan ritmi o da hissedebilsin istiyordum.
"Aymira..." dedi, sesi pürüzlü ve hasret doluydu. "Güzelim benim. Nasılsınız? Sağlığın yerinde mi, bebeğimiz nasıl? Çok özledim be kızım... Günler geçmiyor, vatan borcu başım üstüne ama özlemin bazen aklımı başımdan alıyor."
Gözlerimin dolmasına engel olamadım. Kirpiklerimin ucunda asılı kalan bir damla yanaklarımdan süzülüp dudaklarımın kenarına ulaştığında, hüznün tadını aldım.
"Biz de seni çok özledik sevgilim," dedim, sesimdeki titremeyi gizlemeye çalışarak. Elimi karnımın üzerine koydum, sanki bu dokunuşla ona ulaşabilecekmişim gibi. "İyiyiz biz, sen bizi hiç merak etme. Kalbimiz seninle atıyor. Sen nasılsın asıl? Ne zaman bitecek bu ayrılık Ulaş? Nikâhımıza sayılı günler kaldı biliyorsun."
Hattın diğer ucundaki sessizlikte bile onun bana olan bakışını, omuzlarındaki yükü hissedebiliyordum.
"Kurban olurum sana, seni bana yazan o kadere." dedi, sesindeki o koruyucu ton her zamankinden daha keskindi. "Az kaldı güzelim, dayan. Bir haftaya geleceğim Allah’ın izniyle. O imzayı attığımız an, bir daha hiçbir kuvvet bizi böyle koparamayacak."
" Ondan sonra zaten sen nereye ben oraya." diye mırıldandım. Bir evimiz de Mardin'de olacaktı. Ulaşın asıl görev yeri orasıydı. Bunu bana çekinerek anlattığında, anlamıştım aslında neden çekindiğini. Ben Muğla'da doğup büyümüş, buranın dışına kalmaya hiç gitmemiştim. Ulaş onunla gelmememden korkuyordu. Nasıl korkardı ki? Onun olduğu her yer benim evimdi. Hem çok uzun süre kalmayacaktık. İki yıl sonunda Ulaş istediği yere görev yerini aldırabilecekti. Eniştemde de böyle olmuştu. Tabii ablam o zaman eniştemin görev yerine sadece gezmeye gitmişti. Hiç orada ev tutmak istememişti. Eniştem o zamanlar Şırnak'ta görev yapıyordu. Şimdi daha güvenli yerdeydi.
" Kabul etmemenden o kadar korktum ki Aymira. Görev nedeniyle günlerim haftalarım burada, sensiz geçecek diye ödüm kopmuştu. Ama merak etme yavrum, burayı da sevmen için elimden geleni yapacağım. Burada da çok güzel bir yuvamız olacak." dediğinde buna hiç şüphe etmemiştim zaten. Onun olduğu her yeri severdim.
Hiç şüphesiz Ulaş cehenneme gitse, peşinden gitmek için bir saniye bile düşünmezdim.
Hem en fazla ne olabilirdi ki?
Bölüm bazı aksaklıklardan dolayı çoğu karışmış arkadaşlar. Geçen hafta yayınlamıştım bölümü oldukça da uzun bir bölümdü ama hiç kimsede görünmedi bölüm. O yüzden yeniden düzenliyorum bu da yeniden yazmaktan daha zor güzellerim. Ama birkaç gün içinde gelecek tamamlanmış hali:)
Bu arada önceki bölümde oy vermeyenler verebilir mi acaba?? Bana da motivasyon kaynağı oluyorsunuz çünkü.
ŞİMDİ OKUDUĞUN
RECA
Fiksi RemajaAsker ve mahalle kurgusudur. Ulaş yıllardır içinde taşıdığı aşkın ağırlığı altında eziliyordu. İçinde biriktirdiği aşk öyle büyüktü ki, sanki her nefes alışında daha da artıyordu. Sevdiği kadın karşısında, yanı başındaydı ama ona uzaktı. Aralarınd...
