46. BÖLÜM

107 10 3
                                        


Onu seviyorsun değil mi?

Zihninde beliren düşünceler her adımında öfkesini biraz daha kuvvetlendirdi. Kar taneleri üzerine düşen ağırlıkla birlikte paramparça oluyor, her biri aynı şekle bürünüyordu. Her adımında evlerin pencere köşelerinde oluşan sarkıtlar titriyor, kar taneleri yere seriliyordu.

Yaklaşık beş metre ötesinde tüm nefretini kusma şansı vardı. Afra oradaydı. Üçüzü... Yıllardır karşısına çıkmak istediği kişi oradaydı fakat zaman öyle nankördü ki hiçbir zaman planlara uymuyordu.

Seri adımlarla ilerlerken birden durdu. Nefes alış verişleri hala düzensizdi buna rağmen tüm dikkatiyle sesleri dinledi. Bir çocuk sesi duydu. Bir evin kapısına sertçe vuruyordu. Başka bir yerden kartopu oynayan çocukların sesi geldi fakat o kadar uzaktaydı ki bir an yerini kestiremedi.

Omzunun üzerinden arkasına baktığında rüzgâr saçlarını gözlerinin önüne getirdi. Baştan aşağı beyaza bürünmüştü. Geçen seferki halinden tek farkı atkısının olmamasıydı. Artık yüzü tamamen açıktaydı. Gizlenmiyor, tüm saflığıyla insanların arasına karışıyordu.

Alya...

Belli belirsiz bir ses duydu fakat bu dışarıdan gelen bir ses değildi. Ses kafasından içindeydi ve hızlı hareket etmesi gerekiyordu.

Adımlarını tekrar harekete geçirdiğinde bir dal parçası ayağının altında ezildi. Umursamadan yoluna devam etti. Gittikçe evler geride kalıyor, ara ara evlerinin arasında kalan açıklıktan yolun diğer kısmına bakıyordu. Muhtemelen Afra çoktan içeriye girmişti.

Yolun sonuna geldiğinde evlerden biraz daha uzaklaştı. Şu anlık şehir üç yola ayrılmıştı. Diğer yollar karla kaplı, evlerle bitişikti. Yokuşları kaplayan kar, evlerin hizasına gelmiş, yukarıdan bakıldığında her biri kamufle olmuştu. Her bir yolun arasına evler girmiş, ara ara geçitler konmuştu. Alya seri adımlarla son yolda ilerliyordu. Yolun bitiminde geçitler kapanıyor, yollar birbirine giriyordu.

Tamamen sonsuzluğa karışmadan önce gördüğü şeyle birlikte sendeledi ve ani hareketle evlerin arasına girdi. Başı duvara öyle bir kenetlenmişti ki bir an içinde kaybolacağını düşündü. Uzun bir süre kıpırdamadan durdu. Gözleri taş evin duvarlarına kenetlenmiş, pür dikkat kendisine doğru gelen adım seslerine odaklanmıştı. İşte... Beklediği an gelmişti.

Afra sadece iki metre gerisinde yolun sonuna doğru ilerliyordu. Bir adım atsa yolun ortasına geçecek, kardeşiyle burun buruna gelecekti. Sokağın ortasında bir ayna belirecekti. Kar taneleri usul usul üstlerine yağacak, yüzleri dışındaki her zerrelerini rengine boyayacaktı. İşte o zaman tüm aynalar dilsiz kalacaktı. Dağların arasında taşlar titreyecek yazılar tekrar belirginleşecekti.

Alya başını biraz daha duvara bastırdığında, rüzgâr Afra'nın saçlarını, Alya'nın yüzüyle aynı hizaya getirdi. İlk defa bu kadar gerildiğini hissetti. Defalarca karşı karşıya gelmiş, nefretini kusmuştu oysaki. Fakat şimdi öyle değildi. Bu sefer tamamen kendisiydi. Oyun yoktu, yanıltmaca yoktu. İşte, kardeşi tüm saflığıyla yanındaydı.

Afra sağ ayağını ileriye doğru attığında gözlerini kapattı kız. Şimdi olamazdı. Evet, Afra'nın zeki olduğunu biliyordu. Şu an burada olacağını, bir şeylerden şüpheleneceğini de biliyordu fakat ona rağmen neden bu kadar sorumsuz davranmıştı? İçindeki karşılaşma, yüz yüze gelme isteğini bir türlü yenemiyordu. Nefreti bu kadar fazlayken kontrollü davranmak fazlasıyla zordu.

Sanki her şey ağır çekimde ilerliyordu. Düşünceler bu kadar yoğunken zaman resmen duruyor, ilerlemiyordu. Artık gerçekten emin olmuştu. Zaman kesinlikle planlara uymuyordu.

AFRABağımlısı olacağınız hikayeler. Şimdi keşfedin