///Seoul, Kore///
"Biraz daha yersem patlayacağım," diyerek boş pizza kutusunu önünden iten Jimin, hala diğerlerinin dilimine dadanan Taehyung'a güldü.
En son basitçe Jungkook yüzünden kavga etmelerinin üzerinden bir kaç gün geçmişti, tekrar eski hallerine geri döndüklerindeyse sanki aralarında bir daha onun hakkında bir şey söylememeye dair gizli bir anlaşmaya imza atmışlardı.
Her biri bundan bariz bir şekilde rahatsızdı.
Güldüklerinde, kavga ettiklerinde, bir yere gittiklerinde, şarkı söylediklerinde eksik hissetmelerinin önüne geçemiyor ve bu da onlarda, özellikle Taehyung'da, öfkeye sebep oluyordu. Bir daha geri gelmeyecek mi sorusu nerdeyse her gece onu yiyip bitiriyor; çocukluğundan beri öz kardeşi yerine koyduğu Jungkook'u henüz kabul edemese de deli gibi merak ediyordu.
Yaşıyor olmayabilirdi bile. Abisinin ona... Sınırını bilmeden, onu önemsemeden zarar verdiğini bu masadaki herkesten daha iyi biliyordu. Onu bu masadaki herkesten daha iyi tanıyordu.
Sanki hepsi bir anda aynı şeyi düşünüyormuş gibi masaya sessizlik çöktü. Taehyung Jin'in dilimini alacakken bırakıp arkasına yaslandı ve telefonun kilidini açıp kapamaya başladı.
"Çocuklar..." Konuşan Jimin'di, genç oğlan bu kasvetli başlangıcın neye işaret ettiğini gayet iyi bildiğinden, "Bugün," diye araya girdi. "Pizzaları kesinlikle ben ödemeyeceğim."
"Önemli olan o değil."
"Şu an bundan daha önemli bir şey yok!" Taehyung kafasını telefonundan kaldırarak, istemeden de olsa sesini biraz yükselttiğinin daha sonra farkına varmıştı. "Şu an en önemli mesele pizzaları kimin ödeyeceği."
"Okullar yakında açılıyor." Taehyung, onu şu an Suga'nın bile önemsememesine kızmıştı.
"Yani?" diye sordu. "Her sene açılıyor, bu sene de açılacak."
"Sorun şu ki, Jungkook geri dönecek mi merak ediyorum." Jimin sonunda söyledi. Aylardır hiç biri bu konuyu doğru düzgün dile getirememişti ama artık... İçlerinde tutmanın bir manası yoktu. "Her neredeyse, okula geri dönmez mi?"
"Okullar kapanmadan gitmişti, okulu pek önemsediğini sanmıyorum," diye araya giren Taehyung gergin bir şekilde güldü. "Hatırlamıyor musun Jimin? O gün hasta diye okula gelmediğini düşünmüştük, defalarca aramıştık."
"Ama..." diye araya giren Jin'e karşılık Taehyung başını ellerinin arasına alıp, "Hatta o gün," diye sessizce konuştu. "En çok sen endişelenmiştin, Hyung. Hatırlamıyor musun?" Gözlerini acıtan bu şey neydi? Şimdi kontrolünü kaybedemezdi, değil mi? "Okul çıkışında ona sağlıklı bir şeyler pişirmek istediğin için markete gidip bir sürü şey almıştık."
Sesi kırılıyor, parçalara ayrılıyordu sanki. "Bizden başka onun sağlığını önemseyen biri yoktu çünkü."
"Taehyung..."
"Nerede, ne yapıyor, mutlu mu, sağlıklı mı, yalnız mı? Abisi ona zarar vermeye devam ediyor mu?" Şimdi o kadar sessiz konuşuyordu ki; dedikleri, bulundukları yerin gürültüsünden dolayı neredeyse duyulamayacaktı. "Geri dönmeyi düşünüyor mu? Bizi özledi mi? Ben merak etmiyorum mu sanıyorsunuz?"
Yüzünü elleriyle kapattı ve sessiz kaldı. İlk defa bunları dile getiriyor olması hassaslaşmasına neden olsa da diğerlerinin rahatlamasını sağlamıştı.
"Biliyordum," diyen Hoseok da buruk bir şekilde gülümsedi. "Jungkook'tan tamamen nefret etmediğini biliyordum."
Taehyung nefes alıp kontrolünü sağladığında, doğrularak hepsine teker teker baktı. "Ondan nefret edemem ama..."
"Ama?" Namjoon, omuzlarında hissettiği liderlik sorumluluğun her gün bu çocuk yüzünden daha da arttığını hissediyordu. Taehyung bazen anlaşması zor biri olabiliyordu.
"Ama onu affetmeyeceğim." Masadaki herkes genç oğlana düz bir ifadeyle baktı. Henüz hangi duyguyu hissetmeleri gerektiğini bile bilmiyor olduklarındandı belki de. "Geri dönse de, dönmese de, onu affetmeyeceğim."
Jimin içinden bunun bir son bulması için yalvarıyordu. En sevdiği insanların böyle acı çekmesinden ve Taehyung'un, Jungkook'u affedemeyen tek kişi olmasından dolayı yalnız hissetmesinden nefret ediyordu. Bu yüzden diğerlerinden destek verici bakışları aldığında, Taehyung masadan kalkar kalkmaz o da kalktı.
Son söylediği şeylerse içinde bir yerleri paramparça etmeye yetmişti.
"Ona ne olursa olsun beraber olursak her sorunun üstesinden gelebileceğimizi, yalnız olmadığını, sonucu ne olursa olsun onun yanında olacağımızı defalarca söylemiştik," diyerek derin bir nefes daha verdi genç oğlan. "Bize inanmadı."
