FİNAL-1-

5.8K 477 160
                                        

Aslında yapmayı hiç planlamadığım bir şeydi ama finali iki bölüm şeklinde yayınlamak istedim. Çoktan tasarladığım, kesinlikle hakettiğinizi düşündüğüm uzunca bir teşekkür yazısı da var sonra, biraz daha buralardayım yani kk Nasıl olur bilmiyorum ama umarım seversiniz~ İyi okumalar!
.
.
.
.

Nereden, nasıl ve neden bu kadar kolay alışmıştım, bilmiyordum.

Sanki hep hayatımda olmuş gibi; sanki uzun süredir onu arıyormuşum da bulunca eksik benliğim tamamlanmış gibi.

Hiç yabancı hissettirmedi, bir kere bile. Ne gözleri, ne gülüşü ne de bana seslenişi. Ellerimi tutuşu, sinirlenişi, ağlayışı... Kendimi tanımaya ne zaman başlamışsam, onu da o zamandan beri tanıyormuşum gibi.

Gelmişti işte.

Bir anda, hiç beklemiyorken. Tahmin etmemişken, birini böylesine sevebileceğime dair inancım bile yokken.

Bana her şeyi yaşatmış, tüm ilklerime sahip olmuştu. İzin almadı, zaten izin istememiştim; en başta kaçarken onu ben yakalamıştım çünkü.

Nasıl birine takıldığımın farkında değildim, soluk alış-verişlerinin sıklığına kadar öğrenmek istediğim o insanın bende nasıl kalıcı izler bırakacağının farkında değildim.

Şimdi onu bir kez kaybetmişken elimi tutuyor olsa da, endişemi tamamen giderebilmiş de değildim.

"Neden bu kadar dalgınsın?" Jungkook, kısa süren geçmiş yüzleşme seansımla arama girdiğinde gülümsedim, hala gerçekmiş gibi gelmiyordu. "Bu dalgınlıkla bir yere takılıp düşersen falan seni hiç tanımıyormuş gibi yoluma devam ederim, biliyorsun değil mi?"

Bunun parmaklarımı birbirine yapıştırmak istercesine sıkı tuttuğu ellerimle mümkün olmayacağını bilsem de, "Sorun değil," diye yanıtladım. "İleride yakışıklı bir çocuk gördüm, bana yardım edeceğinden eminim-"

"Ne saçmalıyorsun sen öyle?" Cevap verme hızına gülmeme bile fırsat vermeden hala bana takılı olan şapkasını yüzümü örtecek şekilde aşağı çekti. "Tamam, daha fazla etrafına bakmana gerek yok, ben seni yönlendiririm. Şimdi istediğin kadar dalgın olabilirsin."

Şapkayı boştaki elimle söylenerek geri ittirdiğimde benimkiyle beraber iki valiz taşıyor olmasına rağmen nasıl bu kadar hızlı yürüyebiliyor olmasına mantıklı bir bahane arıyordum.

"Jungkook."

Nihayet yürüyen merdivenlere bindiğimizde durduğundan, bana dönmesini sağladım. Bir alt basamakta kalmıştı, gözlerinin içine direk bakabiliyordum. O kadar belliydi ki...

"Rahatla biraz."

Henüz hala havalimanındaydık, o kadar uzun uçuşun ardından beklediğim gibi midem bulandığı için bir süre tuvalette oyalanmak zorunda kalmıştık ve bu sırada da gerginliği artmıştı tabi.

"Ne? Ah, rahatım zaten Seo Rin." Parmakları sürekli bir şeylerin arayışı içinde kıpırdanmasa inanırdım belki ama böyleyken öyle açıktı ki, heyecanı kilometrelerce öteden bile belli olurdu. "Asıl sen daha iyi hissediyor musun? Soğuk bir şeyler içmek istemediğinden emin misin?"

Başımı sallayıp yürüyen merdivenin sonunda takılmaması için koluna dokundum. "Çocuklar bizi bekliyor."

"Ah, evet. Bekliyorlar. Bizi bekliyorlar." Merdivenlerden inip düz zeminde yürümeye başladığımızda gerginliğine gülmemek için kendimi çok zor tutuyordum, o yüzden bir şey diyemedim ama kapıdan çıkmak için sadece bir kaç metremiz kalmışken durdu.

bangtan || jeon jung kookBağımlısı olacağınız hikayeler. Şimdi keşfedin