47

5.7K 529 108
                                        

İki parmağıma sarılı yara bantlarını teker teker çıkartıp yenileriyle değiştirirken, altı üstü bir rendeyle nasıl bu kadar derin yaralar açabilmiş olmama şaşırıyordum. Üstelik ilk kez bir şey rendeliyor falan da değildim, evde yemeğimi çoğu zaman kendim yapardım.

Ah, fakat bu sefer tamamen farklıydı. Biliyoruz zaten, değil mi?

Olduğum yerde tepinerek saçlarımı geriye ittim. YAH SENİ KIM MASUM GÖRÜNÜMLÜ SEOK JIN! Nasıl öyle bir soru sorabilirdi, aklım almıyordu cidden! Hayır yani, onu nereden çıkarmıştı?

Ben niye o kadar tepki vermiştim? Tanrım... Gerçekten. Ölecekmiş gibi hissediyordum.

Jin, Jungkook'la aramızda bir şeylerin olup olmadığını sorduğu sırada panikleyip parmaklarımı yaralamış, soruyu bir şekilde geçiştirmeyi de böylece başarabilmiştim. Buraya kadar normaldi, fakat sonrası gerçekten birden yere çöküp ağlama isteğimi tetikliyordu.

Jin sağolsun birden adımı bağrınca içeridekilerin hepsi mutfağa doluşmuş, sonra da rendeyle elimi kesebilme kabiliyetime dakikalarca gülmüşlerdi. Buraya kadar da Bangtan standartlarında bir problem yoktu fakat sonra... Jungkook yanıma gelerek kolumdan tutup beni o lanet tuvalete doğru sürüklemeye başlamıştı. JIN'IN GÖZÜ ÖNÜNDE!

Parmaklarımı soğuk suyun altına tutturarak -sanki bunu ben yapamazmışım gibi- elimi temizlemiştik. O sırada bana ne kadar sakar olduğumla ilgili bir şeyler söylüyordu ama kafamı veremiyordum.

Jin'in öyle düşünmesi artık çok da ütopik bir şeymiş gibi gelmiyordu çünkü. Bakınca, Jungkook sürekli benimleydi. Aynı sınıfta olduğumuz için okuldan sonra bazen beraber ders çalışır, acıkırsak yemek söyler, Tae Hyung ve Jimin'i korkutma planları yapardık. Bilmesem, benimle gerçekten ilgileniyor olduğunu düşünürdüm ama... Öyle değildi işte.

Jungkook muhtemelen hala Kore'deki ilk karşılaşmamız zamanlarında bana yaşattığı tatsız anıları unutturma çabası içerisindeydi. Beni arkadaş olarak gördüğünü biliyordum. Emindim. Beni arkadaş olarak görüyordu.

Ve bunun neden bu kadar kötü hissettirdiğini anlayamıyordum. Bunu zaten biliyordun, Seo Rin. Kendi yaralanması pahasına olsa bile seni dev hoparlörden ve Woo Jun denen o pisliğin adamlarından korumaya çalışırken de, derste seninle uğraşıp seni rahatsız ederken de seni arkadaş olarak görüyordu.

Ama bana her sarılışında; her, "Biraz böyle kal," deyişinde o kadar sıcak oluyordu ki, bazen kendimden bile şüphe ediyordum.

İşin aslı, daha önce hiç bu işlere girişmemiştim. Nasıl bir adım atmam gerektiğini bilmiyordum.

TANRI AŞKINA, BİR DAKİKA! HİÇ BİR İŞE GİRİŞTİĞİM FALAN YOKTU BENİM! NE ADIMI?!

Ah, yavaş yavaş gerçekten kafayı yiyordum sanırım.

Merdivenlerden aşağı inerken bir şeyleri devirdim ama artık önemsemiyordum bile. Kafam bir şeyle meşgulse her tarafı dağıtabilme potansiyeline sahiptim.

Babam dün gece nöbetçi olduğundan, bir kaç saat önce eve gelmiş ve şimdi mutfakta gazete okuyordu. "Günaydın."

"Günaydın," diye mırıldandım sevdiğim fındıklı çikolatalardan birini ağzıma atarken.

"Neden kahvaltı yapmıyorsun? Sağlıklı beslendiğini düşünmüyorum..." Babam, son derece net düşüncelerini dile getirdiğinde gülmemek için kendimi tutmak zorunda kalmıştım. Tek başımayken kalkıp pırasa falan pişirecek halim yoktu ya.

"Yalnız başıma yemek yemeyi sevmiyorum," diye yanıtladım onu. Her geçen gün babamdan bu kadar uzaklaşmam beni ürkütüyordu fakat... Onun umrundaymış gibi durmuyordu.

bangtan || jeon jung kookBağımlısı olacağınız hikayeler. Şimdi keşfedin