"Jungkook."
Başını benden tarafa çevirip karşılık olarak o da ismimi mırıldandığında gülümsemiştim, göğsünün üzerinde birleştirdiğimiz ellerimizi uyanabilmesi için hareket ettirdim ve tekrar fısıldadım.
"Jungkook."
Hafifçe dudakları yukarı doğru kıvrıldığında benimle yarım saattir oyun oynuyor olma ihtimalini gözden geçirmek üzereydim ki, hazırlıksız olduğum bir anda boştaki eliyle belimden tutarak kendine çekip yanına yatırdı.
Hemen kollarının arasına girdiğimdeyse gülüyordu, muhtemelen beni ikna etmenin ne kadar kolay olduğunu düşünüyordu ama pek umrumda değildi açıkçası. Şu an bulunduğum yer beni anında huzura kavuşturan çok sihirli bir yerdi çünkü.
Gözleri hala kapalı olsa da bu kadar hareketli olmasından yola çıkarak artık tamamen uyandığını anlamıştım. "Kalkmayacak mısın?" diye sorduğumda elimin üstünü baş parmağıyla okşamaya başladı. Bu alışkanlık haline getirdiği bir eylem olmuştu artık ve her yaptığında o kadar hoşuma gidiyordu ki, sevinç çığlıkları atarak onu öpme isteğim baş gösteriyordu.
Başını iki yanına sallayıp, "Kalkmak istemiyorum," diye fısıldadı, boğuk sesi bile aşık olunasıydı. "Dolayısıyla sen de kalkmak istemiyorsun."
Kıkırdayıp uzanarak çenesine hafif bir öpücük kondurdum. "İstiyorum. Hava çok güzel, kalkmak ve seninle güzel bir kahvaltı yapmak istiyorum."
"Biraz daha yukarı."
Yüzündeki yaramaz gülüş karnıma depolanmış heyecanın alarm vermesine neden olduğunda, "Ne?" diye sordum.
"Biraz daha yukarı diyorum," diye yineledi yüzünü bana doğru çevirirken, yarım da olsa nihayet gözlerini açabilmişti. "Biraz daha yukarıyı öp."
Söylediklerine normalde kızar, elime geçireceğim herhangi bir kırlentle ona vurmaya başlardım ama sadece yavaşça ona doğru uzanıp daha yukarıyı, saç diplerini de hafif bir gülümsemeyle öptüm, kastettiğinin bu olmadığını bilmeme rağmen. "Oldu mu?"
Karşılık olarak bedenini tamamen bana döndürüp, "Yah!" diyerek kıkırdamıştı. Şimdi beni iki kolu arasına almış göğsüne yaslar şekilde kendine bastırıyordu. "Ayarın yok mu senin?"
O kadar güzel bakıyordu ki, gerçekliğimizi sorgulatan küçük kıpırtılar dolanıyordu içimde. Öyle güzel kokuyordu ki tam buradan, onu içime çekmek için vücudumda bulunan mevcut akciğerlerimin sayısını kat kat arttırmam gerekirdi.
"Bilmem," diye yanıtladım bu sefer burnunun ucuna dudaklarımı bastırdığımda. "Yok mu?"
"Yok," diye fısıldadı yüzlerimizi birbirine daha da çok yaklaştırırken. "O yüzden sana yardımcı olacağım."
"Ah öyle mi?" Beni daha da sıkı sarmasına izin verdim.
Başını salladı. "Öyle."
Sonra hafif hareketlerle dudaklarıma değdirdiğinde kendininkileri, tüm duygularımı aktarmanın bir yolunu dilemiştim.
"Burayı istiyordum," diye mırıldandı benden ayrılmadan. Parmak uçları saçlarımın arasında gezinirken, tam bir şey daha söylemek için kendini biraz çekmişti ki odada yükselen melodi ikimizi de sıçrattı.
Onun telefonu çalıyordu ve yatakta bir yerlerde kaybolduğundan bulmamız uzun sürmüştü ama neyse ki arayan sabırlı biriydi.
"Bunu kesinlikle tamamlayacağım," diyerek güldü aramayı cevaplamadan önce. Bense çoktan kıpkırmızı olduğundan emin olduğum yüzümü yastıklara gömmekle meşguldüm.
