i try not to fall apart

1.9K 182 141
                                        


Elimde çevirdiğim telefonu izlerken düşünebildiğim tek şey vardı: Bu sefer ardında bir mektup bile bırakmadı

Oops! Bu görüntü içerik kurallarımıza uymuyor. Yayımlamaya devam etmek için görüntüyü kaldırmayı ya da başka bir görüntü yüklemeyi deneyin.

Elimde çevirdiğim telefonu izlerken düşünebildiğim tek şey vardı: Bu sefer ardında bir mektup bile bırakmadı.

İyiyim. Her şeye rağmen tutundum hayata. Birkaç hafta önce varlığını hissettiren intihar uzak ama ölüm çok yakın. Yirmi dört yaşındayken ölümün ne demek olduğunu bu kadar iyi bilmem garip değil mi? Elimden bir şey gelmiyor.

Karnımdaki boşluğa alışsam da kalbimdekine alışmam biraz daha uzun sürdü. Ne zaman gitti göreve? Tam olarak hatırlamıyorum bile. Uzun zaman oldu. İlk başlarda aldığım her nefes göğsüme batıyorken şimdi rahatça emindim. Şehit haberi istemiyordum. Ölmesini istemediğim için değil de, artık bir şeyleri umursayacak gücüm kalmadığı için.

Daha kimi kaybedebilirdim ki? Zaten ölmek için gitmişti. Geride beni nasıl bıraktığını umursamadan.

Biraz kırgınlık vardı içimde. Biraz pişmanlık. Çokça öfke.

İlk defa ondan haber alabilmek için birilerine yalvarmıyor ya da komutanlıkta Albay'ın peşinden koşmuyordum. Garip bir histi duygusuz olmak. Alışırdım herhalde. Geri döneceğini sanmıyordum zaten.

"Hamburger?"

Elinde poşetlerle içeri giren Matias'a bakıp gülümsedim ve yanıma oturması için kaydım. Yeni yeni yemek yiyebilmeye başlamıştım, bu yüzden her gün mutlaka uğruyor ve öğleni beraber geçiriyorduk. Ona yedek anahtarı vermiştim. Başka kime verecektim zaten şu saatten sonra, etrafımda olması iyi hissettiriyordu.

"Aç mısın?"

"Sanırım."

Masayı hızlıca hazırlayıp yemeğe geçtiğimizde beni güldürebilmek için elinden geleni yapıyordu. Doyduğumuzda etrafı toparlamış, ben de ikimize kahve yapmıştım. Kahvelerle içeri girdiğimde kendini koltuğa atmıştı, bardağını ona verip yanına oturdum ve bağdaş kurdum.

Kahvelerimizi içerken oluşan derin sessizliğin ortasında birden usulca "Abla?" diye seslenmesinin ardından neyin geleceğini hissetmiş gibiydim.

"Onun hakkında hiçbir şey sorma." dedim net ve sertçe.

"Nereden anladın?"

Omuz silkip kahvemden bir yudum aldım.

"Ne zaman geri dönecek?"

"Dönmeyecek," İlk defa nefesim kesilmedi. "Büyük ihtimalle."

"Öyle söylemesene-"

"Öyle," dedim sertçe. Hem kendisi söylememiş miydi geri dönmeyeceğini? Sonra birkaç dakika düşündüm geri dönse ne olacağını. Basit değil mi? "Dönerse de... Boşanacağız."

Beni görmemekte kararlıysa kendimi gözlerinin önünde paralamaktansa boşanırdım, en azından beni görmemesi için bir sebebi olurdu. Bir an önce avukat ayarlamayı aklıma not ettim. Artık yorulmuştum ve dayanacak azıcık bile gücüm kalmamıştı.

exile ¬ malikBağımlısı olacağınız hikayeler. Şimdi keşfedin