Rüzgarla beraber son konuşmamızdan sonra sessiz bir yolculuktan geçirmiştik. Araba sonunda durmuştu.
Arabadan hızla indiğimde kapıyı sertçe kapatıp Kollarımı birbirine bağladım ve Rüzgarın gelmesini bekledim. Bu sırada etrafımı süzüyordum. Bir deniz vardı. Göremiyorum ama dalga sesleri geliyordu. Etrafımızda genellikle ağaç vardı. Ve çalılıklar. Ve böcekler, sinekler... Ah! Bizim burda ne işimiz var ki?
"Niye geldik buraya?"
Diye sordum kendimi tutamayarak.
"Görürsün şimdi. Hadi gel."
Elimi tuttuğunda bir an düşündüm. Acaba trip atsam? Yok ya bence bu kadar yeter. Tribi sonra atarım. Merakıma yenik düşüp Rüzgarın peşinden ilerledim. Zaten elimi tuttuğu için mecbur olarak yürüyordum.
Görüş alanımıza bir Kumsal ve deniz girmişti.
Gözüme takılan minik minik ışıklar merakımı daha çok artırmıştı. Biraz daha yürüdüğümüzde bu ışıkların renkli mumlar olduğunu anlamıştim. Kumsalın üzerine dağınık bir şekilde yerleştirilmiş mumlar gecenin karanlığında çok güzel bir manzara çıkartıyordu ortaya. Dalgaların sesi ise bu güzelliğe eşlik eder gibiydi. Mumların biraz ilerisinde iki büyük, gri yastiklar, yastıkların karşısında minik bir masa ve masanın üzerinde duran bir defter.
Defter?
Telli, orta kalınlıkta, dışı buradan göründüğü kadarıyla koyu mavi ve süslü bir defterdi. Biz hâlâ yürümeye devam ederken dikkatimi deftere verdiğim için kendi ayaklarıma dolabıp kumsala doğru bir uçuş gerçekleştirdim. Yada gerçekleştirmedim. Rüzgar beni son anda beni tutmuştu.
"Biraz dikkat et güzelim."
"Dikkat ediyorum zaten."
"Belli!"
Alayına karşılık ona dil çıkarttığımda elimi elinden çektim. Bana kaşlarını çatmış bir şekilde bakarken ben ona elimle 'bir dakika' işareti yaparak eğildim. Topuklularla Kumsalda yürümesi zor olduğu için çıkartıp elime aldım. Tekrar Rüzgarın elini tutarken o da kaşlarını çatmayı bırakmış ve elimi daha da çok sıkarak tutmaya başlamıştı.
Yastiklarla aramızdaki az mesafeyi de kapattıktan sonra durduk. Elimdeki topukluları bir köşeye atarken Rüzgara döndüm. O da bana bakıyordu. İkimiz de susarken ilk konuşan Rüzgar oldu.
"İşim buydu." Eliyle etrafını gösterirken Gözlerimin içine bakıyordu.
Ben kaşlarımı kaldiririken birsey söylemek için ağzımı araladım. Ama söyeyemedim. Rüzgar devam etti konuşmasına.
"Bir aydır görmedim seni. Süpriz hazırlanmak istemiştim. Çok kızdın sanırım?"
"Şey... Evet. Kızdım. Ama napıyım? Ben geliyorum, sana haber veriyorum geldim diye sen beni görmeye bile gelmiyorsun. İşim var diyorsun ve pat! Telefonu yüzüme kapatıyorsun."
"Tamam be cadı! Özür dilerim. Hem bara gitmek de ne demek!"
"Ay ben şaka yapmıştım. Çok sinirlenmiştim de ondan yani."
"Bu konuyu sonra konuşuruz cadı."
Beni Belimden tutup hızla kendine çekti ve dudaklarıma doğru fısıldamaya başladı.
"Şimdi daha önemli işlerimiz var."
Dudaklarıma uzun ve soluksuz bir öpücük bıraktığında nefes nefeseydim. Bu sefer ben fısıldadım.
"Seni çok özledim sevgilim."
"Bende hatunum. Bende."
Minik bir öpücük daha bıraktı dudaklarıma ve yüzünü saçlarıma gömüp sıkıca sarıldı. Bende yüzümü onun boynuna gömüp sarılmasına karşılık verdim.
ŞİMDİ OKUDUĞUN
YAN KOMŞUM
Novela JuvenilEce on yedi yaşında bir genç kız. Herkes gibi o da bir okulda okuyor ve o da okulunki yakışıklı bir çocuğa aşık olabiliyor. Ancak bir gün okulundaki büyük yangın ve babasının işi yüzünden yeni bir okula gitmesi gereklidir. Bu nedenle en yakin arkad...
