Merveden
Salonun ortasında sarılarak ağlayan Ece ve Berke abiyi görünce ağlama dürtüsü yine uyandı içimde. Aģlamamın habercisi ilk hıçkirık ağzımdan kaçtığında Mete de bunu duymuş olmalı ki beni kendine çevirip sıkı sıkı sarıldı. Sırtımı sıvazlarken kulağıma 'şşşttt yapma böyle' gibi kelimeler fısildıyordu. Zar zor kendimi toparladığımda ellerim titremeye devam ediyordu. Berke abi ilk önce kendini daha sonra Eceyi sakinlestirdiginde bana döndü ve sarıldı. Ayrildigimizda ben Metenin yanına gittim. Berke abi şu an bize dikkat etmediği için rahat haraket ediyordum.
Kısa bir süre sonra Ece ve Berke abi yola çıkmışlardı. Ben de gitmek için çok yalvarmıştım ama el mahkum gidememiştim. Rüzgârın rahatsızlığı her halinden belli oluyordu. Belli. Sevgilisini bırakmak istemiyordu.
Ben bu habere bu kadar üzülmüşsem Ece ne hale gelmiştir kim bilir. Allahım umarım durumu iyidir. Umarım bir haftaya kalmaz iyileşir. Allahım sana yalvarıyorum. Lütfen.
Mete bana sarılıp başını boynuma gömdü. Bir günde o da çok yorulmuştu. Benimle uğraşırken uyuyamamıştı da.
Bende Kollarımı ona sardım ve onun rahat edebileceği bir konuma geçtim. Kısa bir süre sonra uykuya daldığında ben de hiç istifimi bozmadan ben de kendimi uykuya bıraktım.
Ne kadar zaman geçti bilmiyorum. Yine aynı pozisyonda uyandım. Pencereden gördüğüm kadarıyla hava kararmıştı. Her yerim uyuşmuştu. Meteyi rahatsız etmemeye çalışarak biraz kıpırdandım ama hemen uyandı ve panikle konuşmaya başladı.
"Birşey mi oldu!?"
"Yok yok. Olmadı birsey. Özür dilerim ya. Uyandırmak istemedim."
"Önemli değil kızılım. Gel."
Beni kollarının arasına aldı ve uyku sersemi haliyle yüzünü boynuma gömdü. Bir süre mırıldanıp boynuma bir öpücük kondurdu.
"Mete?"
"Hı?"
"Bugün ayın kaçı?"
"30 ekim. Neden?"
"Hiç. Öylesine sordum."
"Anladım."
"Açmısın?"
"Biraz."
"Hadi kalk bişeyler atıştıralım. "
Ayağa kalkıp elimi uzattım. Elimi tutup kalktı ve beraber mutfağa gittik. Evde hazır yemek olmadığı için en basit olan ekmek yağlayıp yedik.
Seda ve Alara eve gitmişlerdi. Rüzgar ise Ece gittikten sonra Ecenin odasına çıkmıştı. Salona tekrar geçtiğimizde ikimiz de sessiz sedasız, sarmaş dolaş oturduk.
"Mete?"
"Hı?"
"İyileşir dimi?"
"Tabiki. Hemde görürsün Ece iki güne kalmadan mutlu bir şekilde gelicek."
"İnşallah.... Arasak mı?"
"Sen bilirsin."
Telefonuma uzandım ve biricik kız kardeşimi aradım. Uzun bir çalıştan sonra Beril abla açtı telefonu.
"Beril abla? Ece nerde?"
"Bayıldı. Yatıyor şimdi."
"Neden bayıldı? İyimi? Sen niye ağlıyorsun?"
Ve Beril ablada kayış kopmuştu. Soluksuz ağlıyordu.
"Noldu?" Dedim Titreyen sesimle.
"B-babam ö-öl-dü! Öldü!"
Ve telefonu kapattı.
Rüzgar ve Mete hızla yanıma gelmişlerdi. Rüzgar ne ara gelmişti fark etmemiştim.
"Noldu Merve?! Ne olmuş Eceye?!"
"Kızılım noldu?! Merve cevap versene!"
Telefonu elimden atıp Meteyi ittim ve yaşlı gözlerle bağırmaya başladım.
"Yalancı! Yalan söyledin bana! Hani iyileşecekti! Hani Ece iki güne kalmaz mutlu bir şekilde gelicekti! Neden yalan söyledin bana?"
Mete beni sakinleştirmeye çalıştı. Ama sadece çalıştı. Çığlıklarımı kızlar da duymuş olacak ki hızla eve girdiler. Ağlayarak yere çöktüm. Fısıltıyla ağzımdan tek çıkan kelime 'ölmüş' demek oldu.
Mete bana sıkı sıkı sarıldı yine ve yine. Birşey demedi. Sadece ağlamamı dinledi. Bende sadece ağladım.
ŞİMDİ OKUDUĞUN
YAN KOMŞUM
Teen FictionEce on yedi yaşında bir genç kız. Herkes gibi o da bir okulda okuyor ve o da okulunki yakışıklı bir çocuğa aşık olabiliyor. Ancak bir gün okulundaki büyük yangın ve babasının işi yüzünden yeni bir okula gitmesi gereklidir. Bu nedenle en yakin arkad...
