☾ XXV

235 28 52
                                        

•

Oops! This image does not follow our content guidelines. To continue publishing, please remove it or upload a different image.


Nefretle yaşayan bir insan gerçekten yaşadığını iddia edemez. Nefret dünya üzerindeki en güçlü duyguysa değdiği yeri çürütüp kurutur. Kalbine bir kez nefret bulaştığında ondan kolayca arınamazsın. Kanını akıtır kendinden vazgeçersin. Kapılarını tamamen güneşe kapatmak gibidir. Karanlıkta yolunu bulamazsın.

Babamdan nefret ettiğimi düşünüyordum çoğu zaman. Onun bana hiçbir zaman göstermediği sevgisini ben ona karşı nefretle değiştirmiştim. Bana bunu yapanın en başta o olduğunu sanıyordum ama anılar, bir bir zihnimdeki eski yerlerine yerleşmeye başladığında nefretimin tek kişiyle sınırlı kalmadığını da anlamıştım.

Ben en çok kendimden nefret ediyordum.

"Özür dilemek için çok mu geç?" diye mırıldandım boğazımda bir yanma hissi varken. Saatlerdir burada olsam dahi konuşabilecek, dahası onun bulunduğu yere bakabilecek cesareti kendimde yeni bulabiliyordum. "En son seni ne zaman ziyarete geldiğimi bile hatırlamıyorum. Babamın dediği gibi gerçekten ümitsiz bir vaka çıktım." Dudaklarımda bir gülüşün belirmesine izin verirken dolan gözlerime inat burnumu çektim.

"Beni affedeceğini bilseydim eğer, ayaklarına kapanıp af dilerdim." Dedim kafamı iki yana sallarken. "Biliyorum, anne. Yetiştirdiğin çocuğun temiz kalpli kalmasını isterdin ama ben senin öğretinin her defasında çok dışına çıktım." Ellerime baktım. "Ellerime kan bulaştı. Ben birisinin katili oldum ama bundan daha da kötüsü, yaptığımdan pişman olmamam. Yine o zamana dönsem yine onun kendi ellerimde can verişini büyük bir zevkle izlerdim. Bir an bile tereddüte düşmezdim."

Akiyama Akemi.

Yutkunurken annemin mezarına baktım uzun uzun. Etrafında kuru otlar yetişmişti ve kimse bunları ayıklamaya gelmemişti bile. Ellerimle otları kenara iterken mezar taşını daha da açığa çıkardım. 12 Mayıs tarihi karşıma çıktığında bazıları için basit bir tarih, benim için ıstıraptan başka bir şey değildi.

"Farkındaydım anne." Dedim burnumdan güler gibi bir nefes bırakırken kafamı göğe kaldırdım ve gözyaşlarının akmaması için direndim. "En başından beri bir şeylerin yeterince aydınlık olmadığını biliyordum. Şimdi daha da farkındayım. Babamın yaptıklarını. Diğer çocuklarla girdiğim eğitimleri. Terapisti. Evden kaçışımın asıl sebebini. Burada olmamın sebebini biliyorum. Hatırlamaya başladım tıpkı babamın korktuğu gibi. Kaçtığı gibi. Ama sen öğrettin anne. Korkularımla yüzleşmem gerektiğini. Karanlıksa daha fazla karanlık. Artık gölgelerle savaşmayacağım. Sonumu kendim yazsam dahi bu yoldan dönmemeye kararlıyım bu sefer."

Geriye doğru bir adım atarken getirdiğim kırmızı krizantemleri mezarına bıraktım. "Mutluluk ise bu dünyadaki gerçek olan tek duygu. Onu ben hak etmiyorum." Gülümsedim buruk bir şekilde. "Ama biri var, gözlerinin siyahına rağmen kalbi berrak kalmış birisi. Yollarımız her defasında kesişiyor ama hiç adımlarımızı bir atamıyoruz. Beni göğsümdeki matemden sağ çıkaracak kişi de o. Tamamen karanlıkta bırakabilecek kişi de o. Buna ne denir anne? Cevabını biliyorsan söyle ki ben de bileyim. Beni bir bilinmezle daha sınanmaktan kurtar. Çünkü ona her baktığımda daha fazla gözyaşlarıma hakim olabileceğimi sanmıyorum ve onun istediği de benim ağlamam."

Where The Shadow EndsStories to obsess over. Discover now