☾ XXXIV

272 27 75
                                        

•

Oops! This image does not follow our content guidelines. To continue publishing, please remove it or upload a different image.

Bunca zamandır yaşadığın her şeyin anlamsız olduğunu tek bir dokunuşla anlayabiliyordu insan. İnşa etmeye çalıştığın kalen tek bir zelzeleyle de kolayca yerle bir olabiliyorken aslında umutsuzluğu kendine kalkan kılmıştın hiç farkında olmadan.

Bir yalanın içinde yaşamıştım. Yalanların üstüne kurulmuş bir ailede sahtelik içinde yaşamıştık. Yaşatmaya çalıştığımız rollerimizin içinde kaybolurken kendi özümüzü kaybetmiştik. Anlıyordum geç de olsa aslında her şeyin ne kadar büyük etkilere sahip olduğunu ruhumda.

"Jaemin'le ne konuştuğumuzu sormayacak mısın?" diye sordum Jeno'nun sessizliği rahatsız edici bir boyuta ulaştığında ona çatan bendim. "Yine alttan alttan imalı konuşmalar da mı yapmayacaksın?"

Jaemin'in daha birkaç kontrolü olduğu için oradan hemen çıkamamıştı. Konuşmamız bittikten sonra ona veda ederek dışarı çıktığımda Jeno'yu kapının önünde gördüm. İçeri girebilirdi ama bizi daha uzun süre yalnız bırakmıştı tahminimi aşarak.

Koridorda adımlarını seri bir şekilde atmaya devam ederken beni resmen yok saymıştı ve onda bir şeylerin ters gittiğini anlamak için de dahi olmaya gerek yoktu. "Hey," dedim kaşlarımı çatarak adımlarımı hızlandırdım ve kolundan yakaladım. "Ne oldu birden?"

Benim tutuşumdan kolayca kurtulup gidebilirdi ama durdu ve benim elim hale dirseğinin üzerinde belli belirsiz bir dokunuş sağlarken bana döndü. Yüzünün haline bakılırsa onu gerçekten rahatsız eden bir şeyler olmuştu ve bu şey, beni sorguya çekmesini bile es geçmesini sağlamıştı.

Anında kaşlarım endişeli bir şekilde çatılırken göğsümde anlamsız bir sıkışma oldu. "Jeno," dedim kısık bir sesle.

"Arina," dedi yutkunduğunda adem elması oynamıştı. "Senden bir şey rica edebilir miyim?"

Kaşlarım bu sefer şaşkınlığımı belli edercesine kalktığında bunu gerçekten beklemediğim içindi. Aklımın ucundan bile geçmezdi onun çaresiz ve köşeye sıkışmış bir sesle benden bir şey rica edeceğini. Elim güçsüz bir şekilde yanıma düşerken bu sabahın daha ne kadar yorucu olabileceğini tartıyordum. "Nedir o?"

"Dain bir saldırıya uğramış. Şu an hastanede."

"Ne?" dedim sesim beklediğimden daha yüksek bir şekilde çıktığında koridorda yankı yapmıştı.

Jeno yorgun bir şekilde burnumdan solurken parmaklarıyla burun kemerini sıkıyordu. "Kim oldukları belli değil henüz. Çalıştığı yerde birkaç kişi sıkıştırıp hırpalamış." Gözlerime baktı. "Yanına gidemem."

Benden istediğini anladığımda dudaklarımın üzerine örttüğüm elimi çektim. Sıkıca birbirine bastırdığım dudaklarımın iç kısmını ısırırken kan tadı damağıma yayıldı. "Kim neden böyle bir şey yapsın?" Aklım almıyordu. Her şey daha da karmaşıklaşıyordu ve bu olaylarla alakası olmayan birisi de bir şekilde adını olmaması gereken durumlarda duyurabiliyordu.

Where The Shadow EndsStories to obsess over. Discover now