Sadece tek bir söz ya da davranış insanı baştan sona değiştirebilecek güce sahip olabiliyordu. Saatlerdir kafayı kırmama sebep olacak düşüncelerin kancasında yüzerken ne yapmam gerektiğini düşünüyordum. Muhtemelen en mantıklı olan Jeno'yu bulmaktı ki asıl korkum onun karşısına çıktıktan sonra olabilecekleri kapsıyordu.
Chenle'nun telefonun ucundan gelen kaygılı sesi hala kulaklarımda yankılanıyordu. Jeno'nun gittiğini öğrendikten hemen sonra bir katliamdan bahsediyordu. Bunu Jeno'dan başka kimse yapamazdı. Ona olayların kısa bir özetini geçtiğimde ne yapabileceğine bakarak telefonu kapatmıştı.
"Göz dağı veriyor." Dedim sesimdeki korkuyu hissetmek için onun gözle görülür bir varlığa dönüşmesine gerek yoktu. "Hepsini tek tek bu şekilde avlayacak."
"Fotoğrafları gördüm." Dedi Jisung mide bulantısını saklayamayarak. Telefonunu ortaya attı, masanın üstüne. Çıkan tok ses ile ben ve Renjun etrafında bittik. Elimi dudaklarımın üstüne kapattım, aniden başımın döndüğünü hissettim.
"Hong InKuk'un bahçesine atmış cesedi." Dedi sanki gördüğümüz yeterince anlaşılır değilmiş gibi. "Adamı parçalayıp cesedi bahçesine atmış."
"Buna sebep olanın kim olduğu çok açık değil mi?" bu gördüklerinden hiç etkilenmemiş gibi. Renjun'nun birer ok gibi fırlayan sözlerinin hedefinde ben vardım. "O dosyaya nasıl eriştin? Jeno'ya nasıl verirsin pervasızca?" Sesi suçlayıcıydı. O sırada anladım ki Jeno'yu benden daha çok tanıyorlardı, onunla daha fazla vakit geçirmişlerdi. Yapabileceklerini, ne kadar gözünün dönebileceğini en iyi onlar bilirdi. Ben ise dediği gibi sorumsuz davranmıştım.
"Ben vermedim." Diye kısık bir sesle mırıldanırken onun öfkesinin bana dönük olan sivri uçlarını üstümden çekmeye yeterli değildi. Dün gece, tenimde gezinen sıcak parmaklarının hayaletlerini hala hissedebiliyordum. Ona dokunmak, onunla birlikte olup her kıvrımının tutkusuyla kaybolmakta o kadar kendimi kaybetmiştim ki dosyayı alıp okuyabileceği ihtimalini tamamen aklımdan silmiştim. Dosyayı ona verecektim ama bazı şeyleri alıştıra alıştıra söylemekle başlamalıydım belli ki. Ne kadar alıştırırsam alıştırayım, bu yaşanılanların alışılabilecek bir yanı yoktu.
"Nasıl buldu o zaman?"
Dudaklarımı birbirine bastırdım. "Dosya yanımdaydı. Gece benden habersiz okumuş olmalı."
Jisung, vaktimizi böyle heba etmememiz konusunda düşünceleri varmış gibi araya girdi. "Yetimhane müdürünün adı birçok defa polis kayıtlarında geçiyor ama arkasındaki sağlam isimlerden dolayı hiçbir zaman görevden alınmadı." Burnunun ucuna düşmüş, kemik çerçeveli gözlüğünü geriye itti. "Jeno dahil birçok çocuğu Hong Inkuk gibi yer altında çalışan isimlere para karşılığı sattı."
Jaemin ve kardeşini de.
Jaemin'in kardeşin Na JiAn'ın başına gelenlerin asıl başlangıcını bu adam oluşturuyordu. Eğer hiç bu işlere girişmemiş olsaydı Jaemin ve kardeşi bu leş gibi hayattan uzakta, sıradan birer hayat sürüyor olabilirlerdi.
Nedense adamın parçalara ayrılmış cesedinin bir bahçeye rast gele atılmış olmasına rahatladım. Bu beni de vahşi, bir canavara dönüştürürdü belki ama ahlak ve etik kuralları bir kenara atalı çok oluyordu. Bir hayatı satmak ile bu bana aynı geliyordu. İkisi de aynı kötülüğe gebeydi.
"Şimdi ne olacak?" dedim korkuyla. "Jeno'nun bu yaptığı herkes tarafından duyulacak. Onlardan saklanması imkansız artık."
Renjun iç çekti. Bir anda bulunduğu yaştan on yaş daha büyük ve yorgun göründü gözüme. "Her ne kadar bu yaptığını doğru bulmasam da kendini güvenceye aldığından eminim. Bu göz korkutmak için yapılan bir şey. Listedeki her isim tek tek ortadan kalkarken Hong Inkuk ve diğerleri kimliği belirsiz bir seri katilden nasıl saklanmaları gerektiğinin hesabını yapacak."
YOU ARE READING
Where The Shadow Ends
Fanfiction[Nesta] İlk defa bu dünyada gerçek bir arzum olmadığı için korkmuştum. Sonra o geldiğinde, göğüs kafesimin içindeki o terk edilmiş şehri baştan inşa etmeye başladı. Her bir köşesine kendinden bir parça yerleştirirken hiç düşünmedi, bir gün o gittiği...
