Anıları inşa ettikçe netlik kazanmaya başlardı yaşadığın bu hayat da. Boşa kürek çektiğinin hissi her geçen gün daha da az acıtırdı; sevdiğin, değer verdiğin insanlarla biriktirdiğin anılarınla. Anıların her zaman acı dolu geçmişlerden geldiğine inanmıştım. Bunca zamandır bana aksini ispat eden olmamıştı çünkü ama zaman, ağlarını ördükçe kaderin en izbe köşelerine, ansızın yoluna çıkanlar sana mutlu olabileceğin anılarının vaadinde de bulunabilirdi.
Kolları her bir noktaya uzanarak, orada kırık-dökük ne varsa bir araya getirebilecekmiş gibi bir güvenle beni sararken orada biraz daha durmak ve bir daha aramıza hiçbir şeyin girmemesini istiyordum.
Ama bizim hayatımızda boşa geçirdiğim bir saniye bile çok kıymetliyken, biz ise bir olarak yıkımına sebep olduğumuz bu dünyanın altında birbirimizle soluklanmak meşguldük.
Buna hiçbir itirazım yoktu Jeno'nun geri çekilmesine kadar. Elleri hala belimin iki yanında sabit dururken gözlerini gözlerime eşitledi. "Burada çok oyalanmayalım. Eve gidelim."
Bana yardım ederek yere inmemi sağladı. Dengemi sağlayıncaya kadar eli belimde sabit durmuştu bu sayede burnum boynuna doğru sürtünmüştü ve ferah kokusu ciğerlerimi istila etmişti. Eğilip yere attığı tişörtü kafasından ve omuzlarından geçirirken onu izledim.
"Eve mi?" dedim kaşlarım çatılırken kafamı kaldırıp yüzüne baktım. "İki evin vardı ve ikisi de ifşa oldu."
O zamanları hatırlamak bile canımı sıkıyordu ama Jeno'nun birileri tarafından maddi destek aldığını biliyordum. Serrapina Akademi'si biricik ajanlarına maaş veriyor olsa bile her birimiz başka kişilerden emirler alırdık. Jeno üstüne Nesta Cemiyet'i için de çalışıyor gibi davranarak oradan da para kazandığı için epey bir zengin olmalıydı. Yine de pek bir masrafı yoktu. Onu ne zaman görsem bir gangsteri anımsatan siyah tek düze kıyafetlerinden giyiniyordu. Her ne kadar altındaki motoru ve arabası servet değerinde olsa da insan bir giyimine kuşamına da özen gösterirdi.
Onu gıcık etmek için düşüncelerimi sesli bir şekilde dile getirebilirdim ama sonra aklıma başka bir ayrıntı takıldı. Üstümü kendisi düzeltti ve elimi tutarak beni de kendisiyle birlikte oradan çıkarırken anlık oniks siyahları çatılmış kaşlarıma dokundu. Kiraz rengi dudaklarından gelip geçen bir gülüşün gölgelerini seçebiliyordum. "Başka bir yerde kalacağız." Diye cevapladı beni. "Yine aklından ne tür senaryo geçiyor?"
Beni ne kadar iyi tanıyordu böyle?! Kendi kendime onu içten kutlarken aklımda gezinen ve canımı sıkan asıl mesele Hong InKuk'un manevi kızı RyuMin hakkındaydı. Jeno'ya nasıl ilgili baktığını görmüştüm. Kıskanç bir insan değildim. Her kadın elbette Jeno peşinde koşacak değildi, bu çok kilişe olurdu ki Nyx gibi bir barda da birbirinden güzel onca kız varken şu ana kadar kimseden böyle bir enerji almamıştım. Canımı asıl sıkan RyuMin ile Jeno'nun birbirlerini uzun bir zamandır tanıdıklarını kendi gözlerimle görmemdi. Jeno on altı yaşından beri Hong InKuk ile bir iş içindeydi ve geçmişleri gençlik zamanlarına kadar dayanıyor olabilirdi.
Kendimi düşündüm. Birkaç ufak ay geçirmiştik sadece birlikte ve o zamanlarda da bir elin parmağını geçmezdi gerçekten huzurlu ve sakin geçirdiğimiz anlar. Hep ayrı kalmanın bir yolunu bulmuştuk ama şimdi elimi sıkıca saran eline bakarken bunun bir daha gerçekleşmemesi için bir kez daha Tanrı'ya yalvarabilirdim.
"O kız ne ayak?" diye sordum kafamı sallayarak. "RyuMin. Hong InKuk gibi bir adinin manevi kızı olacağı hiç aklıma gelmezdi. Para ve şan şöhret dışında değer verdiği başka bir şeyler de varmış demek ki."
Dışarı çıktığımda o basık ve havasız yerden sonra temiz hava ciğerlerim için kutlama gibi gelmişti. Derin bir nefes aldığımda adımlarımız da birbirimize uygun düşecek şekilde yavaşlamıştı, artık yan yana yürüyorduk ve Jeno beni oradan çıkarmadan önce tuttuğu elimi hala bırakmamıştı. Buna gülümser gibi oldum ama onun bakışları bana döndüğünde ifademi sabit tutmayı başardım.
YOU ARE READING
Where The Shadow Ends
Fanfiction[Nesta] İlk defa bu dünyada gerçek bir arzum olmadığı için korkmuştum. Sonra o geldiğinde, göğüs kafesimin içindeki o terk edilmiş şehri baştan inşa etmeye başladı. Her bir köşesine kendinden bir parça yerleştirirken hiç düşünmedi, bir gün o gittiği...
