☾ XLIV

233 27 59
                                        

•

Oops! This image does not follow our content guidelines. To continue publishing, please remove it or upload a different image.

Bu dünya üzerinde bir kişiyi anlamak için harcanan çaba bazen sonuçsuz kalabiliyordu. Tanımaya çalışırken onda kendinizden bir parça görmek için uğraşır, bazen ona uyum sağlarken kendi benliğinizi kaybedebilirdiniz. Birlikte yakaladığınız ortak şeyler bir arada kalmanız için yeterli gelmeyebiliyordu. Bunu şu an daha net anlıyordum.

"Bir savaştan mı çıktın?" diye sordu Chenle beni gördüğünde. Yüzünü ekşiterek beni baştan sona incelediğinde hala elim yara aldığım bölgenin üzerinde duruyordu. "En azından yürüyerek gelmişsin buraya kadar."

Yüzümü ekşittim esprisine karşı. Beyaz tişörtümün sağ tarafı koyu renkli kan ile bulanmıştı ve ayakta durabilmem bile mucizeydi şu ana kadar. İradem sayesinde olduğum gibi buraya çıkıp gelmiştim ve Park IlSung'u görmeden önce yanıma Chenle'yu çağırmıştım. Kendim için temiz birkaç kıyafet ve pansuman malzemesi bulmasını istemiştim.

Mustang'i otoparka bırakmıştım. Sürücü koltuğunda rahatsızca yerimde kıpırdanırken dudaklarımı birbirine bastırdım.

"Sorulması gereken soruları soracak mısın?" diye mırıldandım kısık bir sesle. Tepe lambasını açarak tişörtü göğsüme kadar sıyırdım. Bıçak sıyırıp geçmişti. Çok derin görünmüyordu. Neyse ki hayati organlara zarar gelmemişti. Bundan daha kötü şartlar altında kalmıştım. Bu hiçbir şeydi. "Nereden geldiğim? Kimin beni bu hale getirdiği gibi mesela." Diye konuştum iğneleyici bir sesle.

Elini uzamış siyah saçlarından geçirdi. Yüzünün keskin hatlarını örten bir kıpırtı seçer gibi oldum. Yaranın etrafını spanç parçasına döktüğüm oksijenli su ile temizlerken aniden saplana keskin sızı ile dişlerimi birbirine bastırarak keskin bir nefes aldım burnumdan.

"Senin için endişeleniyorum." Diye konuştu kederli bir sesle.

Bir başkası olsa bu sözlere hemen bir ket vurur ve kulaklarımı tıkardım ama konu Chenle olduğunda onun sesindeki keder, göğsümü bir sis gibi kaplıyordu. Ama şu sıralar bir şeyler vardı. Yabancısı olmadığım ama tuhaf hissettiren bazı duygulardı. Anlam yükleyemiyordum.

"Aradığın her ne ise yanlış yerde arıyorsun, Arina."

Dudaklarımda buruk bir gülümseme belirdi. "Park IlSung mu bunları bana söylemen için seni tembihledi?"

"Ne?" dedi bir ton sesini yükselterek şaşkınlığını belirtti. "Sen ne dediğinin farkında mısın?"

Kaşları öfkeyle köpüren gözlerinin üstüne çökmüştü. Ona kayıtsız bir ifadeyle bakmaya devam ettim. Belimi hafif doğrultarak sargı bezini belim boyunca sardım. Çok iyi bir pansuman değildi ama iş görür düzeydeydi.

"Seninle açık konuşacağım Chenle." Dedim derin bir nefes almadan önce. "Nephente adlı ilacı biliyor musun?" dedim sakin bir sesle ifadesini milim milim incelerken.

Where The Shadow EndsStories to obsess over. Discover now