14.BÖLÜM~KARAR~

129K 8.1K 508
                                        

Okuyan elemanlar niye okur okumaz kaçıyorsunuz canım, iki lafın belini kırardık halbuki😉

Dilber yüzünde gülüşüyle ay gibi parlayan kızı odasında bırakıp merdivenlere yöneldi. Uğraşması gerekenler vardı şimdilik. Ama sonra Züleyha'nın gülüşünü düşünecekti. Gülünce sağ yanağında, dudağının kenarına yakın yerde azıcık çöken yeri iç çekerek düşleyecekti. O minicik, gamze bile denilmeyecek çöküntünün bir eşine, yıllar önce bıraktığı busesi için göz yaşı dökecekti.

Akşam sofrası hazırlanmış ev halkı masada yerlerini almıştı bile. Bir kendi bir de Asil'in yeri boştu. Masadaki inci beyazı masa örtüsüne, gümüş çatal bıçak setine, ortaya konmuş kocaman çiçeğe, tabak kenarlarına serpiştirilmiş istiridye kabuklarına bakıp iç çekti. Neslişah'ın şatafata olan düşkünlüğünden gına gelmişti artık.

İzlediği dizilerin etkisiydi hep bunlar. Sanki Adana'lı ciğer ustası bir adamın kızı değilmişçesine sosyete asilzadeliği oynardı. Masaya geçip oturdu. Asil hâlâ yoktu ve emindi ki ağabeyi söylenmeye başlayacaktı.

"Sofrada adam bekletince boyuna boy ekleniyor ella."

Hiç şaşmazdı Dilber'in ön sesizleri. Belki de yıllardır her şeyin aynı olmasıydı bu tahmin edilebilirlik. Hayatına dönüp baksa güzel diye adlandıracağı sadece beş yılı vardı. Onunda mimarı Asil'di. Kendi üniversite okumak için İstanbul'a giderken halam da gelecek diye tutturmuştu da konaktan geçici azat olmuştu.

Asil'in sayesinde önlisans bitirip, ehliyet alacak sonra da  restoranlarının mali danışmanlığını yapacak güce erişmişti. Ona kalsa yaşayan bir ölüden farkı olmazdı ya. Dilber kadar Asil'de kurtarıcıydı bu hikayede, tek fark Asil bunun farkında bile değildi.

Adım sesleriyle derin bir nefes aldı. Bu akşamın konusu geç gelinmiş sofra olmamalıydı zira. Sessizlik içinde yenen yemek Neslişah'ın incelecek derken tırmalayan cümleleriyle bozuldu.

"Sormayım diyorum ama Dilber, nereye gittin geceden sen öyle?"

Dilber yaşı kırk dokuz olsa da hala çok güzel olan ama içinin karası bir kere fark edilince yüzündeki güzellikten iz kalmayan kadına baktı. Bile isteye ağabeyine duyurma çabasıydı bu. Yoksa nereye gittiğini çoktan öğrendiğine emindi.

"Bilirim dayanamazsın Neslişah. Senin de huyun işte, öleceğini bilsen merakından dönmezsin."

"Yine alengirli konuşuyorsun da soruma cevap vermiyorsun. Ağabeyin duyar diye mi yoksa ağız dolusu lafların?"

"Seni bilmem ama ben yaptığım hiçbir şeyin hesabını uzun zamandır vermiyorum Neslişah."

Gözleri ağabeyine döndü. Bu hayatta birilerine sözünü geçirmek istiyorsan açığını bulacaksın ve o açığı sahibinin koruduğundan bile iyi koruyacaksın ki elin hep güçlü olsun. Zamanında ağabeyinin bir açığını bulmuş, sımsıkı tutmuştu avucunda.

Gözleri çakışınca Hızır Bey homurdandı da başka bir şey diyemedi. Ağzına hızlı hızlı yemeğini tepip duymazlığa verdi.

"Yani gördüğün gibi Neslişahcığım, ağabeyim pek ilgilenmiyor ama ben merakını doyurayım senin. Şişkinlik yapar, ödem tutarsın sen."

Saçlarının üstüne gelişi güzel attığı şalının ucunu sağ omzuna sarkıttı da duruşunu dikleştirdiğini gizledi Neslişah. Az balık etliyse ne olmuştu sanki?  Kadın dediğin de et olurdu.

"Kütahya ya gitmişsin, aldım haberini aldım. Rahmetli kaynatamın kemiği sızlamıştır yattığı toprakta."

"Bırak onu da rahmetli kaynatan düşünsün Neslişah. Benim size bir haberim var."

GİRDAPBağımlısı olacağınız hikayeler. Şimdi keşfedin